<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/"
	>

<channel>
	<title>Masonluğun İç Yüzü</title>
	<atom:link href="http://masonluk.wordpress.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://masonluk.wordpress.com</link>
	<description>Ben çok iyi bildiğim ve tanıdığım bu masonluğu salahiyetlerimi kullanarak hem de kendi rızalarıyla yasak ettirdim. Localarını kapattırdım. Beni sevenler ve kararlarıma değer verenler bu gayemi yaşatmalıdırlar.  (Mustafa Kemal ATATÜRK)</description>
	<lastBuildDate>Sun, 27 Feb 2011 11:00:33 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.com/</generator>
<cloud domain='masonluk.wordpress.com' port='80' path='/?rsscloud=notify' registerProcedure='' protocol='http-post' />
<image>
		<url>http://s2.wp.com/i/buttonw-com.png</url>
		<title>Masonluğun İç Yüzü</title>
		<link>http://masonluk.wordpress.com</link>
	</image>
	<atom:link rel="search" type="application/opensearchdescription+xml" href="http://masonluk.wordpress.com/osd.xml" title="Masonluğun İç Yüzü" />
	<atom:link rel='hub' href='http://masonluk.wordpress.com/?pushpress=hub'/>
		<item>
		<title>George Soros ve Yerli Köpekleri</title>
		<link>http://masonluk.wordpress.com/2011/02/27/george-soros-ve-yerli-kopekleri/</link>
		<comments>http://masonluk.wordpress.com/2011/02/27/george-soros-ve-yerli-kopekleri/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 27 Feb 2011 11:00:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>masonluk</dc:creator>
				<category><![CDATA[George Soros]]></category>
		<category><![CDATA[Kıbrıs]]></category>
		<category><![CDATA[Sizden Gelenler]]></category>
		<category><![CDATA[Yahudi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://masonluk.wordpress.com/?p=595</guid>
		<description><![CDATA[Macar asıllı ve ABD vatandaşı bir yahudi olan Soros’un Orta Asya, Avrasya, Türkiye ve Kıbrıs’taki faaliyetleri artık bilinin bir gerçektir. Açık toplum enstitüsü ve ona bağlı sivil toplum örgütleri tarafından yönlendirilen bu faaliyetlerin icra edildikleri yerler ve uygulanan taktikler açısından derinliğine incelenmesi gerekmektedir&#8230; Soros’un faaliyet alanları incelendiğinde; enerji kaynakları, enerji nakil güzergahı veya daha başka [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=masonluk.wordpress.com&amp;blog=7436894&amp;post=595&amp;subd=masonluk&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Macar asıllı ve ABD vatandaşı bir yahudi olan Soros’un Orta Asya, Avrasya, Türkiye ve Kıbrıs’taki faaliyetleri artık bilinin bir gerçektir. Açık toplum enstitüsü ve ona bağlı sivil toplum örgütleri tarafından yönlendirilen bu faaliyetlerin icra edildikleri yerler ve uygulanan taktikler açısından derinliğine incelenmesi gerekmektedir&#8230;<span id="more-595"></span></p>
<p>Soros’un faaliyet alanları incelendiğinde; enerji kaynakları, enerji nakil güzergahı veya daha başka stratejik özelliği bulunan yerlerin seçildiği, ayrıca bu yerlerin ABD ve dolayısıyla İsrail’in ilgi alanı içerisinde olduğunu görmekteyiz.</p>
<p>Soros’un uyguladığı yöntemler ve toplumlardaki değişim çabalarının, ABD’nin globalleşme stratejisine ve siyonizmin dünya devleti ideolojisine hizmet ettiği aşikardır.</p>
<p>Soros, ABD’nin yeni dünya düzeni hedefi doğrultusunda, hedef ülkelerde amaçlarına ulaşmayı kolaylaştıracak şartları oluşturmaya çalışmaktadır.</p>
<p>Yüzyıllar önce; zalim hükümdarların boyunduruğu altında ezilen halklara adaleti götürmek için gerekli şartları oluşturan osmanlı akıncılarının yerini bu gün; emperyalizmin ve siyonizmin insanları sömürebileceği ortamları hazırlamakla görevli misyonelrleri olan Soros ve vakıfları almıştır.</p>
<p>Çünkü bugün ABD’nin, ilhamını siyonizmin aldığı “yeni dünya düzeni”; ABD ve yahudilerin menfaaatlerini korumaktan başka hiçbir kritere dayanmamaktadır. Bu ideolojide; bir damla petrol, binlerce insanın kanından daha fazla önemlidir.</p>
<p>Son dönemde Soros ve ekibinin Orta Asya Türk cumhuriyetlerinde ve yavru vatan Kıbrıs’taki faaliyetlerinin yoğunlaşması dikkat çekmektedir.</p>
<p>Eski dönemlerde Kırgızistan’da Soros destekli muhalifler, devlet başkanı Kurmanbak Bakiyev istifa edene kadar eylem yapacaklarını açıklamışlardı.</p>
<p>Kıbrıs’ta ise özellikle Türklük bilincini yok etmeye yönelik çabalar dikkat çekmektedir.</p>
<p>Kıbrıs, ABD’nin büyük ortadoğu projesi ile yeni dünya düzeninin ileri karakolu haline gelmiş ve münhasır ekonomik bölgelerinde önemli petrol reservleri bulunmasıyla, Doğu Akdenizdeki önemi bir kat daha artmıştır. Bu durum Kıbrıs üzerinde oynanan oyunları artırmış ve ada hızlı bir değişim sürecine sokulmuştur.</p>
<p><a href="http://masonluk.files.wordpress.com/2011/02/yavru-vatan-kibris.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-596" title="yavru vatan kibris" src="http://masonluk.files.wordpress.com/2011/02/yavru-vatan-kibris.jpg?w=450&#038;h=276" alt="" width="450" height="276" /></a></p>
<p>Türkiye’de günlük siyasi çekişmeler sürerken, yanı başımızdaki yavru vatanda çok krıtik gelişmler meydana gelmektedir.</p>
<p>Özellikle 2004 yılında yapılan referandumdan bu yana, Kıbrıs’ta meydana gelen gelişmeler, milli menfaatlerimizi zedeleyici boyutlara ulaşmaya başlamıştır.</p>
<p>Soros en büyük yatırımı hedef toplumların eğitim programlarıyla değiştirilmesinde yapmaktadır. Özellikle çocuklara, gençlere ve kadınlara yönelik programlarla kitlelerin milli kimliklerinden ve tarihlerinden uzaklaştırılması sağlanmakta ve global değişimin alt yapısı hazırlanmaktadır.</p>
<p>Bu kapsamda Kıbrıs’ta ders kitaplarının içeriklerinin değiştirilip milli ve manevi kimlikten uzak bir eğitim sisteminin hedeflendiği görülmektedir.</p>
<p>Orta öğretim ders kitaplarından, Kıbrıs Türklerinin anadolu kökleri, rumların Türklere yaptığı katliamlar, KKTC’nin niçin ve nasıl kurulduğu, Dr. Fazıl Küçük ve Denktaş’ın hizmetleri çıkarılmıştır.</p>
<p>Tarih kitaplarından Osmanlı bölümü çıkarılmış, papaz resimleri konularak hristiyanlık propagandası yapılmıştır. Bu kitapların hazırlanmasında rum yazarların kitaplarından istifade edilmiştir.</p>
<p>Kitaplarda Türk mukavemet teşkilatı (TMT), yunanlıların örgütleriyle aynı kategoride ele alınarak, her iki kesimde ortaya çıkan örgütlerin çatışma ortamını körüklediğinden bahsedilmiştir.</p>
<p>Kitaplarda Kıbrıs haritası bir bütün olarak gösterilmiş, KKTC’nin sınırları gösterilmemiştir.Bu kitaplarla, açıkça Kıbrıs’ta iki ayrı toplumun olmadığını empoze etmeyi amaçlayan, Kıbrıslılık bilinci yaratmaya çalışan, milli kültürleri milli tarihi ortadan kaldırmayı hedefleyen bir eğitim sistemi oluşturmak hedeflenmiştir.</p>
<p>Soros destekli “insan hakları eğitimi on yılı ulusal komitesi”nin organizesinde, “açık toplum enstitüsü”nün mali desteğinde başlatılan bu çabalar; 2002 yılından itibaren sürdürülmektedir.</p>
<p>Ders kitaplarında açıkça veya üstü kapalı olarak;</p>
<p>Farklı kültürlere ve farklı inançalara saygı gösterilmesi gerektiği, milliyetçiliğin farklı kültürlerin önünde bir engel olduğu,</p>
<p>Tek dil öğretislmesinin insan hakları açısından sakıncalı olduğu,</p>
<p>Azınlıkların korunması ve haklarının genişletilmesi gerektiği,</p>
<p>Ders kitaplarında Peygamber Efendimiz veya Atatürk gibi önemli şahsiyetlerin tanıtılmasının farklı dinleri ve kültürleri görmezden geldiği hususları belirtilmektedir.</p>
<p>Kıbrıs Türk halkı, Kıbrıs davasında daima Türkiye’nin ve Türk askerinin yanında yer almıştır. Bugün bazı çatlak sesler çıkmasından; rumlar, AB ve Soros kadar bunlara karşı gerekli tedbirleri almayan idarecilerimiz de sorumludur.</p>
<p>Kamuoyunu ikna edici ve meselelere çözüm getiren yaklaşımları ortaya koyması gerekenlerin, sadece laf üretip, tavır koymaya çalışmaları sonucunda, meydan rum’a, AB’ye ve Soros’a kalmaktadır.</p>
<p>Kıbrıs’ta çözümsüzlük, siyasi karasızlık ve bu kritik konulardaki sivil-asker uyuşmazlığı, Soros’un ekmeğine yağ sürmekte dolaylı olarak siyonizmin amaçlarına hizmet etmektedir.</p>
<p>Türkiye, Irak ve Kuzey Irak politikaları,  Kıbrıs konusunda da sivil-asker politik uyuşmazlığından kaynaklanan polemiklerle tarihi fırsatları kaçırmakta ve telafisi mümkün olmayan hatalar yapmaktadır.</p>
<p><a href="http://masonluk.files.wordpress.com/2011/02/yavru-vatan-kibris-yilmaz.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-597" title="yavru vatan kibris yilmaz" src="http://masonluk.files.wordpress.com/2011/02/yavru-vatan-kibris-yilmaz.jpg?w=450&#038;h=301" alt="" width="450" height="301" /></a></p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/masonluk.wordpress.com/595/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/masonluk.wordpress.com/595/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/masonluk.wordpress.com/595/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/masonluk.wordpress.com/595/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/masonluk.wordpress.com/595/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/masonluk.wordpress.com/595/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/masonluk.wordpress.com/595/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/masonluk.wordpress.com/595/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/masonluk.wordpress.com/595/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/masonluk.wordpress.com/595/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/masonluk.wordpress.com/595/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/masonluk.wordpress.com/595/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/masonluk.wordpress.com/595/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/masonluk.wordpress.com/595/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=masonluk.wordpress.com&amp;blog=7436894&amp;post=595&amp;subd=masonluk&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://masonluk.wordpress.com/2011/02/27/george-soros-ve-yerli-kopekleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/be2b5c42b4acb9172011834d94829c44?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">masonluk</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://masonluk.files.wordpress.com/2011/02/yavru-vatan-kibris.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">yavru vatan kibris</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://masonluk.files.wordpress.com/2011/02/yavru-vatan-kibris-yilmaz.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">yavru vatan kibris yilmaz</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Danışmanlarının Oyuncağı Bir Başbakan Portresi</title>
		<link>http://masonluk.wordpress.com/2011/02/22/danismanlarinin-oyuncagi-bir-basbakan-portresi/</link>
		<comments>http://masonluk.wordpress.com/2011/02/22/danismanlarinin-oyuncagi-bir-basbakan-portresi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 22 Feb 2011 19:25:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>masonluk</dc:creator>
				<category><![CDATA[ADL]]></category>
		<category><![CDATA[AK Parti]]></category>
		<category><![CDATA[AKP]]></category>
		<category><![CDATA[B'nai B'rith]]></category>
		<category><![CDATA[CFR]]></category>
		<category><![CDATA[JİNSA]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[Yahudi]]></category>
		<category><![CDATA[Yolsuzluk]]></category>
		<category><![CDATA[İngiltere]]></category>
		<category><![CDATA[İsrail]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://masonluk.wordpress.com/?p=589</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye 1856 Islahat Fermanının imzalandığı günlere benzer bir dönem geçirmektedir. Azınlık hakları, Fener Rum Patrikhanesi, hatta Ayasofya&#8217;nın kilise olarak ibadete açılması gibi isteklerin ardı arkası kesilmemektedir. Türk Milleti değişim, gelişim, evrensel değerlere sahip çıkmak, küreselleşme gibi, Millet için ne ifade ettiği belli olmayan, tanımı ve tarifi açık seçik ifade edilmeyen kavramlarla oyalanmaktadır. Bunun yanında bizleri [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=masonluk.wordpress.com&amp;blog=7436894&amp;post=589&amp;subd=masonluk&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye 1856 Islahat Fermanının imzalandığı günlere benzer bir dönem geçirmektedir. Azınlık hakları, Fener Rum Patrikhanesi, hatta Ayasofya&#8217;nın kilise olarak ibadete açılması gibi isteklerin ardı arkası kesilmemektedir. Türk Milleti değişim, gelişim, evrensel değerlere sahip çıkmak, küreselleşme gibi, Millet için ne ifade ettiği belli olmayan, tanımı ve tarifi açık seçik ifade edilmeyen kavramlarla oyalanmaktadır. Bunun yanında bizleri almayacakları kesin olan AB&#8217;ye girebilme adına, ülkenin değerleri bir bir yabancılara peşkeş çekilmekte, çocuklarımızın geleceği ipotek altına alınmaktadır. Uğrunda binlerce şehit verdiğimiz Kıbrıs&#8217;ta ver kurtul sürecine girilmiş, milliyetçi kadrolar tasfiye edilmiş, bir döneme damgasını vuran eski Cumhurbaşkanı Sayın Rauf Denktaş neredeyse hain ilan edilmiştir&#8230;<span id="more-589"></span></p>
<p><a href="http://masonluk.files.wordpress.com/2011/02/recep-tayyip-erdogan-adl-odul-toreni.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-590" title="recep tayyip erdogan adl odul toreni" src="http://masonluk.files.wordpress.com/2011/02/recep-tayyip-erdogan-adl-odul-toreni.jpg?w=420&#038;h=350" alt="" width="420" height="350" /></a></p>
<p>Emperyalist güçler, Türk Milletine Sevr&#8217;de dayattıkları, Anadolu&#8217;yu parçalayıp yutmak ihtirasından bir türlü vazgeçmediler. Günümüze kadar her fırsatta, ülkemizin zor günlerinde Sevr hükümlerinden bazılarını önümüze getirdiler. Emperyalist güçler, son dönemlerde Türkiye üzerinde oynadıkları oyunu bir sahne ileri götürmenin sevinci içinde ellerini ovuştururken, Türk Milleti olarak bizler, memleketimizin her gün biraz daha kuşatılmışlığa itildiğini görmenin sıkıntılarını yaşıyoruz.</p>
<p>Bugün geldiğimiz noktada, Ülkeyi bölmek için pusuda bekleyen bu güçler; parlak nutuklar atan ancak söylemleri ile duruşu farklı çizgide olan, kendi kurumlarıyla doku uyumsuzluğu bulunan, ülkedeki güçler dengesinin ayarını bozarak hassasiyet yaratan bir Başbakan bulmanın mutluluğu içindeler. Rejimle kavgalı, dostları hep Avrupalı olan R.Tayyip Erdoğan, diğer siyasi liderlerin kredisinin tükendiği bir dönemde, milletin büyük umutları ile iş başına geçti. İktidara geldiğinden bugüne olan bitene hepimiz şahit olduk. Her şeye rağmen ya tutarsa diye ülkemiz adına umutlanmak istedik. Ancak, şimdilerde meydana gelen gelişmeler ülkemizin geleceğinin hangi çıkmazlara sürüklendiğini, azıcık aklı olana açık seçik anlatırken Sayın Başbakana davul zurna bile yetmemektedir.</p>
<p><a href="http://masonluk.files.wordpress.com/2011/02/recep-tayyip-erdogan-israil-1.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-591" title="recep tayyip erdogan israil 1" src="http://masonluk.files.wordpress.com/2011/02/recep-tayyip-erdogan-israil-1.jpg?w=450&#038;h=300" alt="" width="450" height="300" /></a></p>
<p>Artık, dost diye bağrımıza bastığımız ABD&#8217;li subayların ceplerinden Kürdistanlı bölünmüş Türkiye haritaları çıkmaktadır. İncirlik&#8217;te vatan toprağımızda ABD&#8217;li bir çavuş, Türk binbaşısını eşinin gözünün önünde tartaklayıp, kelepçe takma cesareti gösterirken, ABD&#8217;de ki son ziyaretinde Başbakan, devlet başkanı Obama&#8217;ya, bırakın Kuzey Irak&#8217;a girmeyi PKK kelimesini bile heceleyememiştir. Obama, Genişletilmiş Büyük Ortadoğu projesini anlatırken, başbakan her konuda mutabık olduklarını ve ortak mücadele edeceklerini açıklamıştır. Sayın Başbakan, Bush&#8217;un ve Obama&#8217;nın himmetiyle değil, Yüce Türk Milletinin oylarıyla iktidar olduğunuzun farkına varın artık.</p>
<p>Böyle karanlık bir dönemde, sözüm ona danışman, uzman gibi sıfatlarla, Türkiye&#8217;nin önümüzdeki 50 yılının şekillendiği bir dönemin vizyonunun emanet edildiği ne idüğü belirsiz kişiler tarafından açıkça yönlendirilen ve bu durumdan hiç de şikayetçi olmayan bir Başbakanımız var. Bu nedenle milletimizin çoğunun gözünden kaçmayan &#8220;kılavuzu karga olanın burnu pislikten kurtulmaz&#8221; özdeyişi, Başbakanın yaptığı her hatadan sonra yeniden hatıra gelmektedir. Bazen kamuoyunun duyarlılığı sayesinde başbakanın tanıdık ifadeleri içerisinde &#8221; aslında ben onu kastetmedim? &#8220;, &#8221; medya abartıyor, çarpıtıyor? &#8221; gibi ifadelerle birlikte, yapılan yanlışlıklardan zoraki dönülebilmektedir. Ancak, yapılan yanlışlar da milletin kanını donduracak kadar büyük olabilmektedir. Örneğin Başbakan, zorlama bir şekilde yaratılan Kürt sorunu&#8217;nu gören ve bu ölçüde dile getirebilen ilk Başbakan olma sıfatını taşırken, bu ve benzeri gafletle karışık hatalar sonucunda, Güneydoğuda PKK terör örgütü gemi azıya almış, DTP&#8217;li belediye başkanları Avrupalı destekçilerine güvenerek ihanet nutuklarını kamuoyu önünde atar olmuşlardır.</p>
<p><a href="http://masonluk.files.wordpress.com/2011/02/recep-tayyip-erdogan-israil-2.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-592" title="recep tayyip erdogan israil 2" src="http://masonluk.files.wordpress.com/2011/02/recep-tayyip-erdogan-israil-2.jpg?w=450&#038;h=450" alt="" width="450" height="450" /></a></p>
<p><strong>Ömer ÇELİK</strong>, Cüneyt Zapsu, Lütfullah GÖKTAŞ, <strong>Egemen BAĞIŞ </strong>gibi danışmanlarının kamuoyuna mal olmuş hatalarının daima arkasında duran, ancak dün söylediğinin bugün arkasında durmayan Başbakanımız, Türkiye&#8217;nin içinde bulunduğu terör ortamının da baş sorumlusudur.</p>
<p>Sayın Başbakan, dar görüşlü danışmanlarınız hainlikle karışık zihin bulanıklığı ile size doğru düzgün bir terörle mücadele profili çizemedi. Siz de önceki hükümetlerin terörle mücadele kolaycılığına kapıldınız. Sorumluluğu askere atarak, taşın altına elini koymayarak, terörü ülke gündeminin ayrılmaz bir parçası haline getirirken, ABD ve AB&#8217;nin Türkiye&#8217;yi bölme oyunlarına alet olduğunuzun farkında mısınız?</p>
<p>Sadece danışmanlarınız değil, yurtdışına çıkmada Dışişleri Bakanı ile yarışa giren, bu konuda son 10 yılın rekorlarını kıran, konuşması gereken yer ve zamanlarda hiç ortalarda gözükmeyen, Doğu ve Güneydoğuda güvenlik sorumluluğunu fiilen askere bırakmış bir İçişleri Bakanı&#8217;na, hangi öne çıkan özelliğinden dolayı katlanılır bilemiyorum! Diğer yandan, Maliye Bakanınız gibi hakkında defalarca soru ve gensoru önergesi verilenlere, ticari ilişkileri ayyuka çıkanlara, siyasi yetkilerini çoluk çocuğunun dünyalığı için kullananlara gösterdiğiniz şefkati, ne MERSİN&#8217;Lİ gariban bir çiftçiye ne de BALIKESİR&#8217;Lİ bir şehit babasına gösterdiniz. Hem de milletin hafızasına kazınacak şekilde çiftçiye &#8220;ananı al git&#8221; , şehit babasına ise &#8220;askerlik yan gelip yatma yeri değildir&#8221; diyerek.</p>
<p>Kendinize güzel bir dünya kurmuşsunuz, 5 yıldızlı otellerde iftarlar, 7 yıldızlı otellerde tatiller, çoluk çocuğunu Amerika&#8217;da okutmalar, sahte Avrupalı ve Amerikalı dostlar ve en önemlisi sizi, milletin gerçeklerinden uzak tutan ve her seferinde yeni hatalara kapı açan, Kürt danışmanlarınız sayesinde gördüğünüz pembe rüyalar?</p>
<p>Olmuyor, Recep Tayyip ERDOĞAN Bey olmuyor, bu tekerlek böyle dönmüyor. Deforme lastiklerle yola devam etme isteğiniz sürdükçe, ölümcül kaza yapma ihtimali kaçınılmaz hale geliyor. Hele yolların kardan, buzdan daha kaygan olacağı önümüzdeki günlerde yaşanacak bir kaza, bu Millete çok şeyler kaybettirecek! Başbakanlığı sadece ekonomi yönetimi olarak algılayan şaşı bakışınızdan kurtarın kendinizi, güvenlik ve siyasi istikrar olmadan cebimizde para olmuş, daha lüks bir hayatım olmuş neye yarar. &#8220;Sıfır&#8221; solunda &#8220;bir&#8221; varsa anlam kazanır. &#8220;Bir&#8221; olmadan istediğiniz kadar &#8216;sıfır&#8217;ı yan yana getirin sonucu &#8216;sıfır&#8217;dır. Gelişme ve kalkınma gibi kavramlar, öngörülü, nitelikli, dünya ile örgütlü güvenlik stratejileri üzerine inşa edilirse değer bulur. Kıymetli danışmanlarınızın bu konularda danışmana ihtiyacı var anlaşılan. Seçim sizin, ister danışmanlarınıza yeni danışmanlar atarsınız, isterseniz adam gibi danışmanlar bulursunuz kendinize, vakit çok geç olmadan?</p>
<p><a href="http://masonluk.files.wordpress.com/2011/02/recep-tayyip-erdogan-israil-3.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-593" title="recep tayyip erdogan israil 3" src="http://masonluk.files.wordpress.com/2011/02/recep-tayyip-erdogan-israil-3.jpg?w=450&#038;h=300" alt="" width="450" height="300" /></a></p>
<p>Avrupalı dostlara, hinoğlu hin danışmanlara değil, şanı, şerefi, öngörüsü yedi düvele nam salmış Yüce Türk Milletinin rehberliğine tâbi ol! Şaşırma sabrımızı da taşırma!</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/masonluk.wordpress.com/589/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/masonluk.wordpress.com/589/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/masonluk.wordpress.com/589/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/masonluk.wordpress.com/589/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/masonluk.wordpress.com/589/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/masonluk.wordpress.com/589/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/masonluk.wordpress.com/589/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/masonluk.wordpress.com/589/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/masonluk.wordpress.com/589/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/masonluk.wordpress.com/589/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/masonluk.wordpress.com/589/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/masonluk.wordpress.com/589/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/masonluk.wordpress.com/589/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/masonluk.wordpress.com/589/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=masonluk.wordpress.com&amp;blog=7436894&amp;post=589&amp;subd=masonluk&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://masonluk.wordpress.com/2011/02/22/danismanlarinin-oyuncagi-bir-basbakan-portresi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/be2b5c42b4acb9172011834d94829c44?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">masonluk</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://masonluk.files.wordpress.com/2011/02/recep-tayyip-erdogan-adl-odul-toreni.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">recep tayyip erdogan adl odul toreni</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://masonluk.files.wordpress.com/2011/02/recep-tayyip-erdogan-israil-1.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">recep tayyip erdogan israil 1</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://masonluk.files.wordpress.com/2011/02/recep-tayyip-erdogan-israil-2.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">recep tayyip erdogan israil 2</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://masonluk.files.wordpress.com/2011/02/recep-tayyip-erdogan-israil-3.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">recep tayyip erdogan israil 3</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>AK Parti ve İsrail</title>
		<link>http://masonluk.wordpress.com/2011/02/13/ak-parti-ve-israil/</link>
		<comments>http://masonluk.wordpress.com/2011/02/13/ak-parti-ve-israil/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 13 Feb 2011 21:03:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>masonluk</dc:creator>
				<category><![CDATA[AKP]]></category>
		<category><![CDATA[Yahudi]]></category>
		<category><![CDATA[İngiltere]]></category>
		<category><![CDATA[İsrail]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://masonluk.wordpress.com/?p=586</guid>
		<description><![CDATA[2004 yılının ilk aylarında Başbakan Erdoğan, Ariel Şaron hü­kümetinin politikalarını sert bir dille eleştiriyordu. Erdoğan israil&#8217;i devlet terörü uygulamakla suçlamış, bu açıklama ABD&#8217;deki Musevi lobileri rahatsız etmişti. Türkiye ile İsrail arasında gerilen ilişkileri onarmak için ABD Başkanı Bush da devreye girmişti. Türkiye, israil&#8217;in Kuzey Irak&#8217;taki faaliyetlerinden rahatsızdı. İsrail, Kuzey Irak&#8217;ta peşmerge komandoları eğitiyor, Kuzey Irak [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=masonluk.wordpress.com&amp;blog=7436894&amp;post=586&amp;subd=masonluk&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>2004 yılının ilk aylarında Başbakan Erdoğan, Ariel Şaron hü­kümetinin politikalarını sert bir dille eleştiriyordu. Erdoğan israil&#8217;i devlet terörü uygulamakla suçlamış, bu açıklama ABD&#8217;deki Musevi lobileri rahatsız etmişti. Türkiye ile İsrail arasında gerilen ilişkileri onarmak için ABD Başkanı Bush da devreye girmişti. Türkiye, israil&#8217;in Kuzey Irak&#8217;taki faaliyetlerinden rahatsızdı. İsrail, Kuzey Irak&#8217;ta peşmerge komandoları eğitiyor, Kuzey Irak Kürtlerini istihbarat baş­ta olmak üzere her alanda bir piyon olarak kullanıyordu. Pulitzer ödüllü Amerikalı gazeteci Seymour Hersh&#8217;in, İsrail&#8217;in Irak&#8217;ın kuzeyinde at koşturduğuna dair makalesi büyük yankı uyandırmıştı. Hersh, İsrail ajanlarının İran, Suriye ve Irak&#8217;ın kürt bölgelerinde aktif durumda olduğunu yazıyor, kürt komandolarla İsrail&#8217;in gizli operasyonlar düzenlediği bilgisine yer veriyordu. Yani bölgenin istikrarsızlaştırılmasında İsrail başat konumdaydı ve Türkiye bundan son derece rahatsızdı. Erdoğan İsrail&#8217;le ilgili zehir zemberek açıklamaları da bu çerçevede değerlendiriliyordu.<span id="more-586"></span></p>
<p><sup> </sup></p>
<p><sup> </sup></p>
<p><sup> </sup></p>
<p>Hersh makalesinde eski CİA şefleri tarafından dolaşıma sokulan bir istihbarat notundan söz ediyordu. Notta, &#8220;Türkler İsrail’in Kürdistan’da artan varlığından ve Kürtlerin bağımsız bir devlet kurma arzusunu teşvik ettiği iddialarından dolayı endişeli” ifadesi yer alıyordu.</p>
<p>Kürtlerin İsrail gizli servisi Mossad&#8217;la çok uzun yıllara dayanan bir işbirliği var. Barzani ailesinin Yahudi kökenli olduğu iddiaları aile tarafından yalanlansa da ikna edici bulunmuyor. İsrail&#8217;in Irak&#8217;ın kuzeyinde bir Kürt &#8211; İsrail devleti kurmak iste­diği ve ABD&#8217;nin bu projeye destek verdiği de su götürmez gerçek­lerden biri. Kitabın konusu olmadığı için detayına girmeyip etrafın­dan dolaştığımız Türkiye -İsrail ilişkilerinin 2004 yılındaki böyle bir gerilimin ardından nasıl düzeldiği önemli soruların başında geliyor. Sorunun yanıtı için paranın izini sürmeye devam edelim.</p>
<p><strong>Ceyhan&#8217;da Bir Milyarder</strong></p>
<p>Erdoğan&#8217;ın İsrail ile ilişkileri gerdiği günlerde Türkiye&#8217;nin gü­neyinde bu açıklamalardan etkilenmemiş görünen bir işadamı ince­lemelerde bulunuyordu. Kamuoyunun Galataport ihalesi ile tanıya­cağı israilli milyarder işadamı, Ofer Şirketler Grubu&#8217;nun patronu İdan Ofer sessiz sedasız Ceyhan&#8217;da arazi bakıyordu. 2004 yılının Haziran ayında gerçekleşen bu ziyarette Belediye Başkanı Hüseyin Özlü ile görüşen Ofer, Ceyhan Körfezi&#8217;nde tesis kurabileceği uygun bir yer arıyordu.</p>
<p>Ofer Türkiye ziyaretinden yaklaşık bir ay önce İsrail&#8217;de Ru enerji şirketi Gassprom ile görüşmüştü. Mayıs 2004&#8242;de ise İsrail de önemli bir toplantı olmuştu. Başbakan Ariel Şaron ile görüşen Gassprom heyetinin görüştüğü tek işadamı idan Ofer&#8217;di&#8230;</p>
<p>Bu görüşmelerde Ankara&#8217;ya kadar uzanan Rus doğalgazının İsrail&#8217;e nasıl ve hangi hat üzerinden ulaştırılacağı tartışıldı. Birinci se­çenek tıpkı Karadeniz&#8217;e döşenen borular gibi Akdeniz&#8217;e de deniz al­tından döşenecek bir boru hattı ile gazın israil&#8217;in Hayfa limanına ulaştırılmasıydı. Diğer seçenek ise Rusya veya Türk limanlarında ku­rulacak doğalgaz terminalleri ile sıvılaştırılmış doğalgazın gemilerle İsrail&#8217;e taşınmasıydı. İsrail en başından beri Mavi Akım Projesi&#8217;nin içindeydi. Bu projeleri özellikle İsrail ayağında gerçekleştirecek işa­damı ise Ofer&#8217;di.</p>
<p>&#8220;Mütevazi&#8221; Türkiye ziyaretinde Ofer&#8217;i karşılayanlar bir süre sonra bu işadamının AKP hükümetince önünün nasıl açılacağını da hayretle izleyeceklerdi.</p>
<p><strong>Bir yıl sonra&#8230;</strong></p>
<p>Başbakan Erdoğan&#8217;ın İsrail&#8217;i işgal altındaki topraklarda uygu­ladığı şiddet nedeniyle devlet terörü yapmakla suçlamasının üzerin­den yaklaşık bir yıl geçmişti. (Bu arada Ofer de Ceyhan&#8217;da inceleme­ler yapmış, Mavi Akım&#8217;ın İsrail&#8217;e uzatılması ile ilgili Gassprom ile yapı­lan görüşmelerde önemli kararlar alınmıştı). ABD Başkanı Bush dev­reye girmiş, Türkiye ile İsrail arasındaki stratejik müttefikliğin bozul­mamasını istemişti, iki ülke arasındaki buzlar bir yıl içinde çözülüvermişti. Enerji Bakanı Hilmi Güler, 6 Ağustos Cumartesi gecesi THY&#8217;nin tarifeli seferi ile israil&#8217;e uçuyordu. Bakan&#8217;ın yanında Enerji ve dış işlerinde uzman üst düzey kadrolar da yer alıyordu, israil ziyareti Enerji Bakanı&#8217;nın özel talimatıyla kimseye duyurulmamıştı. Yani ba­sına açıklanmayan ve mümkün olduğunca sır tutulan bir ziyaretti. Önceden planlanmadığı anlaşılan İsrail&#8217;e enerji çıkarması 7 Ağustos sabahı Kudüs&#8217;te başladı. İsrail Enerji Bakanı Benyamin Beneliezer ve Başbakan Yardımcısı Şimon Perez ile enerji odaklı görüşmeler yapıldı. Bu görüşmelerde Türkiye&#8217;de özelleştirmelere katılmak ya da yatı­rım yapmak isteyen işadamları ile de bir araya gelindi. Güler ve he­yeti temasların ardından gece uçağı ile Türkiye&#8217;ye döndü.</p>
<p>Güler&#8217;in yaptığı bu görüşmelerde ele alınan projeler Ortado­ğu&#8217;nun görünüm ve dengelerini değiştirebilecek güçteydi. Bu proje­ler, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin&#8217;in İsrail ziyaretinde ve bir gün sonra Başbakan Erdoğan&#8217;ın israil ziyaretinde gündeme gelmişti. İsrail-Türkiye ve Rusya arasında devlet başkanları düzeyinde kapalı kapılar ardında enerji projeleri masaya yatırılıp karara bağlanıyordu. Bu projeler şunlardı. Rus doğalgazını Türkiye&#8217;ye taşıyan Mavi Akım Ceyhan&#8217;da kurulacak bir terminalle İsrail&#8217;e ulaştırılacaktı. Ancak İsrail doğalgazdan çok petrol ile ilgileniyordu. Bu nedenle Mavi Akım&#8217;dan ziyade Bakü Tiflis Ceyhan Petrol Boru Hattı ile Samsun Ceyhan Petrol Boru Hattının İsrail&#8217;e ulaştırılması bu gizli görüşmelerin en önemli gündemiydi. Oysa AKP hükümeti Ceyhan&#8217;ın bir enerji üssü olacağını, doğalgaz ve petrolün Ceyhan&#8217;dan dünya pazarlarına açılacağını bü­yük puntolu manşet haberlerle duyurmuştu.</p>
<p>Gelinen noktada Türkiye&#8217;den İsrail ve Rusya&#8217;nın istediği şey ise yalnızca geçiş coğrafyası olmasıydı. Yani gaz ve petrol, Cey­han&#8217;dan değil, İsrail&#8217;in Hayfa ve Aşkelon limanlarından büyük pazar­lara açılacaktı. İsrail Hazar Bölgesi İle Ortadoğu petrollerinin pazarlanmasmda çok stratejik bir konuma gelmişti. AKP hükümeti bu is­teği kabul etmenin karşılığında nasıl bir &#8220;marketing&#8221; yapmıştı aca­ba? ( 2010 yılında Gazze&#8217;ye denizden insani yardım taşıyan Mavi Marmara Gemisine baskın yapan israil 9 Türk&#8217;ü katledecekti. Çıkan büyük krize rağmen &#8220;yüzyılın projesinin&#8221; devam etmesi nasıl açıkla­nabilir!!! )</p>
<p><strong><a href="http://masonluk.files.wordpress.com/2011/02/akparti.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-587" title="akparti" src="http://masonluk.files.wordpress.com/2011/02/akparti.jpg?w=318&#038;h=642" alt="" width="318" height="642" /></a> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Yüzyılın Projesi ! Görünmez Holding Devrede: Ofer, Çalık, Eni İşbirliği</strong></p>
<p>Türk kamuoyu henüz Erdoğan- Putin ve İsrailli yetkililer ara­sında yapılan gizli görüşmelerin ayrıntılarını bilmiyordu. AKP hükü­meti Bakü Tiflis Ceyhan Petrol Boru Hattı ile Samsun Ceyhan Petrol Boru Hatları üzerinden Ceyhan&#8217;a milyonlarca varil petrol akacağını, bu petrolün de Ceyhan&#8217;dan dünyaya pazarlanacağını açıklamıştı-Enerji Bakanı Güler, Ceyhan Rotterdam olacak açıklaması manşetlere taşınıyordu. Türkiye&#8217;nin enerjide büyük bir oyuncu olacağı yalanı kamuoyuna pompalanırken, hükümet Samsun-Ceyhan Petrol Boru Hattı yapım işini de sessiz sedasız ihaleye bile çıkmadan yandaşlarına aktarıvermişti. Bir milyar dolarlık proje Başbakan Erdoğan&#8217;ın aile fotoğrafının başköşesinde yer alan Çalık Grubu ile yine Erdoğan&#8217;ın uluslararası aile fotoğrafında yer alan İtalyan lider Berlusconi&#8217;nin de ortak olduğu Eni Grubu&#8217;na verilmişti.</p>
<p>Ancak çok geçmeden İsrail-Türkiye-Rusya arasındaki gizli pa­zarlıkların uygulama aşamasına geçildi. Bunun için yine medya üze­rinden yoğun bir propagandaya ihtiyaç vardı. Haberi duyuran gaze­te Radikal gazetesiydi. Ceyhan&#8217;a akacak petrolün israil&#8217;in limanlarına aktarılması için, İsrail ile Türkiye arasında mutabakata varıldığı duyuruluyordu. Haber &#8220;Yüzyılın Projesi&#8221; başlığı ile verilmişti. Kirli pazarlık­lar ancak böyle bir manşetle gölgelenebilirdi! Murat Yetkin imzası ile verilen haber şöyleydi:</p>
<p>&#8220;Türkiye ve İsrail, Karadeniz&#8217;i Kızıldeniz&#8217;e bağlayarak Rus ve Kazak petrollerinin daha çabuk ve güvenli şekilde Uzakdoğu pazarı­na ulaştırılmasını hedefleyen bir boru hattı inşa edilmesi için muta­bakata vardı. Konuyla ilgili görüşmenin mutabakat zaptı, Enerji Ba­kanı Hilmi Güler ile İsrail Altyapı Bakanı Binyamin Beneliezer arasın­da önceki akşam Tel Aviv&#8217;de imzalandı. Mutabakat zaptında proje­nin yalnızca iki ülke ilişkilerine değil bölgede kalıcı barış ve refaha hizmet etmesinin de amaçlandığı yazılarak Avrupa Komisyonu&#8217;ndan AB-Akdeniz İşbirliği için vaat ettiği desteği somutlaştırması istendi.</p>
<p>Projede, Türkiye&#8217;nin Ceyhan petrol terminali kilit rol oynuyor, Halen Irak&#8217;ın kuzey petrol sahalarını Kerkük-Yumurtalık ve Hazar Denlzi&#8217;ndeki Azeri petrol yataklarını, Bakü-Tiflis-Ceyhan hatlarıyla Akdeniz&#8217;e, dünya pazarlarına indiren Ceyhan terminali, Samsun-Ceyhan Petrol Boru Hattının inşasıyla Karadeniz&#8217;e inen Rus ve Kazak Petrolleri için de bir çıkış olacak.</p>
<p>Bu nedenle Karadeniz-Kızıldeniz projesinin beş denizi, Karadeniz, Hazar, Akdeniz, Kızıldeniz ve Hint Okyanusu&#8217;nu birbirine bağlayarı bir enerji koridoru oluşturduğu ve bunun mevcut enerji hatlarına ve alternatif anlamı taşıdığı enerji uzmanlarınca ifade ediliyor.</p>
<p>Kudüs&#8217;te 13 Aralık günü boyunca süren görüşmeler ardından, akşam Tel Aviv&#8217;deki resmi yemek öncesinde imzalanan mutabakat zaptında petrol hattının, Türkiye&#8217;nin inşa etmek istediği Samsun-Ceyhan hattının devamı olarak, İsrail&#8217;deki terminallere uzatılacağı yazılıyor. Bu konuda kararın tamamen Türk hükümetine bağlı oldu­ğu da zabıtta yer alıyor.</p>
<p>İsrail&#8217;in Akdeniz kıyısında iç tüketime dönük olarak Hayfa rafi­nerileri ve Ashdod ve Ashkelon&#8217;da petrol terminalleri bulunuyor. Ashkelon&#8217;dan Kızıldeniz&#8217;deki Eilat terminaline kadarda 1968 yılında, o zaman şahlık olan İran ile yüzde 50 ortaklıkla inşa edilmiş, yılda 56 milyon ton taşıma kapasiteli ve 250 kilometre uzunluğunda çift yön­lü boru hattı mevcut.</p>
<p><strong>Samsun-Ceyhan Vurgusu</strong></p>
<p>Samsun-Ceyhan arasında yılda 60-70 milyon ton kapasiteli, 550 kilometre uzunluğunda bir petrol boru hattı inşası için hüküme­tin Çalık Grubu&#8217;na verdiği ön inceleme süresi ise dün doldu. Petrol işleri Genel Müdürlüğü&#8217;ne süre dolmadan Çalık Grubu&#8217;nun sunduğu raporda, italyan Eni grubu ile bazı Körfez ülkelerinin boru hattının yarı dolum kapasitesini şimdiden garanti ettikleri, Hindistan Petrol Şirketi (IOC) ve Japon Mitsubishi grubunun da mali destek taahhü­dünde bulundukları öğrenildi.</p>
<p>Çalık Grubu, hükümetin kaynakları onaylaması halinde 2007&#8242;nin ilk aylarında başlayabilecek ve 1-1.5 milyar dolara mal ola­cak Samsun-Ceyhan inşaatının 2009 başında işletmeye hazır hale getirileceğini söylediler. Türk ve İsrail hükümetlerinin nihai anlaş­maya varması halinde, 610 kilometrelik Ceyhan-Ashkelon hattının ise, Akdeniz altından inşaatına 2008&#8242;de başlanıp en geç 2010-11 yı­lına dek işletmeye hazır hale getirilebileceği bildiriliyor.</p>
<p><strong>Stratejik Önem Taşıyor</strong></p>
<p>Halen Karadeniz&#8217;e inen yılda 130 milyon ton Rus ve Kazak petrolü İstanbul ve Çanakkale boğazları yoluyla dünya pazarına ula­şıyor. Bu petrolün 60 milyon tonu Uzakdoğu pazarlarına taşınıyor. Ancak hem İstanbul Boğazı&#8217;ndaki çevre koşulları, hem de Süveyş kanalındaki sığlık nedeniyle 130 bin tondan büyük tankerler kullanı­lamıyor.</p>
<p>Önümüzdeki 10 yıl içinde iki katına yakın artışla 250 milyon tona ulaşacağı tahmin edilen Karadeniz&#8217;deki Rus ve Kazak petrolü­nün Boğaz engelini aşması için düşünülen Burgaz (Bulgaristan)-Alexandropolis (Dedeağaç-Yunanistan) boru hattı projesi, aslında Samsun-Ceyhan&#8217;dan daha ucuza mal oluyor. Ancak hem Ege Denizi, hem de Süveyş Kanalı&#8217;na ilişkin çevre-turizm endişeleri nedeniyle bu hattın taşımacılık sorununa gerçekçi çare olamayacağı, bazı Rus kaynaklarınca da ifade ediliyor.</p>
<p>Süveyş üzerinden ortalama 30 gün süren ve en fazla 130 bin tonluk tankerlerle yapılan Novorossisk-Singapur seferinin, Afrika kı­tasını dolaşarak yapılması halinde süresi, beklemeler hariç 42 güne yükseliyor. Buna karşın, Türk ve israilli uzmanlar, 500 bin tona kadar tankerlerin yanaşabileceği Eilat Limanı&#8217;ndan aynı sürenin 19 gün tuttuğuna dikkat çekiyorlar. Japonya, Kore, Çin ve Hindistan&#8217;a daha kolay ve çabuk petrol ulaştıracak Karadeniz-Kızıldeniz koridoru pojesinin Hindistan ve Japon şirketlerince maddi olarak da destek­lenmesi, enerji güvenliği açısından değerlendiriliyor. (2010 yılında Ruslar&#8217;a Türkiye&#8217;de nükleer tesis kurma izni, ihalesiz olarak verilecek­ti. Ruslar hem santrali yapacak, hem de sahibi olacaklardı. Üstelik Türkiye nükleer santralden alacağı enerjiye dünya ortalamasının iki katı fiyat ödeyeceğini sözleşmeye bağlıyordu! Tüm dünyanın gözü önünde AKP iktidarı ile Ruslar, Türkiye&#8217;ye milyarlarca dolarlık kazık atıyorlardı. Rusya&#8217;nın bu &#8220;jest&#8221; karşısında Başbakan Erdoğan&#8217;ın da­madının başında olduğu Çalık Grubu&#8217;nun inşa edeceği Samsun -Ceyhan petrol boru hattına petrol tedarik etmesi de şaşılacak bir du­rum değildi!)</p>
<p><strong>Yalnızca Petrol Değil</strong></p>
<p>Türkiye-İsrail mutabakat zaptında, Karadeniz-Kızıldeniz hattı­nın yalnızca bir petrol boru hattı olmayacağı, &#8216;çok amaçlı boru hattı” olacağı vurgulanıyor. Zabıtta, bu çoklu (ingilizcesiyle multiple) boru hattının aynı zamanda doğalgaz, su ve elektrik hatlarının taşınmasına da hizmet etmesi gerektiği vurgulanıyor. Kaynaklar, su ve elektrik aktarımı projelerinin Filistin ve Ürdün yönetimleriyle birlikte değerlendirmeye uygun olduğuna ve bölge kalkınmasına, dolayısıyla ba­rışa katkıda bulunacağına inanıyorlar.</p>
<p>Böylece Rusya&#8217;nın Karadeniz altından Samsun&#8217;a ulaşan Mavi Akım&#8217;ın yanına bir yenisini inşa ederek Ortadoğu ve dünya pazarla­rına Türkiye üzerinden açma projesi de hayata geçiyor. Rusya&#8217;nın katkısı bu projede önemli yer tutuyor. Boru hatlarından geçecek petrolün de, doğalgazın da büyük kısmı Rusya&#8217;ya ait olacak. Bu sü­reçte, Rusya&#8217;nın deneyimli Ankara Büyükelçisi Piyotr Stegniy&#8217;in Tel Aviv büyükelçiliğine atanması da dikkat çekiyor.</p>
<p>Başbakan Erdoğan&#8217;ın geçenlerde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin&#8217;le yaptığı 45 dakikalık görüşmede, enerji işbirliğinin önemli yer tuttuğu bildiriliyor. İsrail Başbakanı Ehud Olmert&#8217;in önü­müzdeki haftalarda yapacağı Ankara ziyaretinde Karadeniz-Kızıldeniz projesinin de ele alınması ve hükümetler arası anlaşmanın 2007 ortalarında imzalanması bekleniyor.</p>
<p><strong>Güler: Dünya Dengeleri Değişecek</strong></p>
<p>Enerji Bakanı Hilmi Güler, israil ile imzalanan mutabakata ilişkin Radikal&#8217;e şu açıklamayı yaptı: &#8220;Aynı projeyle petrol, doğalgaz, su ve elektrik taşınması dünyada ilk kez yapılıyor olacak. Dünya çapında ses getirecek bir proje olacak. Dünya enerji dengelerini değiştirecek.</p>
<p>Bu yalnızca bölgenin ekonomisine değil, barışına, kalkınması­na da hizmet edecek. Projeden Filistin ve Ürdün&#8217;ün de yararlanacak olmasına özellikle dikkat ettik. Stratejik açıdan hem Türkiye&#8217;ye, hem bölgeye yararı dokunacak.</p>
<p>Proje, Samsun-Ceyhan hattını tamamlayacak. Enerji arz gü­venliğine de katkısı olacak proje, Türkiye&#8217;yi enerji oyununda asli ak­törlerden biri haline getirecek.&#8221;</p>
<p>Medyada ardı sıra yüzyılın projesi! ile ilgili haberler yer almaya başladı. Buna göre, Türkiye ile İsrail&#8217;in projesi hayata geçtiğinde enerji dengeleri değişecek, boru hattından sadece petrol değil, dogalgaz, su ve elektrik de taşınabilecekti. Türkiye enerji oyununda büyük oyuncu olacaktı!</p>
<p>İsrail ile Türkiye arasında imzalanan mutabakat zaptı ise şöyle:</p>
<p><strong>• Türkiye ve israil arasında 10 Ekim 2005 ve 10-12 Mart 2006 tarihlerinde yapılan Enerji Çalışma Grubu toplantıları so­nuçlarına dayanarak, taraflar Kudüs&#8217;te yaptıkları görüşme­de Türkiye ve İsrail arasında, ham petrol, doğalgaz, taze su ve elektrik kablosu boru hatlarından oluşan bir enerji kori­doru inşası konusunda kararlılıklarını tekrarlamışlardır.</strong></p>
<p><strong>• Taraflar bu projenin yalnızca Türkiye ve İsrail&#8217;in ikili ilişkile­rine değil, aynı zamanda bütün bölgede kalıcı barış ve re­fahın oluşmasına uygun iklimi teşvik edecek şekilde, çevre­lerindeki bölgeye de olumlu katkıda bulunacağı konusun­da güçlü inançlarını dile getirmişlerdir. Aynı şekilde, böyle bir enerji koridorunun küresel enerji güvenliği ve arz istik­rarını güçlendirmeye önemli katkı vereceğini ifade etmiş­lerdir.</strong></p>
<p><strong>• Taraflar Avrupa Komisyonu&#8217;nun 21 Ekim 2006&#8242;da Brüksel&#8217;­de yaptığı toplantıda enerji koridoru üzerine işbirliğini destekleme kararını memnuniyetle karşılar. Bu çerçevede, Avrupa Komisyonu&#8217;na yakın gelecekte bu desteğini so­mutlaştırması için çağrıda bulunur.</strong></p>
<p><strong>• Taraflar, bu enerji koridorunun inşası için hali hazırda ha­rekete geçmiş bulunan özel sektör girişimlerinin devamını destekler. Bu çerçevede taraflar, Türkiye-israil enerji kori­dorunun parçası olarak bir açıkdeniz çoklu boru hattı pro­jesinin (ham petrol, doğalgaz, su ve elektrik) Samsun-Ceyhan ham petrol hattının bir uzantısı olarak israil&#8217;deki çıkışlarla, Ceyhan&#8217;daki terminal arasında fiziki bir bağ ol­mak üzere inşasını gözetir. Taraflar bu bağlantının Türk hükümetinin kararıyla gerçekleşeceği üzerine anlaşmıştır. Taraflar, bu çerçevede, sürmekte olan yapılabilirlik çalış­masının mümkün olan en kısa sürede tamamlanmasını ta­lep eder.</strong></p>
<p><strong>• Taraflar dolayısıyla ilgili yetkili makamlarına hükümetler arası bu projeyi hayata geçirecek bir anlaşmanın hazırlan­ması için gerekli hukuki çerçevenin hazırlanması doğrultusunda somut adımlar atma talimatı verilmesi konusunda mutabakata varmışlardır. </strong></p>
<p><span style="color:#ff0000;"><em>Hilmi Güler, Türkiye Cumhuriyeti Enerji ve Tabii Kaynaklar Ba­kanı / Binyamin Beneliezer, israil Devlet Doğal Altyapılar Bakanı 13 Aralık 2006-Kudüs</em></span></p>
<p>Kamuoyu zokayı yutmuştu. Ceyhan&#8217;ın Rotterdam olacağı, pet­rol ve doğalgazın dünya pazarlarına Ceyhan&#8217;dan ulaştırılacağı açık­lamaları bir anda unutulmuştu. Şimdi gündemde Yüzyılın Projesi vardı. Akdeniz&#8217;in altından boru hatları ile petrol ve doğalgazı israil&#8217;e taşımak. Türkiye&#8217;nin rolü boruların bekçiliğini yapmaktı. Yüzlerce tonluk kapasiteleriyle gemiler israil limanlarına yanaşacak, enerji ca­navarı gelişmekte olan uzak doğu coğrafyaları ise İsrail istediğinde mamalarına kavuşacaklardı. İşin özeti Bakü Tiflis Ceyhan petrol boru hattında israil&#8217;in başından beri işin içinde olduğuydu. ABD&#8217;nin bu hatta büyük destek vermesinin nedeni de anlaşılmış oldu.</p>
<p><strong>1 Yıl Önce Aktarmıştım</strong></p>
<p>2005 yılının Aralık ayında, yani İsrail ile Türkiye arasında imza­lanan anlaşmadan tam bir yıl önce Kanaltürk&#8217;te yayınlanan Yol­suzluk ve Yoksulluk adlı programımda Ceyhan&#8217;a akacak petrolün İsrail&#8217;e uzatılacağı haberine yer vermiştim. Yani programın izleyi­cileri kamuoyuna yeni bir anlaşma imiş gibi sunulan mutabakat­tan, bir yıl önce haberdar olmuşlardı. Ancak o dönemde diğer ba­sın organları bu haberi görmezden geldi, israilli ve Türk yetkililer bu gizli operasyonun açıklanması için doğru zamanın gelmesini bekliyorlardı. Yine aynı programda Ceyhan&#8217;dan israil&#8217;e uzatılacak petrol boru hattının yapım işini Ofer Grubu&#8217;nun alacağı bilgisine de yer vermiştim. Önceki bölümlerde altını çizdiğimiz Ofer&#8217;in Ceyhan ziyareti bu proje ile ilgiliydi. Ofer ile AKP&#8217;nin yöne­tim kadrosu arasındaki derin ilişki ise daha sonra Kuşadası Limanı özelleştirmesi ile Tüpraş&#8217;ın hisse satışında gün yüzüne çıkacaktı. Yine Türkiye&#8217;nin en önemli enerji uzmanlarından petrol mühen­disi Tufan Erdoğan&#8217;da BTC&#8217;nin arkasında İsrail&#8217;in olduğunu çok önceden kaleme almıştı.</p>
<p><strong>İsrail: Vana da Elinde, Boru da.</strong></p>
<p>israil ile Türkiye arasında imzalanan anlaşma ile Türkiye Cey­han&#8217;ın enerji üssü olmasından vazgeçiyor, boru hattının çıkış nokta­sını ve stratejik üstünlüğü israil&#8217;e devrediyordu. Bakan Güler&#8217;in &#8220;Cey­han&#8217;dan dünyaya petrol pazarlayacağız&#8221; sözü anlamını yitirmişti. Projeler tamamlandığında israil bölgenin en önemli enerji oyuncula­rından biri haline gelecekti, israil şu anda Azarbeycan&#8217;daki petrol sa­halarından 4&#8242;ünün sahibi. Kısa zamanda bu sayıyı 10&#8242;a çıkarmayı dü­şünen israil boru hattının sonunda olduğu gibi, başında da yer ala­cak. *(İsrail&#8217;in Azeri petrol yataklarını satın aldığı haberi de ilk kez bu kitapta yayınlandı.) Çok gizli tutulan bu operasyonla israil hem BTC&#8217;nin hem de Samsun Ceyhan&#8217;ın petrol tedariğini gerçekleştirme­sinin yanında bu petrolün dünya pazarlarına ulaşmasında da kontro­lü elinde bulunduracak.</p>
<p>Bu oyunda Türkiye&#8217;ye düşen ise bekçilik yapmak ve Görün­mez Holdingin şirketlerini boru hattı yapım işlerinde palazlandır­mak^. Bu &#8220;yüzyılın anlaşması&#8221; nedeniyle israil ile Türkiye&#8217;nin arasın­dan su sızmıyordu. Enerji Bakanı Hilmi Güler 2006 yılının Aralık ayın­da israil Altyapı Bakanı Beneliezer ile önce makamında baş başa gö­rüşmüş ardından bu anlaşmaya imza atmıştı. Görüşmede boru hat­tını yapacak firmalar ile hattın fizibilitesi de konuşulmuştu. Cey­han&#8217;dan İsrail&#8217;in liman kentine döşenecek ve milyonlarca dolara mal olacak boru hattını acaba hangi işadamları üstlenecekti?! Bu projeye Görünmez Holding nasıl dahil olacaktı?</p>
<p><strong>Enerji Bakanı Çalık&#8217;ı Önerdi!</strong></p>
<p>2005 yılının Kasım ayında Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler İsrail altyapı Bakanı Beneliezer ile yaptığı görüşmede baklayı ağzından çıkarmıştı. Güler İsrail’li Bakan&#8217;dan, Ceyhan&#8217;dan İs­rail e uzatılacak boru hattının yapım işinde Çalık Grubu&#8217;nun düşü­nülmesini istemiş, Gurubun Samsun &#8211; Ceyhan Petrol Boru Hattı yapım işi ile de yakından ilgilendiğini, Ceyhan&#8217;dan İsrail&#8217;e uzatılacak boru hattı yapım işi ile ilgili Çalık Grubunun işi üstlenebileceğini söylemişti. CHP&#8217;nin soru önergesine konu olacak bu görüşme Görünmez Holding için yapılan önemli iş takiplerinden biriydi. Bakan GÜLER bu kez iş takipçiliği yaparken yakalanmıştı. Yalnızca bu olay bile Görünmez Holding&#8217;in etki alanı ve uluslarası ilişkilere nasıl yön verdiğini anlatmaya yetebilir. Başbakan Erdoğan&#8217;ın yaban­cı muhattabları ile kapalı kapılar ardında kayıt tutturmadan yaptığı görüşmelerde ulusal çıkarların mı, özel çıkarların mı konuşulduğu büyük bir sır? Acaba Görünmez Holding adına iş takipçiliği yapma görevini Bakan Hilmi Güler&#8217;e Erdoğan mı vermişti? Erdoğan&#8217;ın da­madının başında bulunduğu bir grupla ilgili böyle bir talimat vere­bilmesi olası mıydı? Ne dersiniz?</p>
<p>Uluslararası ilişkileri kuşatan ve gizli pazarlıklara neden olan Görünmez Holding&#8217;in gücü yalnızca bu olayda kendini göstermiyor. Başbakan Erdoğan&#8217;ın uluslararası hemen her ilişkisinin sonunda Tür­kiye&#8217;de bir satış ve pazarlama sürecinin başlaması önemli ipuçları ve­riyor. Enerji pastasının dağıtımını detaylandırmadan önce, BTC pro­jesinin perde arkasını aktararak bu bölümü tamamlayalım.</p>
<p><strong>Lübnan Saldırısının BTC ile İlişkisi</strong></p>
<p>2006 yılının Temmuz ayında dünya gündemine bomba gibi bir haber düştü. İsrail kaçırılan 2 askerini bahane ederek Lübnan&#8217;a saldırmıştı. Saldırı önceden planlıydı ve son derece orantısızdı. İsrail savaş uçaklarının yerle bir ettiği Lübnan, top mermileri ile dövülü­yordu. Çok sayıda sivilin hayatını kaybettiği bu saldırılarda İsrail bü­yük bir insanlık suçu işledi. Savaşın gerçek nedenleri konusunda tar­tışmalar sürerken Muhalif iktisatçı ve stratejist Michel Chossudovsky, Lübnan savaşının görünmeyen yüzünü yazdı. Chossudovsky&#8217;ye göre savaşın asıl nedeni Bakü Tiflis Ceyhan&#8217;dan gelecek petrolün İsrail ta­rafından taşınmasının garanti altına alınmasıydı.</p>
<p>Küreselleşme karşıtı cephenin en önemli isimlerinden birisi olan iktisatçı ve stratejist Michel Chossudovsky, israil&#8217;in Lübnan&#8217;a saldırması ve sonrasına ilişkin planlamalarının Bakü-Tiflis- Ceyhan boru hattı projesiyle ilgili olduğunu, israil ve ABD&#8217;nin Doğu Akdeniz&#8217;i militarize ederek Çin ve Hindistan&#8217;a petrol akışını kontrol altına al­mayı planladığını öne sürdü.</p>
<p>Rusya, Türkiye, İsrail arasındaki enerji koridorunda Putin, Er­doğan ve Şaron liderler olarak ön plana çıkıyor. Hattın yapım işleri dahil edildiğinde, italya&#8217;da (Eni) bu işbirliğine dahil oluyor. Hattın şirketler fotoğrafında ise Gassprom, Çalık Grubu, Ofer ve Eni&#8217;yi görü­yoruz. Mavi Akım doğalgaz hattı, BTC ve Samsun Ceyhan Petrol Boru Hatları yapım işlerinde Erdoğan&#8217;ın dostluk ilişkilerinde ön plana çı­kan Rus şirket Gassprom, italyan şirket Eni, israilli şirket Ofer ve Tür­kiye&#8217;den Çalık Grubu&#8217;nun birlikte hareket ettiği görülüyor.</p>
<p><strong>Ceyhan&#8217;a Rafineri Yarışı</strong></p>
<p>2004 yılında yalnızca Ofer&#8217;in ilgilendiği Ceyhan, projelerin açıklanmasının ardından dev şirketlerin ilgi odağı haline geldi. OMV-POAŞ ortaklığı Ceyhan&#8217;da rafineri kurmak için Enerji Piyasası Düzen­leme Kurulu&#8217;na başvurdu. Çalık Grubu da ortağı Eni ile birlikte Indiana Oil Company&#8217;i yanlarına alarak rafineri işine soyundu. Sanko Holding ve Rus TNK da yine aynı yatırım konusunda Ceyhan&#8217;da ince­lemeler yaptı. Doğan Grubu&#8217;nun kurucusu Aydın Doğan, rafineri için istediği izni bir türlü alamayınca Başbakan Erdoğan ile konuş­tuklarını, Erdoğan&#8217;ın kendisine &#8220;orayı Çalık&#8217;a söz verdik&#8221; dediğini açıklayacaktı!</p>
<p><strong>Görünmez Holding ve Ofer Kardeşler</strong></p>
<p>Görünmez Holding&#8217;in ulusötesi en önemli şirketlerinden biri Ofer Grubu. Grubun Türkiye&#8217;deki ortağı eski Başbakan Mesut Yılmaz&#8217;ın kuzeni Mehmet Kutman. Ofer Grubu&#8217;nu Türk kamuoyu Tüpraş ve Galataport ihaleleri ile tanıdı ancak bu israilli milyarder uzun süredir Türkiye ile ilgileniyordu. İlgisinin odağında ise enerji projeleri ve bağlantılı boru hatları var. Zaten Mesut Yılmaz&#8217;ın kuzeni ile olan olağanüstü yakın ilişkisi de geçmişteki Mavi Akım boru hattı işine kadar uzanıyor. Yani Yılmaz&#8217;ın ünlü Moskova görüşmelerine&#8230;</p>
<p>AKP iktidarı ile birlikte Ofer de önü açılan, &#8220;marketing süre­cinden&#8221; büyük paylar kapan işadamları arasına girdi. Erdoğan&#8217;ın kısa süreli &#8220;hafıza kaybına&#8221; neden olan Ofer, Tüpraş&#8217;ın yüzde 14.76 ora­nında hissesini gizli pazarlıklarla değerinin 3 kat altında satın alarak, Galataport ihalesine verdiği skandal ödeme planı ve Kuşadası Limanı&#8217;nı aldıktan sonra yasa çıkartacak kadar etkili olması ile gündeme geldi.</p>
<p><strong>Erdoğan&#8217;ı Ofer ile Mehmet Kutman Tanıştırdı</strong></p>
<p>Erdoğan&#8217;ın İSRAİL&#8217;le ilişkilerinin de ticari alana yansıması ge­cikmedi. Eski Başbakan Mesut Yılmaz&#8217;ın kuzeni Mehmet Kutman Er­doğan&#8217;ı Ofer ile tanıştıran isim&#8230; Kısa zamanda İsrail&#8217;li milyarder Ofer ile Erdoğan arasındaki &#8220;dostluk&#8221; ilişkisi ilerleyecek, Erdoğan&#8217;ın diğer ilişkileri gibi bu ilişki de Türk halkına pahalıya mal olacaktı.</p>
<p>Ofer- Kutman &#8211; Erdoğan-Unakıtan arasındaki ilişkiyi detaylandırmadan ve bu ilişkilerin ihalelere nasıl yansıdığını aktarmadan ön­ce Ofer ve Kutman&#8217;ı daha yakından tanıyalım&#8230;</p>
<p><strong>Kim Bu Ofer?</strong></p>
<p> Sami, Yehuda (Yuli) ve David Ofer.. üç kardeşin ikisi Sami ve Yuli Ofer babaları Joseph Herschoviç&#8217;in israil&#8217;in liman kenti hayfa’da kurduğu küçük bir taşımacılık işletmesini İsrail&#8217;in en büyük denizcilik filosu haline getirdiler. Diğer kardeşleri David ticaretten uzak durup İsrail polis teşkilatına girdi ve tepe noktalardan birinden generallikten emekli oluncaya kadar devlet için çalıştı. Daha aile şirketine katıldı. 1994 yılında hayatını kaybetti. Dünya çapında girmedikleri iş alanı kalmayan Ofer kardeşler İsrail&#8217;in en büyük özel şirketlerinden biri olan Israel Corp&#8217;un sahibiler&#8230; Özellikle de­nizcilikte iddialı olan Oferler&#8217;in deniz filosu dünyada 12. sırada yer alıyor. Bu deniz filosunun adı Zim israel&#8230; Ofer&#8217;ler 29 adet eğlence ve turizm gemisi ile her yıl milyonlarca turist taşıyan dünyanın en büyük deniz seyahati işletmecisi olan Royal Caribbean firmasının en büyük ortakları arasında yer alıyor. Bu turizm Türkiye&#8217;de aşk gemisi ile seyahat olarak biliniyor&#8230; Grup Alman kökenli Wertheim /Feinberg Grubu ile birlikte İsrail’in dördüncü büyük bankası olan United israel bank&#8217;ın (UMB)da sahibi.</p>
<p><strong>İsrail </strong><strong>Devleti </strong><strong>ile Ortaklar</strong></p>
<p>israil ve Macaristan&#8217;da otelleri bulunan Ofer Ailesi, santral pro­jeleri tamamlandığında israil&#8217;e elektrik satmaya da başlayacak&#8230; Ayrı­ca israil devletine ait olan ve tekel konumda bulunan israel OH rafirenerisinde de yüzde 23&#8242;lük hisseleri var&#8230; Ofer&#8217;ler ile ilgili &#8220;hü­kümetleri maymuna çeviriyorlar&#8221; sözü de buradan geliyor. Bu rafine­rinin hisselerinin alımı sırasında Ofer&#8217;lerin uyguladığı yöntem israil basınında da eleştiri konusu olmuştu&#8230; ne ilginçtir ki daha sonra Türkiye&#8217;nin petrol rafinerisi olan Tüpraş hisselerinin satışında da Ofer&#8217;ler eleştirilecekti. Ofer AKP hükümetini de maymuna çevirmişti. Ofer ile ilişkileri sorulduğunda, önce duymadım, görmedim, işitme­dim diyerek üç maymunu oynayan AKP yönetimi, birden aileyi tanı­dığını hatırlayacaktı!</p>
<p>Forbes&#8217;un dünyanın en zenginleri listesinde 188&#8242;inci sırada yer alan Ofer Grubu&#8217;nun şu anki patronu 1922 doğumlu Sami Ofer. Denizcilikten demirçelik, kimyevi madde, rafineri ve bankacılığa ka­dar geniş bir yelpazeye yayıI<strong>í </strong>işleri bulunan Ofer Grubu&#8217;nun en önemli işlerini Türkiye operasyonları ile birlikte Sami Ofer&#8217;in oğullan yönetiyor.. Eyal ve İdan Ofer&#8230; İdan Ofer Singapur&#8217;da Tanker Pacific Management şirketinin başkanı. Eyal Ofer ise Royal Caribbean Cruises&#8217;ın yönetiminde bulunuyor. Eyal Ofer aynı zamanda, özel his­se ve yatırım grubu olarak faaliyet gösteren Cariyle Group bünye­sindeki gayrimenkul şirketlerinden Cariyle M.G Limited&#8217;in Başkanı ve CEO&#8217;su olarak da görev yapıyor. Cariyle Grup, içinde 28 fonun yer aldığı, 24.8 milyar dolarlık yatırımı yönetiyor.</p>
<p>Ofer Grubu zengin ve dünya çapında iş yapan bir firmaydı&#8230; Ancak birileri Türkiye&#8217;de bu İsrailli milyarderleri yoldan çıkarmıştı.<sup> </sup>Mehmet Kutman&#8217;ın Erdoğan&#8217;ı Ofer&#8217;le tanıştırması, AKP&#8217;nin aktif pa­zarlama anlayışı Türkiye&#8217;de kamu kaynaklarının bu işadamlarınca yağmalanması ile sonuçlandı&#8230; Kuşadası Limanı&#8217;nın satılması ve sonrasında yaşanan usulsüzlükler, Tüpraş hisselerinin yasadışı yollar­la satılması ve Galataport ihalesi Türkiye&#8217;nin yolsuzluk çukurunda yerini aldı bile&#8230;</p>
<p>Önceki bölümlerde de yer verdiğimiz gibi Ofer&#8217;ler Ceyhan&#8217;a akacak petrol ve doğalgazın İsrail&#8217;e taşınması için de devredeydi&#8230; Grup Antalya Manavgat suyunun israil&#8217;e ulaştırılması işini de üst­lenmişti.</p>
<p><strong>Başbakanlara Hafıza Kaybettiren Ofer&#8230;</strong></p>
<p>İş yaptığı hükümetleri maymuna çevirmekle tanınan Ofer&#8217;ler, Türkiye macerasından sonra, Başbakanlara hafıza kaybettirmekle de ünlendiler. Erdoğan&#8217;ın sabah tanımıyorum deyip, akşam &#8220;hatırladığı&#8221; Ofer, bugüne kadar yaptığı en karlı alışverişi Türkiye&#8217;de gerçekleştir­di. Ofer AKP hükümetinden öylesine memnundu ki, Başbakan Erdo­ğan&#8217;ı ikinci Atatürk&#8217;e benzetmişti. Türkiye yağması Ofer&#8217;in aklını ba­şından almış olmalı!</p>
<p><strong>Tüpraş Hisseleri Nasıl Satıldı?</strong></p>
<p>2005 yılının 1 Mart&#8217;ında soğuk gece Ankara&#8217;nın üzerine çök­müştü&#8230; Yaklaşık bir saat önce istanbul Atatürk Havalimanı&#8217;ndan kalkan özel uçak Ankara&#8217;ya doğru alçalıyordu. Uçak iki yakın dostu ve büyük bir pazarlık dosyasını taşıyordu&#8230; Özel otomobil kapıya yanaştığında gece saat 01.00&#8242;ı gösteriyordu, iki adam hızla otomobi­le bindiler. Gecenin bu saatinde kendilerini bekleyen hükümet yetkilisine geç kalmak istemiyorlardı. Bir süre sonra kayboldukları Anka­ra nın ayaz gecesi, onların planladıkları karanlıkla kıyas bile edile­mezdi.</p>
<p>Gece saat, 02.00.</p>
<p>AKP Hükümeti&#8217;nin Maliye Bakanı Kemal Unakıtan birazdan gelecek iki önemli dostu için son hazırlıklarını yapıyordu. Saat gece tam ikiyi gösterdiğinde, kapıda Global Menkul Değerler&#8217;in patronu Mehmet Kutman ile Ofer Grubu&#8217;nun patronu Eyal Ofer göründü. Kutman yanında ekibini de getirmişti.</p>
<p>Uzun süren toplantı sonunda Tüpraş hisselerinin bir bölümü­nün Sami Ofer&#8217;e satılması için gerekli tüm detaylar konuşuldu. Hisse­ler Mehmet Kutman&#8217;ın şirketi Global Menkul Değerler aracılığı ile sa­tılacak, bu hisseleri Ofer Grubu&#8217;na ait yurt dışında yerleşik çeşitli fon­lar alacaktı. Sabah saat 09.00&#8242;da Maliye Bakanı Kemal Unakıtan Özelleştirme İdaresi&#8217;ne Tüpraş hisselerinin satılması için gerekli talimatı verdi.</p>
<p>istanbul&#8217;dan hareketle başlayan ve sabahın erken saatlerine kadar Ankara&#8217;da devam eden görüşme trafiği Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin en büyük yolsuzluk skandallarından biri ile sonuçlanacaktı.</p>
<p><strong>Ofer&#8217;e 800 Milyon Dolar Nasıl Aktarıldı?</strong></p>
<p>28 Şubat 2005&#8242;te Kemal Unakıtan&#8217;a bağlı Özelleştirme İdaresi (ÖİB), SPK ve İMKB&#8217;ye Tüpraş&#8217;ın yüzde 14.76&#8242;sını borsada satmayı planladığını bildiren bir yazı yazmıştı. Aynı günün gecesi Ofer-Kutman-Unakıtan arasında yapılan gizli görüşmelerin ardından, 1 Mart sabahında Maliye Bakanı Unakıtan&#8217;ın talimatı ile hisse satışı gerçekleştirildi.</p>
<p>Aynı gün içinde aracı kuruluşlar İş Yatırım ve Global Menkul Değerler ile ÖİB, Tüpraş hisselerinin satışına ilişkin duyurularını yap­tı. Bu duyurular 1 Mart tarihli 40 numaralı İMKB günlük bülteninde yayımlandı. Duyurunun yayımlandığı saatlerde Global&#8217;in başvuru evrakında eksik olduğu anlaşıldı. Evrak birkaç saat içinde temin edi­lerek resmi prosedür tamamlandı. Gizli görüşmeden iki gün sonra 3 Mart Perşembe günü İMKB, satış işleminin gerçekleşmesi için izin verdi. Hisselerin satış işlemi ise 4 Mart 2005&#8242;te tamamlandı.</p>
<p>Hisseler Global aracılığıyla 6 fona satılmıştı. Fonlardan biri Templaton&#8217;a, 5&#8242;i ise Ofer&#8217;in talimatıyla Global&#8217;e kurdurulan fonlardı. Böylece dünyanın önde gelen fonlarından Templaton&#8217;ın da katılı­mıyla Tüpraş&#8217;ın yüzde 14.76&#8242;sı Ofer Grubu&#8217;nun eline geçmiş oldu. Ofer bu hisselere 446 milyon dolar (570 milyon TL) ödeyerek sahip olmuştu.</p>
<p>ÖİB, Tüpraş&#8217;ın blok satışından önce şirketin yüzde 14.76&#8242;sına denk gelen 37 milyon lot hisseyi 15.40 YTL&#8217;den satmış oldu. Ancak altı ay sonra Koç Grubu Tüpraş&#8217;ın yüzde 51&#8242;lik hissesini satın aldığın­da gizli görüşmelerin ardında yatan büyük rant da ortaya çıktı. Çün­kü satışta Tüpraş&#8217;a biçilen değer 8.2 milyar doları bulmuştu. Ofer&#8217;in aldığı rakamlara göre ise Tüpraş&#8217;ın 3 milyar dolar değerde olması ge­rekiyordu. Ofer&#8217;in aldığı hisseler gerçek değerinin yarısından bile az bir fiyatla satılmıştı. 6 ayda israil&#8217;li milyarderin cebine AKP hükümeti 800 milyon dolar aktarmış oldu. Neyin karşılığı dersiniz?</p>
<p>Ofer, Tüpraş Koç Grubu&#8217;na satıldıktan sonra elindeki hisseleri satarak piyasalardan çekildi.</p>
<p><strong>Yargı: Tüpraş Satışı Usulsüz, Hisseleri Geri Alın</strong></p>
<p>Türkiye&#8217;de sendikacılığın yüz akı olan Petrol-İş Sendikası, İsrail&#8217;li işadamı Sami Ofer&#8217;e satılan Tüpraş hisselerinin peşini bırak­madı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Petrol-İş Sendikası&#8217;nın, Tüpraş özelleştirilmesi sırasında keyfi davrandıkları gerekçesiyle sanıklar hakkında yaptığı suç duyurusu üzerine başlattığı soruşturmayı ta­mamladı. Özelleştirme idaresi (ÖİB) Başkanı Metin Kilci, Başkan Yar­dımcısı Osman Demirci ve Sermaye Piyasaları Daire Başkanı Mehmet Şükrü Doğan hakkında, Tüpraş&#8217;ın satışına ilişkin gerekli duyuruları yapmayarak &#8216;görevde keyfi davrandıkları&#8217; gerekçesiyle 8&#8242;er aydan 4 yıl 6&#8242;şar aya kadar hapis istemiyle dava açtı. Maliye Bakanı Kemal Unakıtan &#8220;beraber yürüdükleri&#8221; yol arkadaşlarını &#8220;sahipsiz&#8221; bırakma­dı. TÜPRAŞ vurguncularının yargılanmalarına izin vermedi. Konu Danıştay’a taşındı ve yüksek mahkeme Unakıtan’ın engel koyan kararını kaldırdı.</p>
<p>Ankara 12. İdare Mahkemesi, 30 Aralık 2005 tarihinde Tüpraş’ın yüzde 14.76 kamu payının satışında, &#8216;gerekli aleniyet ve rekabet oratamı oluşturmadan hisse satışından   kamu yararı oluşturmadığı&#8217; gerekçesiyle satışı iptal etti. Hisselerin ÖİB&#8217;ye iadesi istendi. Global Menkul Değerler, kendisinin sadece aracılık ettiğini belirterek, hisselerin kendisinde olmadığını açıkladı.</p>
<p>Özelleştirme idaresi ise, söz konusu hisselerin geri alınmasına ilişkin yargı kararını yerine getirmek adına, hisselerin geri alınması için Global Menkul Değerler&#8217;e dava açmıştı. Ancak, hisseler alıcıların elinde bulunmadığı gerekçesiyle, yargı kararına rağmen, hisse se­netleri kamuya iade edilemedi. Kapalı kapılar ardında film gibi bir pazarlıkla Türk halkının ortak değeri Tüpraş hisseleri, Görünmez Holding&#8217;in ulusötesi şirketlerinden Ofer&#8217;e satıldı. Yoksul halk kale­sinde bir kez daha golü gören takım oldu. Çünkü Görünmez Holding&#8217;i yönetenler, futbolu ve takım oyununu gençlik yıllarından bu yana çok iyi biliyorlardı.</p>
<p><strong>Ofer Unutulacak Adam mı !!!</strong></p>
<p>Tüpraş ve Galataport ihalelerinin ayrıcalıklı şirketi, kumarha­neci, turizmci, Ofer Grubu ile ilgili kamuoyunda büyük bir merak başlamıştı. Acaba Erdoğan ile Ofer hiç biraraya gelmiş miydi? Hü­kümetleri maymuna çeviren adam ile AKP&#8217;nin bir ilişkisi olmuş muy­du? Sorular soruları doğurdu ve Başbakan Erdoğan&#8217;a vergi rekort­menleri ödül töreninde gazeteciler bu soruyu yöneltti: &#8220;Ofer ile bir görüşmeniz oldu mu, kendisini tanıyor musunuz?&#8221;</p>
<p>Erdoğan bu soruya, &#8220;Benim kimseyle, mesela ifade edildiği gibi Sayın Ofer ile Başbakanlık&#8217;ta veya bir başka yerde görüşmem olmadı. Kaldı ki her müteşebbisle görüşürüm&#8221; yanıtını verdi. Bu sıra­da saatler 13.30&#8242; u gösteriyordu. Bu önemli açıklamayı gazeteciler merkeze telefonla yazdırdılar. Gazeteler Erdoğan&#8217;ın, &#8220;Ofer&#8217;i tanımıyorum&#8221; açıklamasını birinci sayfalarından vermek için hazırlıklarını tamamlamışlardı. Ancak aynı gece saat 23.30&#8242;da Erdoğan Gazeteci Fatih Altaylı&#8217;ya &#8220;Evet Ofer ile Davos&#8217;ta bir kere görüştüm&#8221;yanıtını verdi. Ankara Bilkent Otel&#8217;de yaptığı görüşme ile ilgili ise &#8220;hatırlamı­yorum&#8221; dedi. Başbakan, ne olmuştu da öğlen saatlerinde görüşmedim dediği Ofer&#8217;i 10 saat sonra hatırlayıvermişti? Acaba danışmanları, Ofer ile görüşmelerin detayları ile sızdırıldığını Erdoğan&#8217;ın kulağına mı fısıldamışlardı?</p>
<p><strong>Erdoğan Ofer Arasında Gizli Görüşmeler</strong></p>
<p>Erdoğan Görünmez Holding&#8217;in en ballı şirketlerinden Ofer Grubu&#8217;ndan aile üyeleri ile tam 5 kez bir araya geldi, ilk görüşme 2002 yılının kış aylarında yapılan Davos toplantıları sırasında oldu. Erdoğan burada Sami Ofer&#8217;in oğlu Eyal Ofer ile görüştü. Eyal Ofer görüşmeye Zodiac Maritime Agencies Ltd. Yönetim Kurulu Başkanı sıfatı ile katıldı. Erdoğan ise &#8220;AKP Genel Başkanı&#8221; unvanını taşıyordu. Yani bu görüşme 3 Kasım seçimlerinden önce, AKP henüz iktidar olmadan yapılmıştı.</p>
<p>İkili bir yıl sonra Davos toplantılarında yeniden bir araya geldi. Ofer 2003 yılındaki bu görüşmeye İngiltere menşeili ve lojis­tik/taşıma sektöründe faaliyet gösteren Associated Bulk Carriers şir­ketinin yönetim kurulu başkanı olarak katıldı. AKP iktidara gelmiş ancak Tayyip Erdoğan henüz Başbakanlık koltuğuna oturmamıştı.</p>
<p>Üçüncü görüşme Davos buluşmasından altı ay sonra, 14 Ağustos 2003&#8242;de Ankara Bilkent Oteli&#8217;nde özel süitte gerçekleşti. Bu kez Eyal Ofer babası Sami Ofer ile birlikte gelmişti. Özel uçakla Anka­ra&#8217;ya gelen Ofer&#8217;ler önce Maliye Bakanı Unakıtan ile bir araya geldi. Aynı tarihte Bilkent Otel&#8217;de AKP&#8217;nin ikinci kuruluş yıldönümü toplan­tıları yapılıyordu. Milyarder işadamları Unakıtan ile görüştükten son­ra Bilkent Otel&#8217;e gittiler. Otelin Balo salonunun arka kapısından gire­rek Erdoğan&#8217;ın görüşme için özel olarak hazırlattığı süite çıktılar.<sup> </sup>Aynı dakikalarda Erdoğan aşağıda parti il başkanlarına yaptığı ko­nuşmayı tamamlamıştı. Hemen özel süite çıkarak önemli misafirleri ile bir araya geldi. Bu ziyarette bazı AKP&#8217;li yöneticiler de hazır bulun­du. Toplantının ardından Ofer&#8217;ler yine gizlice garsonların servis kapı­sını kullanarak otelden ayrıldılar. Birkaç hafta sonra Sami Ofer Başbakan&#8217;a bir teşekkür mektubu gönderdi, işte o mektup:</p>
<p><strong>Ofer&#8217;den Erdoğan&#8217;a Mektup</strong></p>
<p><span style="color:#ff0000;"><em>Kısa süre önce gerçekleştirdiğim Ankara ziyaretim sırasında sizinle tanışmaktan şeref duydum, bana ayırdığınız zaman, verdiğiniz cesaret ve konukseverliğiniz için teşekkür ederim. Bildiğiniz gibi bizim şirketimiz gemi ile taşıma işinde uzun süreden beri faaliyet gösteren bir firma. 1957 yılından bu yana Türk gemicilerle çalışmak bizim için ayrıca büyük memnuniyet. Bizim organizasyonumuzda yaklaşık 3 bin Türk denizci çalışıyor. Türk denizciler güçlü birer çalışan, iyi denizci ve güve­nilir insanlar. Bu yüzden biz daima Türkiye&#8217;den denizcileri daha çok is­tihdam etmeye çalışıyoruz.</em></span></p>
<p><span style="color:#ff0000;"><em>Biz inanıyoruz ki, hükümetiniz tarafından gerçekleştirilen bu­günkü yasal düzenlemelerin gelecekteki olumlu etkisi ile yabancı gemi şirketlerinin Türkiye&#8217;de kendi ofislerini kuracak olması sayesinde, bura­larda Türk çalışanların istihdam oranı artırılacaktır.</em></span></p>
<p><span style="color:#ff0000;"><em>Bizim bünyemizde uzun süre çalışan kaptan ve gemi mühendis­leri, şu anda pek çok Türk şirketinde yönetici pozisyonlarında başarıyla çalışıyorlar, ayrıca İstanbul Boğazı ve Çanakkale Boğazı&#8217;ndaki pek çok kılavuz da bizim eski çalışanlarımız. Bu durum bizim için oldukça memnuniyet verici.</em></span></p>
<p><span style="color:#ff0000;"><em>Biz her zaman Türkiye&#8217;nin büyük potansiyelini göz önünde bulun­duran bir firmayız. Bizim Türkiye ile sadece gemi taşımacılığı alanında iliş­kimiz yok. Biz Türkiye&#8217;de diğer gelişmekte olan fırsatlarla da ilgiliyiz.</em></span></p>
<p><span style="color:#ff0000;"><em>AKP&#8217;nin seçimleri kazanmasından bu yana, uzun süredir devam eden ve kritik konularla ilgili reformların uygulanmasına yönelik çaba­larınız, Türkiye&#8217;nin AB&#8217;ye girişine yönelik süreyi hızlandırıcı olacaktır. Bu ülkenin başarısının devam edeceğine yönelik olarak bize iyi bir işaret veriyor. Bu durum bizi Türkiye ile ilgili gelecek fırsatları açısından heves­lendirmektedir.</em></span></p>
<p><span style="color:#ff0000;"><em>Biz sizin liderliğinizde, Türk sanayisi ve ticaretinin gelişmesine yönelik olarak, yatırım yapmaya hazırız.</em></span></p>
<p><strong>Sammy Ofer</strong></p>
<p>Davos toplantıları Erdoğan ile Ofer&#8217;lerin yüz yüze görüşmesi­ne imkan tanıyordu. Dördüncü görüşme yine 2004&#8242;ün Ocak ayında Davos&#8217;ta yapıldı. Kemal Unakıtan, Erdoğan ve Eyal Ofer, şirket üst düzey yöneticileri ile birlikte (Royal Carribbean Cruises Ltd CEO&#8217;su, Richard Faih ve Hyatt Şirketler Grubu Başkanı T.J Pritzker) Türkiye&#8217;de yapılacak yatırımları ve ihaleleri konuştular. Galataport Projesi&#8217;nın bu görüşmede gündeme geldiği iddialar arasında. Aynı yılın baha­rında Ofer &#8211; Erdoğan görüşmelerinin adresi Başbakanlık Merkez Binasıydı. Başbakan&#8217;ın kabul salonu olarak kullandığı odada Galataport ile ilgili son detaylar konuşuldu. Mehmet Kutman ile Ofer temsilcisi, Erdoğan, Unakıtan, Kürşat Tüzmen ve dönemin Kültür ve Turizm Bakanı olan Erkan Mumcu ile bir araya geldi. Ofer ailesi ile AKP iktidar olmadan önce başlayan görüşmeler kısa sürede meyvelerini ve­recekti. Mehmet Kutman&#8217;ın aracılığı ile Ofer Grubu&#8217;na kamu kaynakları AKP&#8217;nin malı imiş gibi satılacaktı. Üstelik bu satışlar basiretli bir tüccarın yapabileceği satışlar değil, Ofer&#8217;in cebini Türk Hazinesi üzerinden dol­durmasına yönelikti. Başbakan Erdoğan&#8217;ın bu sıklıkta görüştüğü, bırakın görüşmenin içeriğini, ilerlemiş yaşı ve ilginç tipi ile unutulacak birine benzemeyen Ofer&#8217;i hatırlamıyor olması ilginç değil mi?</p>
<p><strong>Erdoğan&#8217;ın Kardeşi Ofer&#8217;in Tornacısı İmiş</strong></p>
<p>Başbakan Erdoğan&#8217;ın Ofer ile ilgili hafızası kısa sürede kendini yeniledi. Erdoğan, kardeşi Mustafa Erdoğan&#8217;ın geçmişte Ofer ailesine ait gemilerde tornacı (Fiter) olarak çalıştığını açıkladı. Erdoğan, &#8220;Kar­deşim iyi bir tornacıydı. Askerden döndükten sonra onların gemile­rinde fiter olarak 8-10 sene çalıştı. Geminin içindeki torna atölyesin­de, seyahat sırasındaki çıkan arızaların tamir işini yaptı. Onlar benim kardeşim olduğunu bilmiyorlardı. Görüşmemizde bunu kendisine ben söyledim&#8221; diyecekti.</p>
<p><strong>Türkiye&#8217;nin Küresel Ağzı</strong></p>
<p>Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, söylemleri ve eylemleri ile Ar­jantin&#8217;i yağmalatan işbirlikçi siyasetçilerin Türkiye temsilcisi gibi ha­reket ediyor. &#8220;Devlete ait hiçbirşey devlette kalmayacak&#8221; diyerek halkına ihanet edip emperyalizmin kucağına oturan Menem iktidarı ile “babalar gibi satarım” , &#8220;parayı basan alır&#8221;, &#8220;aktif pazarlama yapı­yoruz&#8221; sözleri ve anlayışı ile idare edilen AKP iktidarı arasında bir fark olmadığı gibi, bu sömürü sürecinin söylemlerinin bile tek merkez­in koordine edildiği ortaya çıkıyor.</p>
<p>Ofer Grubu ile Davos toplantısında AKP iktidarından önce başlayan görüşmelerin değişmez ismi Kemal Unakıtan&#8217;dı. Unakıtan’ın çok tartışılacak ziyaretlerinden biri de Hong Kong&#8217;a yaptığı ziyaretti.</p>
<p><strong>Aktif Pazarlama Yapıyorum</strong></p>
<p>Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, Tüpraş&#8217;ta satış emri vermeden önce, aynı günün gecesi, şirketin yüzde 14.76&#8242;sını ucuza satın alan Ofer Grubu İle görüştüğü yönündeki bilgileri şöyle değerlendiriyordu: &#8220;Bana &#8216;falancayla nasıl konuşursun&#8217; diyorlar. Konuşurum tabi. Ben bir sürü ülkeye gittim, özelleştirmeyi anlattım. Burada aktif pazarlama yapıyoruz. Potansiyel alıcılara   malı   pazarlamak   zorundayız. Sami Ofer&#8217;le de görüştüm. Hong Kong&#8217;a gittim, orada görüştüm. Bayram günü gittim diye gizli yapıyor havasına sokuyorlar işi. Davos&#8217;a gittim orada görüştüm. Otel odasında görüştü diye haber çıkıyor. Dışarısı kar, buz tabii ki otel odasında görüşeceğim. Ben ka­yak yapmaya gitmedim ki kardeşim. Yatırımcılarla konuşmaya git­tim. Yanımda Mehmet Kutman da vardı. Adamın Türkiye temsilcisi tabii ki olacak. Öküz altında buzağı aramanın manası yok&#8221; Unakıtan hızını alamayıp devam ediyor, &#8220;Kimse fabrikaları sırtlanmış götür­müyor. Böyle birisini gördünüz mü? Ahmaklık yapmayın. Türkiye ar­tık geri dönülemez bir yola girdi. Hem işsizlikten bahsedeceksin hem sermaye gelmesin diyeceksin, bu akılla bağdaşır birşey değil. Ya­bancı sermaye Yeni Cami önündeki kuşlara benzer. Kuşlar neden toplanıyor. Çünkü orası güvenli. Bütün yatırımcıların başımızın üze­rinde yeri var. Türkiye&#8217;ye gelen herkese hoş geldiniz, sefa getirdiniz diyorum&#8221;. <strong>AKP hükümetinin en temel politikalarının başında özelleştirme geliyor.</strong></p>
<p><strong>Kârlı Zararlı Ne Varsa Satacağız</strong></p>
<p>Belli ki Ofer bağlantısı ve deşifre olan ilişkiler Unakıtan&#8217;ı de­rinden etkilemişti. Sömürge muz cumhuriyetlerinde bile görülme­yecek bir teslimiyet, pazarlık anında yakalanmış olmanın verdiği bü­yük kin ve pervasızlıkla konuşuyordu Unakıtan ve şunları söylüyor­du, &#8220;Devam edeceğiz, kârlı, zararlı ne varsa hepsini satacağız. Siyasi­lerin çiftliği olan yerleri satıyoruz, milletin yükünü azaltıyoruz. Bunlar kamburdur. Bazı özelleştirmeler İçin &#8216;milli menfaatimize aykırıdır&#8217; di­yorlar. Asıl bunları satmazsak milli menfaate aykırı olur. Biz popülizm yapmıyoruz, kimse palavra atmasın.&#8221;</p>
<p>Asıl palavrayı milletin gözünün içine baka baka Unakıtan atı­yordu. Özelleştirmenin doğduğu ülkelerde bile özelleştirmenin temel mantığı zarar eden kamu şirketlerinin satılıp, özel sektör elinde daha karlı ve üretken hale getirilmek istenmesidir. Ancak bu temel düşünce ile doğan ve yaygınlaştırılan özelleştirme operasyonları ge­lişmiş ülkelerin aksine Türkiye gibi Atatürk&#8217;ten sonra emperyalizmin ve işbirlikçilerin kontrolüne geçen ülkelerde evrimleşmiş, karlı kuru­luşların da satılması, Unakıtan&#8217;ın dediği gibi elde ne varsa yabancıla­ra peşkeş çekilmesi sürecine dönüştürülmüştür. Bunun en açık anla­tımı yabancılar ne isterse vereceğim anlayışıdır. Peki bu ülke kurtu­luş savaşını neden yaptı öyleyse? Atatürk ve silah arkadaşları bir gün ülkeyi küresel sermayenin, emperyalizmin kucağına oturmuş işbirlikçi takımının yöneteceğini ve ne varsa satacağını bilseler, aynı mücadeleyi verirler miydi?</p>
<p>Unakıtan yabancı sermayeyi güvercinlere benzetiyor. Oysa Türkiye&#8217;ye gelenler güvercinden çok akbabalar gibi hareket ediyor. Hükümet önce leşi hazırlıyor. Türkiye&#8217;nin en değerli kuruluşlarını, en verimli arazilerini, topraklarını yabancı sermaye ve yerli işbirlikçileri­nin önüne değersiz pazar malları imiş gibi seriyor. Yasalara aykırı ise yasa çıkarıyor. Çünkü çok övündükleri &#8220;milli irade&#8221; onları iktidara ta­şımış, onlar da aldıkları yüzde 47 oyun sarhoşluğu ile Türkiye&#8217;yi yağma hasanın böreğine çevirmişlerdi. Artık yaptıkları her şey mubahtı. Çünkü halk onları iktidara getirmişti. Türkiye&#8217;yi kendi mal­ları, vatandaşı tebaları gibi görüyorlardı. Diledikleri gibi satıp pazarlayabilirlerdi. İşgal güçlerinin Türkiye&#8217;yi bölgelere ayırıp pay etmesi gibi, yandaş işadamlarını alıp kamu varlıklarını pay ediyorlardı. Karşı çıkan olursa kamu gücü ellerindeydi. Maliyeyi harekete geçirip vergi denetmenlerini salıyor ve terör estiriyorlardı.</p>
<p>Unakıtan&#8217;ın söylediği gibi işsizlikle mücadele için yabancı sermaye gelmeli sözü de yine Türkiye gibi sömürge pazarı haline getirilen ülkeler için geçerli değil. Unakıtan&#8217;ın sözünü ettiği yabancı sermayeye “doğrudan yabancı sermaye” deniliyor. Bu sermaye türü girdiği ülkede yatırım yapıyor, örneğin ihtiyaç olan bir alan ve elbette kar edebileceği bir pazar için sıfırdan fabrika kuruyor, istihdam sağlıyor üretim yapıyor. Böylesi yabancı sermayeye aklı olan kimsenin itiraz edemediği ortada. Ancak Türkiye&#8217;ye doğrudan yabancı sermaye yatırımı yok denecek kadar az. Ülkemize gelen yabancı sermaye türü yeni baştan üretim tesisleri kurmuyor, katma değer yaratmıyor, tam tersine hazır kurulu değerleri satın alıyor. Dolayısıyla istihdam sağ­lamak bir yana işten çıkarmalarla işsizler ordusunu büyütüyor.</p>
<p>Palavra içinde tanımlanabilecek bir başka söylem de &#8220;fabrika­ları sırtlayıp götüren yok&#8221; söylemi. Evet elbette bu fiziken mümkün değil, ancak burada eleştirilen o fabrikada üretilen katma değerin sırtlanıp götürülmesidir. Yani kar transferleridir. Türkiye&#8217;nin en önemli sorunu sermaye birikimi sağlayamamasıdır.. Böyle bir or­tamda yabancı sermaye de satın aldığı kuruluşların gelirlerini yurt dışındaki bankalara ya da diğer iştiraklerine transfer ederek, Türk halkının yaptığı harcamalar sonrasında Türkiye&#8217;de kalması gereken paraları yurt dışına götürüyorlar. Bir bakan olarak Unakıtan&#8217;ın bunu bildiğine şüphe yok. Ama kafa karıştırmada, takiyede, oportünizmde AKP&#8217;den de iyisi yok!</p>
<p><strong>Ofer&#8217;in Uçağı ile Hong Kong Yolculuğu</strong></p>
<p>Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, 6-9 Kasım 2004 tarihleri ara­sında Hong Kong&#8217;a gitmeye hazırlanıyordu. Ancak son dakikada bir tarih değişikliği yapıldı. Ziyaret, Ramazan bayramı tatilini de kapsa­yan 10-16 Kasım tarihleri arasına kaydırıldı. Hong Kong ziyaretinin katılımcıları şunlardı: Bakan ve eşi Ahsen Unakıtan, Özelleştirme ida­resi Başkanı Metin Kilci, Mehmet Kutman&#8217;ın kardeşi Global hayat Yö­netim Kurulu Başkanı Ayşegül Bensel. Mehmet Kutman ise iki gün önce Hong Kong&#8217;a uçtu. Ekip bu ziyareti de özel bir uçakla gerçek­leştirdi.</p>
<p>Özelleştirme yağmasından pay kapan işadamlarına ait özel uçaklarla gidilen ve gizli yapılan görüşmelerle ilgili olarak AKP hü­kümetinin pişkinliği daha önce hiçbir hükümet döneminde görül­medi. Başbakan Erdoğan&#8217;ın ve Unakıtan&#8217;ın kapalı kapılar ardında gö­rüştüğü işadamlarına daha sonra Türkiye&#8217;de ayrıcalıklı ve yasa dışı yöntemlerle ihale verilmesi, önlerinin açılması yanıtı belli soru işaret­lerine neden oldu. Erdoğan bu görüşmeleri &#8220;Türkiye&#8217;de yatırım yapmak isteyen her işadamıyla her yerde zaten görüşüyorum&#8221; diyerek yanıtlıyor ve ekliyordu, &#8216;Abdestimden şüphem yok ki benim, namazımdan şüphem olsun. Ama abdestinden şüphesi olanlar na­mazından da şüphe eder!&#8221;</p>
<p>Oysa eski Başbakanlardan Mesut Yılmaz&#8217;ı Yüce Divan&#8217;a götü­ren Türkbank&#8217;ın satışında alıcılarla yaptığı baş başa görüşmeydi. Demek ki Yılmaz da o dönemde ben aktif pazarlama yapıyorum di­yerek pişkinlik yapsaydı Yüce Divan&#8217;ın karşısına çıkmayacaktı!</p>
<p>Erdoğan, Maliye Bakanı Unakıtan&#8217;ın Global tarafından Hong Kong&#8217;a götürülmesi ile ilgili olarak da &#8220;Orada yanılmıyorsam Japon firması. Çok da genç bir firma ve bunların Türkiye&#8217;de yatırım yapma talepleri var. Bunlarla da biz Davos&#8217;da görüşmüştük. Bu gelişmeden sonra onların yatırım yapmayla ilgili bir davetleri olmuştur. Herhalde onu soruyorsunuz. Onların Türkiye ayağı Global ise, görüşmüş olabi­liriz.&#8221; diyordu. Unakıtan&#8217;ın aynı soruya verdiği yanıt ise Ofer ile gö­rüştüğü yönündeydi. Unakıtan skandal ilk patlak verdiğinde iddiaları yalanlamış, &#8220;ailemle tatile gittim&#8221; demişti.</p>
<p>CHP’nin aşağıda sıralanan olayla ilgili yö­nelttiği sorular ise hala yanıt bekliyor.</p>
<p>• Eğer bu bir iş gezisi idi ise, bunun için TBMM&#8217;nden Bakan­lığa vekalet onayı alındı mı?</p>
<p>• Bu gezide Hong Kong&#8217;da Sami OFER ile ne görüşülmüştür? Görüşmenin zabıtları tutulmuş mudur? Bu zabıtlar nere­dedir?</p>
<p>• Sami OFER ile görüşülen konular, GALAPORT İhalesine ka­tılan diğer firmalarla da görüşülmüş müdür? Görüşülmüş ise, bu görüşmeler nerede ve ne zaman yapılmıştır. Eğer diğer potansiyel alıcı firmalarla da aynı çerçeve de görü­şülmemiş ise, GALATAPORT ihalesinde şeffaflık ve eşitlik­ten söz edilebilir mi?</p>
<p>• Eğer bu resmi görüşme ise, heyette Bakan eşi ve Özelleş­tirme İdaresi Başkanı eşinin işi ne idi?. Resmi gezinin har­camalarının oluru nerededir? Harcamalar hangi fasıldan yapılmıştır? Resmi gezi idi ise, gezi de yer alan Mehmet Kutman&#8217;ın kardeşinin görevi ve sıfatı ne idi?</p>
<p><sup> </sup>- Kasım 2004&#8242;de gerçekleşen bu Hong Kong gezisi, Kemal Unakıtan&#8217;ın ilk ifade ettiği gibi bir tatil gezisi ise, uçak kime aitti, uçağın bedelini kim ödedi, fatura kimin adına kesildi, fatura nerededir?</p>
<p>• Devlet adamı, özelleştirmede satın alacak olan kişiyle satıcı olaraktan özel görüşme yapamaz, pazarlık yapamaz. Siyasi etik diye bir ilke geçerliyse, siyasetçiler işadamlarının uçak­larına binemez. Siyasetçiler hele bakansanız, iş yapacağı­nız kişinin uçağıyla tatile gidemez. <strong>Ben yaparım diyen bakan bunun hesabını er geç Yüce Divan&#8217;da verir.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Tüm bu görüşmelerin anlamı şuydu: Türkiye&#8217;de yapılan kamu ihaleleri, özelleştirmeler şeffaflık ve rekabet ilkelerinden uzak olarak gerçekleştirildi. Yani satılan malın, ihale edilen hizmetin alıcısı satış öncesinde kapalı kapılar ardında belirlendi. Bu yöntem satılan kamu varlıklarının değerinin çok altında gitmesine, ya da alınan hizmetin hazineden çok yüksek faturalarla tahsil edilmesine neden oldu. Kay­beden hep Türk halkıydı. Türk halkına ait değerler ucuza gidiyor, peşkeş çekiliyor, hizmet ise (haberleşme, elektrik santralleri, havali­manı özelleştirmeleri v.s) fahiş fiyatlarla satın alınıyordu.</p>
<p>Türkiye&#8217;yi kuşatan Görünmez Holding&#8217;in en önemli şirketle­rinden Ofer Grubu ile yerli partneri Global&#8217;in yer aldığı ihaleler yol­suzluk bataklığının önemli bölümünü oluşturuyor. Bu süreci detaylandırmadan önce CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu&#8217;nun pazarlama anlayışı ile ilgili sözlerini aktaralım: &#8220;Öncellikle Sayın Başbakan&#8217;ın ülkesini pazarlamakla ken­disini mükellef kılması doğru bir olay değil. Kendisini ülkenin tanıtı­mı ile ilgili yükümlü görmesi daha doğru iken pazarlamakla tanıtımı bilinçli ya da bilinçsiz olarak karıştırması doğru değil. Çünkü en iyi pazarlamacı en çok satış yapan kişi demektir. Yani ülkesini en çok sa­tan kişi en iyi pazarlamacı olur. Sayın Başbakan bu mantıkla yola çıktı ise son derece tehlikeli, doğru olmayan, söylediği sözü kulağı duy­mayan bir başbakan konumundadır bana göre. İlişkilere gelince, yabancı firmalar Türkiye&#8217;deki ilişkilerinde iktidarla iyi olan, bürokrasiyi yasalara aykırı olabilecek şekilde dahi aşmayı bilen firmalarla içli dişi&#8217; olmak isterler. Çok belirgin bir örnek olarak italyan ASTALDİ firması ANAP döneminde Türkiye&#8217;de Bayındır Grubu ile zorunlu iş birliği yapmak durumunda kalmıştır. Çünkü ASTALDİ Türkiye&#8217;de siyasal iktidarı ve bürokrasiyi aşamamıştır. Ama Bayındır Grubu ile işbirliğinden sonra hiçbir sorun kalmamıştır, tüm sorunlar aşılmıştır, italyan ENİ&#8217;ye bakıyorsunuz Çalık Grubu ile ortak, niçin? Çünkü Çalık ikti­dardaki partinin merkez yönetim kurulunda adam bulunduruyor ve siyasal ilişkileri olsun, doğrudan Başbakan ile ilişkileri olsun çok iyi. Bu durumda ENİ&#8217;de iktidarla bu denli iyi ilişkileri bulunan, büyük iha­leleri alabilecek, bürokrasiyi aşabilecek bir grupla işbirliği yapmak zorunda kalıyor. İktidardaki partiye göre yurtdışındaki şirket kendisi­ni şekillendirebiliyor. Bu şuradan ileri geliyor, Türkiye&#8217;de hala daha belli grupların siyasal partiler ve bürokratlar üzerinde çok etkin ol­duğunu, rüşvet mekanizmasının Türkiye&#8217;de çok iyi geliştiğini, her ne kadar Sayın Başbakan yolsuzluklara damardan girdiklerini söylüyor­sa da bunların hiçbirisinin doğru olmadığını, hala daha bu çarkın tüm hızıyla döndüğünü ve AKP&#8217;nin de yolsuzluk batağının üzerinde oturduğunu çok net, çok açık bir şekilde görüyoruz. Bakın Sayın Başbakan Ofer&#8217;i tanımadığını söylemişti, sonra tanıdığını itiraf etmek zorunda kaldı, ama geçen bütçe görüşmelerinin açılışında Başbakan bütçe üzerine konuşurken dönüp CHP sıralarına şunu söyledi, &#8220;Siz Ofer ailesinin kaç kişiden oluştuğunu biliyor musunuz?&#8221; dedi. Bakı­nız, Ofer&#8217;i tanımadığını, görüşmediğini söyleyen Başbakan bütçe gö­rüşmelerinde iktidar kanadından muhalefete seslenerek bu soru so­ruyor. Demek ki kendisi Ofer ailesi ile ilgili çok ayrıntılı bilgiye sahip. Peki, bu bilgiler Başbakan&#8217;a nereden ulaşıyor? Ofer ailesinin Türki­ye&#8217;deki yakınlarından, onunla iş birliği kuran AKP&#8217;ye yakın iş adamla­rı aracılığı ile tüm bu bilgiyi ediniyor. Global&#8217;in sahibi Sayın Kutman&#8217;dan edindiğini düşünürsek, peki Sayın Kutman nereden bi­liyor? Sayın Kutman&#8217;ın Maliye Bakanı&#8217;na, Başbakan&#8217;a yazdığı tüm mektuplarda bütün ayrıntılar ve hatta yapılan teklifler var. Düşüne­biliyor musunuz ki, bir özel sektör temsilcisi Maliye Bakanlığına gizli bir yazı yazma ihtiyacını hissediyor. Böyle bir gizli yazışma söz konu­su olamaz. Ama Türkiye&#8217;de bu oluyor ve bu ilişkiler kapalı kapılar ar­dında hem de sadece Türkiye&#8217;de de değil, Hong Kong, Singapur ve Davos da da böyle görüşmeler oldu, bu görüşmelerin ayrıntıları belli değil görüşmelerin hemen hemen hiçbirine dış işleri bakanlığı mensupları katılmış değil. Özellikle Singapur ve Hong Kong da Ofer ailesiyle yapılan görüşmelerin hiçbir ayrıntısı belli değil. Bu tabloya bakıldığı zaman pazarlama sözcüğünün Sayın Başbakan tarafından bilinçli olarak kullanıldığını, tanıtımın özellikle kullanılmadığını ve Türkiye’de rantı kendisine yakın şirketler aracılığı ile pazarladığını görebiliyoruz. Bu durumu artık Sayın Başbakan&#8217;da itiraf ediyor. Bu gidişin iyi bir gidiş olmadığını, Türkiye&#8217;nin uluslararası piyasada da saygınlığını yitirdiğini bu gelişmeleri takip eden herkes söyleyebilir.</p>
<p><strong>Kiralık Deniz ve Kuşadası Limanı</strong></p>
<p>Kuşadası Limanı ihalesi OFER/Kutman /AKP işbirliğinin en açık ve çarpıcı örneklerinden birini oluşturuyor. Elbette burada AKP ile kastedilen, partinin bu ilişkileri yürüten yönetim kadrosudur. AKP, Görünmez Holdingi haksız ve hukuksuz yollarla palazlandırmak için Türkiye Büyük Millet Meclisi&#8217;ni bile kullanmaktan zerre kadar çekinmemiştir.</p>
<p>Kuşadası&#8217;nda yapılacak liman için ihale süreci önceki hükümet dönemine kadar uzanıyor ancak 2003 yılından sonra hız kazanıyor. Yapılan ihalede çoğunluğu yerli yatırımcılardan oluşan Limaş ortak girişim grubu, ihaleye en yüksek teklifi vererek birinci geliyor. 30 milyon dolarlık açılış fiyatının üzerinde 36 milyon dolar teklifle ihale­yi kazanan 1000 ortaklı grubun kredi bulmak için başvurduğu kapı­lar birer birer kapanıyor, ihale öncesinde gruba kredi için söz veren bankalar ne olduysa bu sözlerini unutuyorlar. Limaş Özelleştirme idaresi&#8217;nden kredi bulmak için biraz daha zaman istiyor. Ancak Öze­leştirme Yüksek Kurulu bu hakkı Limaş&#8217;a tanımıyor ve ihalenin arttırımına bile katılmayan Egeports konsorsiyumuna dönüyor, ihale bir anda 30 yıllık kira karşılığı Kuşadası Limanı için yalnızca 24 milyon dolar teklif eden Egeports&#8217;a kalıyor. Bu &#8220;şanslı&#8221; grubu oluşturan isim­ler dikkat çekici. Ofer Grubu( Royal Caribbean), Mehmet Kutman (Global) Hamdi Akın ( Akfen Grubu) Ege Ticaret/Marvel Investment konsorsiyumu&#8230; Değer tespit komisyonunun belirlediği fiyatın al­tında bir rakamla limanın sahibi olan gruba daha sonra da olağanüs­tü ayrıcalıklar tanınıyor!</p>
<p>Kredi bulmak için istediği ek süre hakkı kendisine tanımayan ve bu nedenle ihaleden dışlanan Limaş&#8217;ın yerine ikinci sıradaki Ofer Kutman ortaklığı geçince Kuşadası Limanı ihalesine, ihalede yer al­mayan rantı katlayan uygulamalar ekleniyor.</p>
<p><strong>Önce </strong><strong>Yönetmelik Değiştirildi</strong></p>
<p>AKP hükümeti Kuşadası limanında rantı artırmak için önce yönetmelik değişikliğine gitti. Kıyı Yönetmeliğinde Değişiklik Yapan Yönetmeliği çıkaran AKP hükümeti bu yolla kıyılar ve dolgu alanla­rında &#8220;kruvaziyer liman&#8221; kapsamındaki her türlü yapılaşmanın önü­nü açtı.</p>
<p>Bu yönetmeliğe ülkenin refleksleri tepki gösterdi ve hemen dava açtı. Yönetmeliğin iptali ve durdurulması amacıyla açılan dava sonucunda Danıştay 6. Dairesi yürütmeyi durdurdu. Danıştay&#8217;ın ka­rarında &#8220;Anayasa ve Kıyı Yasası hükümlerine aykırı olarak kıyılardan herkesin eşit ve serbest yararlanma hakkını ortadan kaldıracak veya sınırlandırabilecek herhangi bir tasarrufta bulunulması mümkün değildir.&#8221; deniliyor ve ilgili yönetmeliğin &#8230;kıyıdaki dolgu alanların­da ve sahil şeridinde yapılabilecek yapıları sınırlı olarak sayan Kıyı Kanunu&#8217;na&#8221; aykırı olduğu belirtiliyor.</p>
<p>Anayasa gereği herkesin malı olan kıyıların, hiçbir şekilde ka­mu yararını ortadan kaldıracak veya engelleyecek ya da özel mülki­yete konu olacak veya dönüştürecek şekilde kullanılamayacağı çeşit­li kereler Anayasa Mahkemesi kararlarında da açıkça belirtiliyor. Oy­sa anılan yönetmeliğin yürürlükte kalması ile toplumun eşit ve ortak olarak yararlandığı kıyı alanlarının, turizmden gelir elde etme, deniz turizm ve ticaretinde rekabet etme gerekçeleriyle, toplumun kulla­nımına kapatılmasına ve tahrip edilmesine olanak sağlanıyor.</p>
<p>Ancak bu yargı kararı da Ofer &#8211; Kutman ikilisini durduramadı. Anayasaya aykırı olmasına rağmen yönetmeliğe dayanarak Kuşadası Belediye Başkanı&#8217;ndan alınan inşaat ruhsatı ile liman sahası içerisinde 56 dükkanlık bir alışveriş ve ticaret merkezi inşa edildi. Ofer ve Kutman ortaklığına, ( Ege Liman İşletmeleri A.Ş) denize kazık dolgu yaparak yer kazanma ve liman içinde denize sıfır yani kıyı kanununa tamamen aykırı olarak turistik işyeri inşa etme süreci böylece tamamlanmış oldu. Oysa rantı büyük oranda arttıran bu uygulamalardan ihaleye giren diğer firmaların haberi yoktu. Bilselerdi teklif ettikleri fiyat çok daha yüksek olacaktı. Hukuk çiğnenerek yapılan inşaat­lar, çarpık ilişkiler ve tanınan ayrıcalıklar, Kuşadası limanı ihalesinin de yolsuzluk çöplüğünde yer almasına neden oldu. Üstelik Ofer Kutman ikilisi için bu sadece başlangıçtı. Mehmet Kutman gerekirse kanun çıkartırız diyecek kadar meclis iradesine egemen olduğunu söyleyecekti. Görünmez Holding&#8217;in gücüne de bu yakışırdı!</p>
<p><strong>Gerekirse Kanun Çıkartırız</strong></p>
<p>Ofer-Kutman ikilisi deniz üzerine kazıklar çakarak doldurduk­ları alanda 6 bin metrekarelik iş merkezini yasa dışı olmasına rağmen tamamlayınca meslek odalarının tepkisini çekti. Bu tepkilerle ilgili olarak 19 Ocak 2005&#8242;te kutman skandal bir açıklama yaptı. Bu açık­lama öncesindeki süreçte, AKP Kutman&#8217;ın önünü açmak için, yasalara aykırı bir yönetmelik çıkarmış, Kutman bu yönetmeliğe dayanarak denizi doldurup inşaatı yapmış, bu süre içinde Danıştay&#8217;ın &#8220;yönet­melik ve dolayısı ile yapılan inşaat yasalara aykırıdır&#8221; şeklinde özet­lenebilecek kararını da dikkate almamıştı. İşte Kutman&#8217;a Danıştay&#8217;ın bu kararı sorulduğunda o ünlü açıklamayı yapmıştı. <strong>&#8220;Bunlar önemli değil. Bu kanunlar çıkar, genelgeler, yönetmenlikler bir gün ka­nuna dönüşür&#8221;.</strong></p>
<p>Kutman&#8217;a bu cüreti ve özgüveni veren elbette içinde bulun­duğu ilişkilerdi. Başbakan Erdoğan&#8217;la rahatça görüşen, Erdoğan&#8217;ı Ofer ile tanıştıran, Unakıtan ile özel uçağa atlayıp ailece iş ve tatil ge­zilerine çıkan, kapalı kapılar ardında yapılan toplantılarda Erdoğan ve ekibi ile birlikte bulunabilen nadir insanlardan biriydi. Görünmez Holding&#8217;in en önemli adamlarındandı. Acaba duvarında &#8220;egemenlik kayıtsız şartsız milletindir&#8221; yazan Meclis, milletin aleyhine özel çıkar­lara yönelik yasa çıkaracak kadar itibar kaybına uğrayacak mıydı?</p>
<p>2005 yılının 3 Temmuz gecesi bu sorunun yanıtı belli oldu. Çünkü AKP hükümeti ünlü &#8220;torba yasalarından&#8221; birini yine yangında mal kaçırır gibi Meclis&#8217;ten geçiriyordu. Torbanın içine Ofer- Kutman kardeşlerinin ricasını da atmayı unutmamışlardı!</p>
<p>Kutman&#8217;ın bu eleştirilere yanıtı insan zekasıyla dalga geçer gibiydi. <strong>&#8220;Bahsi geçen bu kanun tüm kıyı şeridindeki liman ve marinalar için geçerli olup şirketimize mahsus özel bir düzen­leme değildir&#8221;.</strong></p>
<p><strong>Görünmez Holding&#8217;e Kiralık Deniz</strong></p>
<p>Maliye Bakanlığı&#8217;yla Sami Ofer ve Mehmet Kutman arasındaki liman kiralama kontrat belgesi de bir başka skandaldi. Belgede kira­lanan şeyin, &#8216;Ege Denizi&#8217;, olduğu yazıyordu. Ne amaçla kullanılacağı sorusuna ise, &#8216;limanın uzatılması ve dolgu alan&#8217; için yanıtı veriliyor­du. Oysa denizler hukuken Hazine&#8217;ye bile kiralanamaz ve devredilemez. Devletin malı olan ve kamunun ortak kullanım alanı Ege Denizi&#8217;nin bir bölümü Ofer Kutman ikilisine kazık dolgu yapmaları için kiralanabilmişti!?</p>
<p>AKP&#8217;nin belediyelere ait yüksek rant alanlarını Özelleştirme İdaresi ve bazı bakanlıklara yetki vererek ele geçirmesi Erdoğan&#8217;ın bir çelişkisini de gündeme getirdi, istanbul Büyükşehir Belediye Baş­kanı olduğu dönemde Erdoğan, &#8220;turizm bölgesi talan bölgesi de­mektir. İstanbul&#8217;un yeni rant alanları ihdas edilme kılıfına kurban edilmektedir&#8221; diyordu. Ancak Erdoğan Başbakan olunca tam tersini yaptı. Örneğin Egeport&#8217;ta, yap işlet devret modeli ile plan yetkisini belediyelerden alıp bakanlığa ve özelleştirme idaresine devretti. Be­lediye başkanı iken uygulamaya &#8220;talan&#8221; olarak bakan Erdoğan, Baş­bakan olunca ne değişti? Talan mı, talancılar mı?</p>
<p><strong>Koç&#8217;u Konuşturan Özelleştirme: Galataport</strong></p>
<p>Türkiye&#8217;de her hükümete eşit mesafesini korumaya çalışan Koç Grubu&#8217;nun ikinci kuşak başkanı Rahmi Koç şirketi ile ilgili açık­lamalar ve çevre kirliliği ile ilgili hassasiyetler dışında medyadan uzak durmaya gayret eden işadamlarından. Ağzından çıkan her söz haber olan Rahmi Koç, bu nedenle açıklama yaparken kamuoyunda yaratacağı etkiyi tartarak, ağır ve özenle seçilmiş cümleler kullanma­sıyla biliniyor. Ancak Ofer Kutman ortaklığının kazandığı Galataport ihalesinde yapılan ayrıcalıklar Koç&#8217;u bile bilinen çizgisinin dışına çı­kardı. Ödeme planının detayları belli olduğunda şaşkınlığını gizle­meyen Koç &#8220;ben bilseydim kendi adıma bu ihaleye girerdim&#8221; açıklamasını yapacaktı. Polemiklerden uzak kişiliği ile tanınan Koç&#8217;un Çizgi dışı ikinci açıklamasıydı bu. İlki, AKP&#8217;yi kuran Tayyip Erdoğan&#8217;ın 1 milyar doları nasıl biriktirdiğine yönelik sorusuydu. Bu soru hala ya­nıtlanmış değil.</p>
<p>Peki Rahmi KOÇ’u alışılmışın dışına çıkaran bu açıklamayı yapmaya iten Galataport ihalesi neydi?</p>
<p><strong>Egeport&#8217;dan Galataport&#8217;a&#8230;</strong></p>
<p>Görünmez Holding’i palazlandırması planlanan en önemli projelerden biri Galataport. Projeye göre İstanbul&#8217;un &#8220;kimliğini&#8221; oluşturan, tarihinin ve tarihsel görünümünün en önemli mekanla­rından olan Karaköy yıkılacak, yerine dev alışveriş merkezleri, lüks oteller ve yine lüks gemilerin yanaşacağı bir liman yapılacaktı. Kara­köy Meydanından Tophane&#8217;ye kadar olan 1200 metrelik sahil şeridi özelleştirilecek, yani bir şirkete satılacaktı.</p>
<p>İstanbul&#8217;un yağmasına karşı duran tüm kesimler, meslek oda­ları ve sivil toplum kuruluşları başta olmak üzere projeye büyük tep­ki gösterildi. Tepkinin nedeni kamuoyunu bu konuda bilgilendirmek için oluşturulan www.galataport.org sitesinde şöyle özetleniyor.</p>
<p>Bu proje ile İstanbul&#8217;un Eminönü &#8211; Karaköy bölgesinin tarihi görünümü, sonsuza dek yok olacak.</p>
<p>1. Tarihi görünümün yerini, çelik &#8211; cam karışımı çirkin görü­nümü dev alışveriş merkezleri ve oteller alacak. İnşa edi­lecek ve yeniden düzenlenecek olan binalarda hiç bir tarihi doku uyumu aranmayacak. Onun yerine çelik kafes yapılı çirkin modern mimari alacak.</p>
<p>2. Bu önemli bölge, burayı kiralayan kişinin malı olacak ve kamuya kapalı olacak, istanbul&#8217;un kalbinde 1200 metrelik sahil şeridi halka kapalı olacak ve OTEL &amp; ALIŞVERİŞ MERKEZİ &amp; GEMİ LİMANI olacak.</p>
<p>3. Karaköy&#8217;ün önünü, Salı Pazarı ve Tophane&#8217;ye kadar 1200 metre boyunca baştan başa yüksek binalar ve dev gemi­ler kapatacak. Karaköy ve arkasındaki herşey bu dev du­varın arkasında kalacak, bölgenin deniz ve su ile ilgisi kalmayacak. Sahilin önünü, insan ile deniz arasını çirkin bir sur kapatacak.</p>
<p>Galataport projesi için yapılan ihalede yüksek teklifi Ofer Gru-bu&#8217;nun başında olduğu konsorsiyum verdi. Türkiye Denizcilik Işlet-meleri&#8217;nde yapılan Galataport&#8217;un 49 yıllığına işletilmesi ihalesinde Tepe /Afken Grubu 1.300 milyar Avro, Fiba Grubu 1.004 milyar Avro teklif verirken Ofer Global ortaklığı neredeyse diğer tekliflerin üç ka­tını vererek şaşkınlık yarattı. Ofer-Global-Limak- ibrahim Çeçen kon­sorsiyumunun verdiği teklif 3.538 milyar Avro idi.</p>
<p>O günün akşamında haber bültenleri ihaleden övgüyle söz ediyor, ertesi gün gazeteler rekor ihale başlıkları ile çıkıyordu. Kimse bu teklifin arkasında ne yattığını sorgulamıyordu. Memleket mesele­lerinde işbirlikçi, ekonomi haberlerinde cahil, araştırma isteyen ha­berlerde ise tembel olan Büyük Türk basınına da bu yakışırdı.</p>
<p>Teklifin koşulları ortaya çıktığında skandal da patlak verdi. Çünkü Ofer- Kutman ortaklığının önerdiği ödeme koşulları ile Galataport&#8217;u almak için milyarder olmanıza gerek yoktu. Galataport, kendi kendini ödeyen bir modelle adeta peşkeş çekilmişti. Ofer-Kutman&#8217;ın ödeme modeli kira öder gibi ev sahibi olmaktan farksızdı.</p>
<p>Ofer&#8217;in ödeme teklifinde ilk üç yıl için sembolik sayılabilecek bir rakam yıllık 875 bin euro ödeme öngörülmüş. İlk üç yılda 400 milyon dolar yatırım yapacağı için bu ödeme makul sayılsa da 4. yıl­dan itibaren her yıl yüzde 10.75&#8242;lik bir artış gösteriliyor. Bu ödeme planına göre Galataport için Ofer/Kutman&#8217;dan ilk 10 yılın sonunda toplam sadece 36 milyon euro, 20 yılın sonunda ise 192 milyon euro tahsil edilmiş olacak. Alıcılar teklifin aslan payı olan 2.2 milyar euro&#8217;yu 49 yıllık kiranın son 10 yılında ödeyecekti.</p>
<p>Kamuoyunu rekor fiyat diyerek kandıranlar aslında Galataport&#8217;a sembolik rakamlar ödeyerek sahip olacaktı. Bu büyük skandal Erdoğan ve Unakıtan&#8217;ın Ofer&#8217;le kapalı kapılar ardında gizlice neyin pazarlığını yaptığı konusunda da önemli ipuçları veriyor. Bu gö­rüşmelere ayna tutan açıklamalar daha sonra ANAP başkanı olacak dö­nemin AKP&#8217;li Kültür Bakanı Erkan Mumcu&#8217;dan gelecekti. Mumcu, Baş­bakan Erdoğan&#8217;ın Ofer ile en büyük pazarlıklarından birinin Galataport üzerinde yapıldığını anlatacaktı. Mumcu, Erdoğan&#8217;ın proje ile özel ola­rak ilgilendiğini söyleyecekti.</p>
<p><strong>Bilseydim Girerdim</strong></p>
<p>Ofer-Kutman ikilisinin aldığı Galataport ihalesinin şartları gazetelere yansıdığında Rahmi KOÇ şu açıklamayı yapmıştı: &#8220;Bugün gazetelerde okudum. Ödeme planı çok enteresan. Enteresan bir ihale olmuş. Eger gazetelerde okuduğum ödeme şartları doğruysa ben de girerdim o ihaleye diye düşünüyorum. Şirket olarak değil Rahmi Koç olarak girerdim&#8221;.</p>
<p>Ünlü işadamı, &#8220;Bir tezgâh olabilir mi&#8221; sorusuna ise, &#8220;Bu ehven şartlar tezgâhlandı mı, yoksa herkes için aynı mıydı bilemiyorum&#8221; karşılığını veriyordu. Şaşkınlığını gizlemeyen Koç, ihalelerin şeffaf olması gerektiğinin altını çiziyordu: &#8220;Biz ihalelerde şartları son daki­kada öğreniyoruz. Neden bunlar ve ödeme planı ilan edilmez bilmiyorum. Sistemin ne olduğunu görüyoruz. Bilmiyorum sebebi nedir açıklanmamasının? Ödeme şartlarının önceden ilan edilmiş olma­ması, haksızlık oldu gibi mi geliyor acaba?&#8221;</p>
<p>Galataport yağması Rahmi Koç açısından ancak bu kadar eleş­tirilebilirdi. AKP hükümeti milyarlarca dolarlık bir ihale düzenliyor ancak bu ihalenin detayları duyurulmuyordu. Türkiye&#8217;nin en büyük holdinglerinden biri &#8221; ihale şartlarından haberimiz yok, ödeme şart­ları neden önceden ilan edilmedi&#8221; diye soruyor, ancak İsrail&#8217;den bir işadamı bu şartları önceden ayrıntılı olarak biliyordu. Fazla söze ge­rek bırakmayan Galataport skandalında AKP yine suçüstü yakalan­mıştı. İhalelerin detayını öğrenmek için Görünmez Holding&#8217;e yakın olmak gerekiyordu!</p>
<p><strong>Erkan Mumcu: İhale Bir Buçuk Yıl Önce Bağlandı!</strong></p>
<p>Dönemin AKP&#8217;li Kültür Bakanı Erkan Mumcu, Galataport skandali ile ilgili önemli açıklamalarda bulundu. &#8220;Galataport benim projemdi&#8221; diyen Mumcu, projenin değiştirilmesi için kendisine baskı yapıldığını, belgelerin bakanlık arşivinde olduğunu, Ofer Grubu ile Davos&#8217;ta el sıkışıldığını söylüyordu. Başbakan Erdoğan&#8217;ın Ofer ve ekibi ile yaptığı gizli görüşmelerin birine Erkan Mumcu&#8217;da çağrılmış­tı. Bu görüşme Başbakanlık&#8217;ta olmuştu. Gerisini Erkan Mumcu yakın çevresine şöyle anlatıyor:</p>
<p>&#8220;Birileri nedense bu projede çok ısrarlıydı. Başbakan&#8217;ın projenin yerel seçimlere yetiştirilmesini istediği doğrudur. Bugün edindiğimiz bilgiler ışığında baktığımda Başbakan&#8217;ın bizim katıldığımız toplantı öncesinde makamında özel olarak görüştüğü kişilerin Ofer ailesinden olabileceğini düşünüyorum.&#8221;</p>
<p><strong>Bakanlara Talimat</strong></p>
<p>Erdoğan&#8217;ın Başbakanlıktaki toplantıda her bakan için yaptığı görev dağılımı şöyleydi:</p>
<p>Turizm Bakanı Erkan Mumcu: &#8220;SİT alanı ve koruma sahasıyla ilgili gerekli izinlerin çıkartılması.&#8221;</p>
<p>Maliye Bakanı Kemal Unakıtan: &#8220;İhale prosedürünün hazır­lanması.&#8221;</p>
<p>Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen: &#8220;Gümrük işleriyle ilgili mevzua­tın düzenlenmesi.&#8221;</p>
<p>Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım: &#8220;Denizcilik işletmeleri ve ta­şımacılık için gerekli düzenlemelerin yapılması.&#8221;</p>
<p><strong>Başbakanlıktaki Toplantı</strong></p>
<p>Başbakan Erdoğan&#8217;ın Galataport projesinin temellerinin 2004 yılındaki yerel seçimler öncesinde mutlaka atılması gerektiğini söy­leyen Erkan Mumcu, Milliyet Gazetesi&#8217;ne çarpıcı açıklamalar yapmış­tı. &#8220;(Ofer Grubu şirketi) Royal Carribean&#8217;in projesi İstanbul&#8217;a ihanet anlamına geliyordu. Karşı çıktım, istanbul&#8217;a ihanet etmedim. Başba­kan Ofer&#8217;le görüştüğünü baştan inkâr ederek halka yalan söyledi. Acaba neden inkâr etti?&#8221; diye soran Mumcu şöyle devam ediyordu. Başbakanlıkta Galataport&#8217;la ilgili bir toplantı yapıldı. Toplantıda Royal Carribean&#8217;in profesyonelleri, (Global Menkul Değerlerin sahibi) Mehmet KUTMAN ,(Akfen Yönetim Kurulu Başkanı) Hamdi Akın ve bakanlardan Kürşad TÜZMEN, Kemal UNAKITAN, ben ve Ulaştırma Bakanı vardı. Ben ve Kürşad iğreti duruyorduk. O zaman TÜPRAŞ işi yoktu, Ofer ailesiyle ilgili bugünkü bilgilerde yoktu. Biz Carribean şirketini biliyorduk. Projeyi Kutman, Akın, ve Carribean olarak üçlü biçimde yapmışlardı.</p>
<p>Mumcu, 2003’te Başbakanlıkta yapılan Galataport&#8217;la ilgili toplantıda geçen konuşmaları şöyle aktarıyordu:</p>
<p>&#8220;Toplantı Başbakan&#8217;ın makam odasının karşısındaki salonda yapıldı. Bizi ve profesyonelleri salonda 20 dakika kadar beklettiler. Bu arada Başbakan kendi makam odasında Galataport&#8217;la ilgili olarak Carribean&#8217;ın profesyonelleri dışında birileriyle özel görüşme yaptı. Bu görüşmeye yalnızca Unakıtan katıldı. Çeviriyi ise Başbakan&#8217;ın danışmanı Egemen Bağış yaptı.</p>
<p><strong>İtiraz Ettim, Telkin Geldi</strong></p>
<p>Toplantıya geçildiğinde Royal Carribean&#8217;ın profesyonelleri sunuşa şuna benzer bir cümleyle başladı: &#8216;Sizin bize Davos&#8217;ta talimat buyurduğunuz üzere projeyi yeniden yaptık. Ben de ilk görüşmenin Davos&#8217;ta olduğunu böyle öğrendim. Proje Koruma Kurulu&#8217;nun onay­ladığı projeden farklıydı. Onayladığı projede istanbul için çok önemli olan bir meydan düzenlemesi vardı. Carribean&#8217;ın projesinde ise her şeyi yıkıyorlardı.&#8221;</p>
<p>&#8220;Ben yeni projenin uygun olmadığını savunarak itiraz ettim. Bana hem yazılı hem de şifahi olarak hem Başbakan&#8217;dan hem de Ma­liye Bakanı&#8217;ndan çok sayıda telkin geldi. Projenin değiştirilmesine karşı çıktım çünkü bu İstanbul&#8217;a ihanet olurdu. Ben istanbul&#8217;a ihanet etmedim.&#8221;</p>
<p>Mumcu Galataport Projesi&#8217;nin kendisine ait olduğunu ancak ihale edilen projenin değiştirildiğini söyledi.</p>
<p>Mumcu&#8217;nun Başbakanlıktaki toplantıda Galataport&#8217;un konu­şulduğunu ve görev dağılımı yapıldığını söylemesine rağmen Baş­bakan Erdoğan sorulara şu yanıtı veriyordu: &#8220;Fiyatı veren firma açık ara önde. Ancak üzüldüğüm nokta benimle dostlukları falan olduğu yazılıyor. Bunlar beni nereden tanır, nereden bilirler. Ofer&#8217;le iddia edildiği gibi Başbakanlıkta değil Davos temaslarım sırasında görüş­tüm.&#8221;</p>
<p>Galataport skandalı kısa zamanda CHP&#8217;nin gündemine taşın­dı. Dönemin eski CHP Genel Başkanı Deniz Baykal süreci şöyle özetliyor­du: &#8220;Ofer olayı çıktı. Muazzam bir olay, yani dehşet bir konu. Önü­müzdeki günlerde siyasetin ana konusu haline gelecek. Bu konuda uyarıları ilk başından beri yaptık. Kuşadası Limanı&#8217;ndan başlayan zincirleme Tüpraş&#8217;daki o yüzde 14.70&#8242;lik hissenin satılması, Şimdi Galataport ihalesi. Kuşadası&#8217;nda yönetmelik hukuka aykırı, iptal edi­liyor. Vatandaşlar tepki gösteriyor. Bu, Kuşadası Limanı&#8217;nı alıyor nasıl alıyor. Kuşadası halkı bir birlik kurmuş teklif yapmış ödemede bir ge­cikme olunca (Hadi çık sen) diyorlar, ondan sonra (Sana vereceğiz) diyorlar. Bu alıyor, aldıktan sonra diyor ki, (ben burada bununla kar edemem o nedenle sizinle yeni bir anlaşma yapalım. Limanda yeni ticari kazanç sağlayacak öngörülmeyen yapılaşma yapmak istiyo­rum). Liman burası. Yönetmelik çıkartıldı. Yönetmeliği Danıştay iptal etti. Bunlar çıktılar dediler ki (yönetmelik iptal edilirse kanun çıkartı­rız). Bu bizim elimizde kayıtta. Bu laftan kısa bir süre sonra kanun çı­kartıldı. Bu kanunu çıkardılar biz kanunu daha o noktada Anayasa Mahkemesi&#8217;ne götürdük. Şimdi bu kanuna dayalı olarak da Galataport ihalesini almaya çalışıyor.&#8221;</p>
<p>Evet AKP hükümeti yağmanın ve talanın önünü açmak için Meclis&#8217;ten kanun çıkarmıştı. Bu kanun Ofer / Kutman ikilisine yarı­yordu. Aşk gemisi olarak bilinen kruvaziyerler Türkiye&#8217;de iki yere uğ­ruyordu. Kuşadası ve İstanbul. Bu iki liman için yap işlet devret mo­deli ile iki ayrı proje hazırlandı. Egeport ve Galataport. Kuşadası&#8217;ndaki Egeportu&#8217;u alan Ofer Kutman ikilisi, İstanbul&#8217;daki Galataportu da al­mayı başarmıştı! Rantı artırmak için ise kıyı kanunu değiştirilmişti. Bu kanun değişikliği Egeport ve Galataport projelerinde kazancı katlıyordu. Görünmez Holding&#8217;in siyaset ayağı için kanun değişikliğinin lafı bile ol­mazdı! Mecliste &#8220;egemenlik kayıtsız şartsı milletindir&#8221; yazılı levhanın ya­nına &#8220;yasa dışı işler yasal hale getirilir&#8221; cümlesi yazılsa parmakçı millet­vekilleri biraz utanır mı dersiniz?</p>
<p>Galataport projesi koruma altındaki tarihi bölgede köklü yıkım ve nitelik değiştirmeye neden olacağından Tabiat varlıklarını Koruma Kanunu, Kıyı Kanunu ve Boğaziçi İmar Kanunu&#8217;na aykırıydı. Bu nedenle Mimarlar Odası ve Şehir Plancıları Odası ile Liman iş Sendi­ği projeye karşı dava açtılar. Uygulamayı “Boğaziçi&#8217;nde imar faşizmi” diyerek eleştiren dönemin Mimarlar Odası Genel Başkanı Oktay Ekinci, &#8220;Başbakan Tayyip Erdoğan şimdi Büyükşehir Belediye Başkanı olsa projeye karşı kıyameti koparırdı&#8221; diyordu. Ekinci&#8217;ye göre Hükü­metin Haydarpaşa ve Galataport gibi projeler için imar yetkisini Bü­yükşehir Belediyesi&#8217;nden almasını sağlayan yasa Anayasa&#8217;ya aykırıy­dı: &#8220;Bu proje kent demokrasisi ve Türkiye&#8217;nin hukuk devleti hedefleri açısından kabul edilemez. Bu bölgede nelerin nasıl yapılması gerek­tiğini ancak istanbul halkının meşru temsilcileri, meslek odaları ve bilim temsilcileri karar verir. Bu hükümet yetkiyi belediyeden aldı ve imar gizliliği yarattı. Bu yetki Anayasa&#8217;ya yüzde yüz aykırı. Proje için verilen fiyat teklifi, arsanın büyüklüğü ve konumuyla ilgili değil, hü­kümetten almayı umdukları imar hakları nedeniyle yüksek. Kadir Topbaş, yasaya karşı dava açsın biz müdahil oluruz.&#8221;</p>
<p>Liman İş Sendikası da projenin bir dizi usulsüzlük barındırdığı ve kanunlara karşı hile yapıldığı gerekçesiyle dava yoluna gitti. Konu Danıştay 6. dairesine taşındı.</p>
<p><strong>Unakıtan/Şener Gerginliği</strong></p>
<p>Aylar süren yargı sürecinde dönemin AKP&#8217;li Başbakan Yar­dımcısı ve Devlet Bakanı Abdüllatif Şener Galataport&#8217;a karşı durdu. Yüksek Planlama Kurulu&#8217;nun başında olan Şener Danıştay&#8217;dan karar çıkıncaya kadar Galataport yağması ile ilgili &#8220;uygunluk&#8221; belgesini imzalamadı. Şener yakın çevresine &#8220;Galataport&#8217;u iptal etmeyeceksek, biz Mesut Yılmaz&#8217;ı Yüce Divan&#8217;a neden gönderdik&#8221; diye soru­yordu.</p>
<p>Bu bekleme süreci Bakan Unakıtan ile Şener arasında gergin­liğe neden oldu. Daniştay 6. dairesi kararını verdiğinde Şener rahat­lamıştı. Danıştay 6. dairesi ihale ile ilgili yürütmeyi durdurma kararı vermişti. Şener karar çıktığı anda Başbakan ve Maliye Bakanı ile gö­rüşmeden ihale dosyasını Özelleştirme İdaresi Başkanlığı&#8217;na gen gönderdi. Bu hareket ihalenin iptal edildiği anlamına geliyordu. Oy­sa Başbakan Erdoğan&#8217;ın ve Unakıtan&#8217;ın, Danıştay kararı görüştüğü sı­rada bir yasa değişikliği ile yargı engelini aşma düşünceleri vardı. Şener&#8217;in &#8220;uzlaşmaz&#8221; tavrı bu oyunu bozmuştu. (Şener 2010 kışında yaptığımız bir görüşmede bana, &#8220;bir şey görmedim, yazılı olarak is­pat edemem ama Erdoğan&#8217;ın ısrarına baktığımızda Galataport İhale­si normal değildi, hayatın olağan akışına tersti&#8221; diyecekti.)</p>
<p><strong>Galataport, Galatamort Oldu</strong></p>
<p>Maliye Bakanı Unakıtan ihaleyi iptal etmek zorunda kalınca tepkisini bu sözlerle dile getirdi. Oysa ona göre ihale çok şeffaf ya­pılmıştı. İhale iptal edilmişti ancak İstanbul Galataport ucubesinden kurtulamamıştı. AKP&#8217;nin kruvaziyer liman ve lüks otel sevdası bitmek bilmiyordu. Bir süre sonra proje yeniden gündeme getirildi. Bu kez yağmanın önündeki yargı engelini kaldırmak için hükümet yine yasa değişikliğine gitti.</p>
<p><strong>Yine Yasa Değişikliği</strong></p>
<p>Cumhuriyet gazetesinde yer alan haber tarihe not düşmek açısından önemli. Hükümetin &#8220;söz verdiği&#8221; konularda yargı kararını aşmak için gerekirse yasa çıkartırız efelenmesinin çarpıcı bir örneği bu haber:</p>
<p>&#8220;Hükümet, israilli işadamı Sami Ofer ile Global Menkul Kıymetler&#8217;in sahibi Mehmet Kutman &#8216;ın ortaklığının aldığı, ancak da­ha sonra yargı tarafından iptal edilen şaibeli Galataport ihalesini so­runsuz olarak yenilemek için Yap-Işlet-Devret (YİD) Yasası&#8217;nı değişti­riyor.</p>
<p>Meclis&#8217;e gönderilen tasarıya göre, İstanbul Karaköy&#8217;e YİD yön­temiyle yapılmak istenen &#8220;kruvaziyer liman ve entegre tesisleri&#8221; YİD Yasası kapsamına alınacak. Tasarıyla Haydarpaşa Limanı ile devlet karayollarının özelleştirilmesinin de önü açılırken, kamunun özel sektöre &#8220;katkı payı&#8221; altında para aktarmasına da olanak tanınacak.</p>
<p>Önceki gün Meclis&#8217;e gönderilen &#8216;Bazı Yatırım ve Hizmetlerin YİD Modeli Çerçevesinde Yaptırılması ve DSİ Hakkında Kanunda De­ğişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı&#8217;nın 1. maddesine göre, 3996 sayılı YİD Yasası kapsamına &#8216;trafiği yoğun karayolu, gar kompleksi, lojistik merkezi, kruvaziyer limanı ve entegre tesisleri, sınır kapıları da eklendi. Buna göre, hükümet kamu açısından doğrudan yararı olmayan söz konusu yatırımları da YİD kapsamında yaptırabilecek. Söz konusu düzenlemeyle  hükümet, &#8216;otoyolların dışındaki devlet karayollarını, Haydarpaşa gibi gar komplekslerini, Karaköy&#8217;de 1.3 kilometrelik kıyı şeridine yapılması planlanan Galataport Limanı&#8217;nı ve çeşitli sınır kapılarını&#8217;da YİD yöntemiyle yaptırabilecek.</p>
<p>Tasarının 2. maddesinde ise, YİD Yasası&#8217;na getirilen &#8216;katkı payı&#8217; tanımıyla, &#8216;üretilen mal ve hizmetler için kullanıcıların ücretlendirilmesinin fiilen zor olabildiği&#8221; bazı yatırımlarda, bu yatırımı yapan özel sektöre kamu tarafından doğrudan ödeme yapılmasının önü açılı­yor.&#8221;</p>
<p>Skandalların odağındaki isim Mehmet Kutman ise kendisini ve ortağı Ofer&#8217;i savunuyordu. Galataport ihalesi olursa yeniden gire­ceğini söyleyen Kutman, &#8220;Ofer girer mi?&#8221; sorusuna ise şu karşılığı ve­riyordu. &#8220;Henüz belli değil. Bu ihalenin iptal edilme nedenini özellik­le yabancılara hiçbir şekilde anlatamıyoruz. Anlatamadığımız için de zaten Royal&#8217;le girip giremeyeceğimiz belli değil. Royal, 10 milyar do­lar değerinde New York Borsası&#8217;na kote bir şirket ve dünyada kuruvaziye sektörünün yarısına sahip. Bu şirket, Ofer&#8217;in falan değil. En büyük ortağı Norveçli bir armatör. Ofer, Royal&#8217;in ortaklık sırala­masında ilk beşe bile girmiyor. Öyle bir şirketi yeniden ihaleye girme konusunda ikna etmek bu kadar para harcadıktan sonra çok zor.&#8221;</p>
<p><strong>Tüpraş&#8217;ta Aracıydık Elçiye Zeval Olmaz</strong></p>
<p>Mehmet Kutman, Global Menkul Değerlerin Tüpraş&#8217;ın yüzde 14.76&#8242;lık hisselerini Ofer Grubu&#8217;na satması ile ilgili olarak da &#8220;Tüpraş satışında biz aracıydık&#8221; diyordu. Kutman&#8217;ın sorumluluk bizde değil sözleri dikkat çekici: &#8220;Bu satışta bizim muhatabımız, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı (ÖİB) değil. Hisseleri satan İş Bankası. Borcun muhatabı alıcı ve satıcılar. Yani elçiye zeval olmaz. Borsa bizden tüm alı­cılar ile ilgili isimlerin yanı sıra ticaret kayıtlarına kadar ayrıntılı bilgi­ler istedi. Biz de gönderdik. Petrol-İş Sendikası&#8217;nın açtığı dava sonra­sında ÖİB&#8217;ye gereğini yapın diye mahkeme kararını yolladı. ÖİB de &#8216;bize gereğini yapın&#8217; diye yazı yolladı. Biz de fonlara ÖİB&#8217;den gelen tüm metinleri noter tasdikli tercümeleriyle birlikte tüm Tüpraş hissesi alan fonlara gönderdik. Ayrıca ÖİB&#8217;nin son 15-17 yılda 21 tane iha­lesinin iadesi yönünde mahkeme kararı alındı. Bunların içinde ni satışları da var. Ama hiçbiri uygulanmadı.&#8221;</p>
<p>Yani Türk halkı Tüpraş hisselerinin üzerine bir bardak soğuk su içebilirdi. Kutman, Ofer&#8217;in Türkiye&#8217;ye küsüp Yunan adalarına tatile gittiğini de ekliyor ve dünyanın beşinci büyük zengini Ofer&#8217;e karşı Türk kamuoyunun duyduğu alerjiyi anlayamadığını söylüyordu. Sa­mi Ofer&#8217;in yaşı itibariyle (84) paradan çok maneviyata önem verdiği­ni de ekliyordu Kutman. Sahi, Ofer&#8217;in Türkiye ve özellikle limanlara ilgisinin manevi kaynağı ne olabilir acaba? Bu maneviyatın Türkiye değil İSRAİL ile ilgili olması son derece doğal. İsrail&#8217;in stratejik çıkarları 84 yaşındaki bir işadamının manevi duygularını tatminde yeterli olabilir mi? Ofer&#8217;in Türkiye&#8217;deki tüm limanları almak için gösterildiği özel çaba, turizm dışında başka bir amaç taşıyor olmasın.</p>
<p>Ofer bir yana, kendilerini muhafazakar demokrat olarak ko­numlandıran bir iktidarın ülke değerlerini satmak ve pazarlamaktaki &#8220;açıklığı&#8221; anlaşılır gibi görünmese de ihalelerin kazananları ve kay­bedenleri projelerin arkasındaki pazarlıkların deşifre olmasına neden oluyor. Galataport AKP&#8217;nin Türkiye yağmasında altın değerdeki alan­lardan biri olarak duruyor. Diğer pek çok harami saldırısında olduğu gibi Galataport çılgınlığını da yargı engelledi.</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/masonluk.wordpress.com/586/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/masonluk.wordpress.com/586/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/masonluk.wordpress.com/586/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/masonluk.wordpress.com/586/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/masonluk.wordpress.com/586/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/masonluk.wordpress.com/586/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/masonluk.wordpress.com/586/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/masonluk.wordpress.com/586/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/masonluk.wordpress.com/586/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/masonluk.wordpress.com/586/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/masonluk.wordpress.com/586/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/masonluk.wordpress.com/586/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/masonluk.wordpress.com/586/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/masonluk.wordpress.com/586/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=masonluk.wordpress.com&amp;blog=7436894&amp;post=586&amp;subd=masonluk&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://masonluk.wordpress.com/2011/02/13/ak-parti-ve-israil/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/be2b5c42b4acb9172011834d94829c44?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">masonluk</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://masonluk.files.wordpress.com/2011/02/akparti.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">akparti</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Terör ve Terörizm (1.Bölüm)</title>
		<link>http://masonluk.wordpress.com/2011/02/07/teror-ve-terorizm-1-bolum/</link>
		<comments>http://masonluk.wordpress.com/2011/02/07/teror-ve-terorizm-1-bolum/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 07 Feb 2011 19:09:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>masonluk</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ergenekon]]></category>
		<category><![CDATA[Terör]]></category>
		<category><![CDATA[Terör Örgütleri]]></category>
		<category><![CDATA[Terörizm]]></category>
		<category><![CDATA[İstihbarat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://masonluk.wordpress.com/?p=582</guid>
		<description><![CDATA[Terör Nedir?<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=masonluk.wordpress.com&amp;blog=7436894&amp;post=582&amp;subd=masonluk&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style='text-align:center;'>
<object type="application/x-shockwave-flash" width="400" height="300" data="http://www.vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=19630744&amp;server=www.vimeo.com&amp;fullscreen=1&amp;show_title=1&amp;show_byline=0&amp;show_portrait=0&amp;color=01AAEA">
	<param name="quality" value="best" />
	<param name="allowfullscreen" value="true" />
	<param name="scale" value="showAll" />
	<param name="movie" value="http://www.vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=19630744&amp;server=www.vimeo.com&amp;fullscreen=1&amp;show_title=1&amp;show_byline=0&amp;show_portrait=0&amp;color=01AAEA" />
	<param name="wmode" value="opaque" />
</object>
</div>
<p><span style="color:#ff0000;"><strong>Terör Nedir?</strong></span></p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/masonluk.wordpress.com/582/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/masonluk.wordpress.com/582/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/masonluk.wordpress.com/582/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/masonluk.wordpress.com/582/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/masonluk.wordpress.com/582/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/masonluk.wordpress.com/582/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/masonluk.wordpress.com/582/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/masonluk.wordpress.com/582/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/masonluk.wordpress.com/582/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/masonluk.wordpress.com/582/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/masonluk.wordpress.com/582/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/masonluk.wordpress.com/582/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/masonluk.wordpress.com/582/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/masonluk.wordpress.com/582/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=masonluk.wordpress.com&amp;blog=7436894&amp;post=582&amp;subd=masonluk&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://masonluk.wordpress.com/2011/02/07/teror-ve-terorizm-1-bolum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/be2b5c42b4acb9172011834d94829c44?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">masonluk</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Mustafa Kemal Atatürk Görüntüleri</title>
		<link>http://masonluk.wordpress.com/2011/01/11/mustafa-kemal-ataturk-goruntuleri/</link>
		<comments>http://masonluk.wordpress.com/2011/01/11/mustafa-kemal-ataturk-goruntuleri/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 11 Jan 2011 21:27:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>masonluk</dc:creator>
				<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kemal]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://masonluk.wordpress.com/?p=576</guid>
		<description><![CDATA[AtaTürk&#8217;ün soyuyla ilgili, elimizdeki en sağlam bilgiler; öncelikle kendisinin, annesinin, kardeşi Makbule Hanım&#8217;ın anlattıkları, ikinci olarak da kendisini ve ailesini tanıyan Hacı Mehmet Somer gibi AtaTürk’ün kimi çocukluk arkadaşlarının verdiği bilgilerdir. AtaTürk de dahil aile bireylerinin tümünde güçlü bir &#8220;Yörük, Türkmen olma&#8221; bilinci vardır: Makbule Hanım, E.B. Şapolyo&#8217;nun sorduğu &#8220;Babanız nerelidir?&#8221; sorusuna şu yanıtı vermiştir: [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=masonluk.wordpress.com&amp;blog=7436894&amp;post=576&amp;subd=masonluk&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>AtaTürk&#8217;ün soyuyla ilgili, elimizdeki en sağlam bilgiler; öncelikle kendisinin, annesinin, kardeşi Makbule Hanım&#8217;ın anlattıkları, ikinci olarak da kendisini ve ailesini tanıyan Hacı Mehmet Somer gibi AtaTürk’ün kimi çocukluk arkadaşlarının verdiği bilgilerdir. AtaTürk de dahil aile bireylerinin tümünde güçlü bir &#8220;Yörük, Türkmen olma&#8221; bilinci vardır: Makbule Hanım, E.B. Şapolyo&#8217;nun sorduğu &#8220;Babanız nerelidir?&#8221; sorusuna şu yanıtı vermiştir: &#8220;Babam Ali Rıza Bey yerli olarak Selaniklidir. Kendileri Yörük Türk’ü soyundandır. Annem her zaman Yörük Türk’ü olmakla övünürdü. Bir gün AtaTürk&#8217;e &#8220;Yörük nedir?&#8221; diye sordum. Ağabeyim de bana &#8216;Yürüyen Türkler&#8217; dedi.&#8221; Yine Şapolyo&#8217;nun Ruşen Eşref Ünaydın&#8217;dan aktardığına göre, &#8220;AtaTürk çok kez benim atalarım Anadolu&#8217;dan Rumeli&#8217;ye gelmiş Yörük Türkmenlerindendir&#8221; derlerdi&#8230;<span id="more-576"></span></p>
<p>AtaTürk&#8217;ün baba soyuyla ilgili önemli bilgileri verenlerden biri de AtaTürk’ün Selanik&#8217;ten mahalle ve okul arkadaşı, eski milletvekillerinden Hacı Mehmet Somer Bey&#8217;dir. Somer&#8217;e göre; &#8220;AtaTürk&#8217;ün atalarına ilişkin benim bildiğim şunlar: AtaTürk&#8217;ün ataları Anadolu&#8217;dan gelerek Manastır ilinin Debre-i Bala Sancağı&#8217;na bağlı Kocacık bucağına yerleşmişlerdir. Bunları ben Selanik&#8217;in yaşlılarından duymuştum. Kocacıklıların hepsi öz Türkçe konuşurlar. İri yapılı adamlardır. Bunların hepsi yörüktür. Hayvancılıkla geçinirler, sürüleri vardır. Bir kısmı da kerestecilik ederler. Bunların giysileri Anadolu Türklerine benzer. Yaşayışları, hatta lehçeleri de aynıdır.&#8221;</p>
<p>AtaTürk&#8217;ün babasını ve büyükbabası &#8220;Kızıl Hafız Ahmet&#8221;i tanıyan eski Aydın Milletvekili Tahsin San Bey ve Eski Genel Müfettiş ve Milletvekili Tahsin Uzer&#8217;den Kılıç Ali&#8217;nin ve Tahsin San Bey&#8217;den E.B. Şapolyo&#8217;nun aktardığı bilgiler de AtaTürk&#8217;ün baba soyunun &#8220;Anadolu&#8217;dan Rumeli&#8217;ye geçmiş olan Yörüklerden&#8221; olduğunu göstermektedir.</p>
<p>AtaTürk&#8217;ün baba soyu, Konya/Karaman&#8217;dan gelerek Manastır ilinin Debre-i Bala Sancağı&#8217;na bağlı Kocacık&#8217;a yerleşti. Aile sonradan Selanik&#8217;e göçtü. AtaTürk’ün büyükbabası Ahmet ve onun kardeşi Hafız Mehmet&#8217;in taşıdığı &#8220;kızıl&#8221; lakabı ve yerleştikleri nahiyenin adı olan &#8220;Kocacık&#8221;ın da gösterdiği üzere; Mustafa Kemal&#8217;in baba tarafından soyu Anadolu&#8217;nun da Türkleşmesinde önemli roller oynayan &#8220;Kızıl-Oğuz&#8221; öbür adıyla da &#8220;Kocacık Yörükleri Türkmenleri&#8221;nden gelmektedir.</p>
<p>Bugün nüfusu yaklaşık 2.100.000 olan Makedonya Cumhuriyeti içerisinde bir kısmı hâlâ konar-göçer yaşamı sürdüren Yörüklerle birlikte yaklaşık 200.000 dolayında Türk yaşamaktadır. Makedonya&#8217;nın her yanında dağınık olarak yaşayan Türklerin en yoğun olarak bulundukları yerler, Gostivar ve Üsküp gibi kentleriyle Makedonya’nın batısıdır. Bu kentlerden başka Kalkandelen, Ohri, Struga ve Debre, Jupa; Makedonya’nın doğusundaysa Manastır, Pirlepe, İştip, Ustrumca ve Kanatlar önemli Türk yerleşim birimleridir.</p>
<p>Sofya Bilimkenti (üniversitesi) profesörlerinden J. İvanof 1920&#8242;de Paris&#8217;te yayımlanan yapıtında, Türklerin Makedonya&#8217;ya yerleşimlerine ilişkin şu bilgileri vermektedir: &#8220;Türkler, 14. yüzyıldan itibaren ve Çirmen zaferinin ardından Makedonya&#8217;ya yerleşmeye başladırlar. Üsküp, Pirlepe, Köstendil, Drama gibi kentler bir ara tümüyle Türklerin yaşadığı kentler olur. Türk ordusunun fethettiği stratejik noktalar çevresinde hızla Türk kasabaları oluşturulur. Bunlar Anadolu&#8217;dan göçen Türklerdir. Göçen Türklerden kurulu yepyeni kentler oluşur : Yenice, Vardar.</p>
<p>Kentlerdeki Türk nüfusu zamanla karışık bir manzara sergiler. Fethin ardından, Hıristiyan yerliler İslam dinini benimserler. Hemen fetihten sonra göçmüş temiz Türk topluluğu çevresinde toplanırlar. Kentlerin dışında köyler çevresinde de Türk toplulukları oluşur. Bunlar Anadolu&#8217;dan göçmüş büyük kümelerdir. Onlara Yörük ve Konyar adını vermelerinin nedeni bu göçmenlerin Konya&#8217;dan gelmiş olmalarıdır. Yörükler ve Konyarlar Türkler gibi giyinip konuşan yerlilere (İslam’ı benimseyen Hıristiyanlara) karışmazlar. Bu Türk göçmen toplulukları üç büyük küme durumundadır :</p>
<p>1. Ege Denizi Kıyı Bölgesi: Rodoplardan denize dek iner. Selanik bölgesi dahil buraları tümüyle Türk&#8217;tür.</p>
<p>2. Sarıgöl Bölgesi: Burada Sarıgöl (Kayalar) Cuma gibi varsıl (zengin) Türk kasabaları vardır. Bu bölgelerdeki köylerin sayısı 130&#8242;dur.</p>
<p>3. Vardar Bölgesi: 240 Türk kasaba ve köyü vardır. Vardar ırmağının genellikle doğu kıyılarındadır.</p>
<p>Bu üç büyük göç kümesinden başka, daha ufak göç kümeleri de vardır ve bunlarsa dağınık yerleşmişlerdir : Vardar ırmağının aşağı kesimlerinde, Maya Dağı dolayındakiler, -Manastır Ovası&#8217;nda Kanatlı’da oturanlar, -Debre güneyinde, Kara Drin ırmağı geçitlerini tutanlar.</p>
<p>İşte AtaTürk&#8217;ün dedelerinin Anadolu&#8217;dan gelerek yerleştikleri Osmanlı Devleti Döneminde Manastır iline bağlı dört sancaktan biri olan &#8220;Debre-i Bala&#8221;nın merkezi, bugün Makedonya&#8217;nın batısındaki Debre kentidir. Babası Ali Rıza Bey’in doğduğu &#8220;Kocacık&#8221; bucağı şimdi Jupa Bölgesi&#8217;nde yine aynı adla anılan bir köydür. Köyde şu anda Jupa Bölgesi Türk çocuklarının Türkçe eğitim gördükleri Necati Zekeriya Merkez İlkokulu adında bir okul da bulunmaktadır. Gazeteci Altan Araslı 1933 yılında Kocacık Köyü&#8217;ne giderek, burada AtaTürk&#8217;ün büyükbabasının evini bulmuştur. &#8220;AtaTürk&#8217;ün Büyükbabasının Evini Bulduk. Atamız Yörük Türkmeni&#8221; başlığıyla verilen haberde, Kocacıklılarla yapılan konuşmalar da göstermektedir ki AtaTürk&#8217;ün baba soyuna ilişkin aktarılanlar doğrudur ve bunlar köydeki yaşlı insanlarca da anlatılmaktadır. Ayrıca, bugün yaşayan Kocacık köylülerinde de &#8220;Yörük, Türkmen ve Oğuz olma bilinci&#8221; vardır.</p>
<p>Araslı&#8217;nın Üsküp&#8217;te görüştüğü Kocacıklı Numan Kartal anlatıyor: &#8220;Ali Rıza Bey, Manastır ilinin Debre-i Bala Sancağı&#8217;na bağlı Kocacık&#8217;ta dünyaya geldi. Kocacık&#8217;ın nüfusu tümüyle Türk. Hepsi de Yörük Türkmenleri. Anadolu&#8217;dan geldiler. Bizler, Müslüman Oğuzların Türkmen boyundayız. AtaTürk&#8217;ün büyükbabası, İşkodyalılar ailesinden, babaannesi ise Golalar ailesinden gelmektedir. İşkodyalılar, İşkodya&#8217;dan, Kocacık&#8217;a gelip yerleşen akıncı Türklerinin adıdır. Golalar ise &#8220;sınır gazileri&#8221; anlamını taşımaktadır. Dedesi, Kocacık&#8217;ın Taşlı Mahallesi&#8217;nden, babaannesi ise Yukarı Mahallesi&#8217;ndendir. Ayşe Hanım, Taşlı Mahallesi&#8217;ne gelin gelmiştir. Kızıl Hafız Mehmet Bey, Çınarlı Mahallesi&#8217;nde ilkokul öğretmenliği yapmış, Kocacık&#8217;ın Taşlı Mahallesi&#8217;nin üst yanında bir yokuş vardır. Önünde küçük bir derecik akar. Bu nedenle oraya Dere Mahallesi de denir. İşte Ata&#8217;nın büyükbabasının evi oradaydı. Kocacık&#8217;tan temelli göçtükleri zaman, evlerini Etem Malik&#8217;lere satmışlar. Malik&#8217;in oğlu Hayrettin İzmit&#8217;te oturmaktaydı.&#8221;</p>
<p>Yine Üsküp&#8217;te yaşayan Kocacıklılardan Murat Ağa, Altan Araslı&#8217;ya şu bilgileri vermiştir: &#8220;AtaTürk&#8217;ün büyükbabasının adı Kızıl Hafız Ahmet Bey’dir. Lakapları böyle. Ama, asıl hafız olan kardeşi Mehmet Bey&#8217;dir. Babaannesinin adı da Ayşe Hanım&#8217;dır. Daha sonraları Ahmet Bey&#8217;e &#8216;firari&#8217; denmeye başlamış. Firari, Rumeli&#8217;de &#8216;gurbetçi&#8217;, &#8216;gurbete çıkan&#8217; anlamına gelmektedir. Yalnız, Selanik&#8217;te olan bir olayla da bağlantılıdır. Kocacık&#8217;ın toprağı verimli değildir. Olanakları da kısıtlıdır. Bu nedenle, Ahmet Bey, Yukarı Mahalle&#8217;den Feyzullah Pehlivan ve Taşlı Mahallesi&#8217;nden Fazlı Ağa ile birlikte Selanik&#8217;e çalışmaya gitmişler.</p>
<p>Araslı&#8217;nın Üsküp&#8217;te görüştüğü bir başkası da Kocacık&#8217;ın Yukarı Mahallesinden, Dolaklar Ailesinden, Behlül ve Hatice kızı Maksude Yıldız&#8217;dır. Maksude Yıldız anlatıyor: &#8220;Harekat Ordusu&#8217;nun İstanbul&#8217;a yürüyüşü bütün Balkanlar&#8217;da heyecan yaratmıştı. Harekat Ordusu en güncel konuydu. Mensupları da ünlü olmuştu. Şevket Paşa&#8217;nın yaverinin Kocacıklı olduğunu öğrendik. Kimdir, neyin nesidir derken, Kızıl Hafız Ahmet Bey’in torunu, Ali Rıza&#8217;nın oğlu Mustafa Kemal olduğunu söylediler.&#8221;</p>
<p>Gazeteci Altan Araslı, Üsküp&#8217;teki Kocacıklılar&#8217;dan bu bilgileri aldıktan sonra, Birlik Gazetesi (Üsküp&#8217;teki Türklerin yayınladıkları gazete) &#8216;nden Remzi Canova’yla birlikte Rumeli&#8217;nin ünlü Kaz Dağları&#8217;nı, Maya Dağları&#8217;nı tırmana tırmana sarp bir dağ köyü olan Kocacık&#8217;a dört saatlik bir araba yolculuğundan sonra ulaşıyorlar. Burada kendilerine köylülerden İsmail Yahya, AtaTürk&#8217;ün büyükbabasının evini gösteriyor. Onlar geçmişi konuşurlarken gelen yaşlı bir nine söze giriyor ve &#8220;Evladım doğrudur, onların eviydi.&#8221; diyerek İsmail Yahya&#8217;nın sözlerini onaylıyor!</p>
<p>AtaTürk&#8217;ün baba soyu Konya/Karaman&#8217;dan göçürülerek Makedonya&#8217;ya getirilmiştir. Manastır iline bağlı Debre-i Bala Sancağı&#8217;nın Kocacık bucağına yerleşen aile köyden ilk ayrılanlardan olmuş ve 1830&#8242;larda Selanik&#8217;e göçmüştür. AtaTürk&#8217;ün babası Ali Rıza Bey burada 1839&#8242;da dünyaya gelmiştir. Ali Rıza Bey’in babası Kızıl Hafız Ahmet Bey’dir. Kızıl Hafız Ahmet Bey’in Kızıl Hafız Mehmet Emin Bey ve Nimeti Hanım adında iki kardeşi vardır. AtaTürk&#8217;ün baba soyu, büyük amcası Kızıl Hafız Mehmet Emin Bey tarafından sürerek günümüze dek ulaşmıştır.</p>
<p>Hafız Mehmet Emin Bey’in oğlu Salih Bey ile Salih Bey’in ikinci eşi Müberra Hanım&#8217;dan süren aile, torunlarla yedinci kuşağa ulaşmış bulunuyor. Belgelerden AtaTürk&#8217;ün Müberra Hanım&#8217;a &#8220;Yenge&#8221; dediğini biliyoruz. Bunların beş çocuğundan biri olan Necati Erbatur, 28 Eylül 1927&#8242;de Dolmabahçe Sarayı&#8217;nda nişanlanmış; öbür çocukları Vüsat Erbatur&#8217;un kızı Nesrin hanım ile Feridun Söğütlügil’in nikahları 2 Ekim 1937&#8242;de Park Otel&#8217;de yapılmış ve AtaTürk bu nikah törenine katılmıştır.</p>
<p>MUSTAFA KEMAL ATATÜRK&#8217;ÜN ANNESİ TÜRK&#8217;TÜR:</p>
<p>Zübeyde Hanım&#8217;ın soyu Yörük&#8217;tür. Fatih döneminde Karamanoğlu Beyliği&#8217;nin yıkılmasından sonra (1466), Balkanlar&#8217;da fethedilen yerlerin Türkleştirilmesi için göç ettirilen ailelerdendir. Konya bölgesinden geldikleri için bunlar, &#8220;Konyarlar&#8221; ismi ile resmi kayıtlara geçmiş ve böyle anılmıştır.</p>
<p>Aile, Vodina sancağının Sarıgöl nahiyesine yerleştirilir. Zübeyde&#8217;nin babası Sofi-zade Seyfullah Ağa, Selanik yakınlarındaki Lankaza&#8217;ya göçer ve bir çiftlik sahibi olur. Ve Zübeyde Hanım 1857&#8242;de burada doğar. Annesi, babasının üçüncü eşi Ayşe Hanım&#8217;dır.</p>
<p>Zübeyde Hanım&#8217;ın soyunu birde anlatılanlardan görelim.</p>
<p>M. Kemal&#8217;in kız kardeşi Makbule Hanım (1885-1956):<br />
&#8220;Annemden sık sık şunları dinlemişimdir. Bizim esas soyumuz Yörük&#8217;tür. Buralara Konya-Karaman çevrelerinden gelmişiz&#8221; diyor ve atalarından bazılarının da sonradan tekrar Konya&#8217;ya geri döndüğünü de şöyle açıklıyor: &#8220;Dedem Feyzullah Efendi&#8217;nin büyük amcası Konya&#8217;ya gitmiş, Mevlevi dergahına girmiş, orada kalmış. Yörüklüğü tutmuş olacak.&#8221;</p>
<p>Makbule Hanım Yörüklük için şunları söylüyor:<br />
&#8220;&#8230;Annem her zaman Yörük olmakla iftihar ederdi. Bir gün AtaTürk&#8217;e &#8220;Yörük nedir?&#8221; diye sordum. Ağabeyim de bana &#8216;Yürüyen Türkler&#8217; dedi.&#8221;</p>
<p>Yörük ile Türkmen eş anlamlıdır. AtaTürk, soyunu açıklarken bunu da vurgular:<br />
&#8220;&#8230;. Benim atalarım Anadolu&#8217;dan Rumeli&#8217;ye gelmiş Yörük Türkmenler&#8217;dendir.&#8221;</p>
<p>Zübeyde Hanım&#8217;ın babasını, kocası Ali Rıza Efendi&#8217;yi ve Ali Rıza&#8217;nın babası Kızıl Hafız Ahmet Bey&#8217;i de tanıyan Selanik doğumlu Aydın Milletvekili Hasan Tahsin San (1865-1951) şu bilgileri verir:</p>
<p>&#8221; AtaTürk&#8217;ün validesi, Zübeyde Hanım, Sofu-zade ailesinden Fethullah Ağa&#8217;nın kızıdır. Selanik&#8217;te doğmuştur. Bu aile bundan 130 sene evvel (1800&#8242;lü yılların başı oluyor.) Sarıgöl&#8217;den Selanik&#8217;e gelmişlerdir. Vodina sancağının batısında Sarıgöl nahiyesinde onaltı köyden ibaret olan bu nahiye ailesi, Makedonya ve Teselya&#8217;nın fethinden sonra Konya civarı ahalisinden Osmanlı hükümetinin sevk ve iskan ettirdiği Türkmenlerdendir. Son zamanlara kadar beş asır müddet içinde hayat tarzlarını, kılık-kıyafetlerini değiştirmemişlerdi.&#8221;</p>
<p>Bir yabancı yazar da AtaTürk&#8217;ün annesi hakkında edindiği bilgileri şöyle aktarıyor:</p>
<p>&#8220;Mustafa&#8217;nın babası Ali Rıza Efendi, anası da Zübeyde Hanım&#8217;dı. Zübeyde Hanım&#8230; sarışındı; düzgün, beyaz bir teni, derin ama berrak, açık mavi gözleri vardı. Ailesi Selanik&#8217;in batısında Arnavutluk&#8217;a doğru, sert ve çıplak dağların geniş, donuk sulara gömüldüğü göller bölgesinden geliyordu. Burası, Türklerin Makedonya&#8217;yı ve Teselya&#8217;yı almalarından sonra Anadolu&#8217;nun göbeğinden gelen köylülerin yerleştikleri yerdi. Bu yüzden Zübeyde Hanım, damarlarında ilk göçebe Türk kabilelerinin torunları olan ve hala Toros Dağlarında özgür yaşamlarını sürdüren sarışın Yörükler&#8217;in kanını taşıdığını düşünmekten hoşlanırdı. Mustafa da annesine çekmişti; saçları onun gibi sarı, gözleri onun gibi maviydi.&#8221;</p>
<p>Zübeyde Hanım&#8217;ın kendi ifadesi; oğlunun, kızının, kendisini tanıyanların ve de konu üzerinde çalışanların ortak ifadesi; Zübeyde Hanım&#8217;ın Yörük-Türkmen olduğudur. Yani Zübeyde Türk&#8217;tür.</p>
<p>İlk kez yayınlanan Atatürk Görüntüleri için <span style="color:#ff0000;"><strong><a href="http://video.mynet.com/suleymanyahya/videolari/liste" target="_blank">tıklayın</a></strong></span></p>
<p><span style="color:#ff0000;"><strong><a href="http://masonluk.files.wordpress.com/2011/01/ataturk.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-577" title="ataturk" src="http://masonluk.files.wordpress.com/2011/01/ataturk.jpg?w=324&#038;h=400" alt="" width="324" height="400" /></a></strong></span></p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/masonluk.wordpress.com/576/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/masonluk.wordpress.com/576/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/masonluk.wordpress.com/576/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/masonluk.wordpress.com/576/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/masonluk.wordpress.com/576/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/masonluk.wordpress.com/576/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/masonluk.wordpress.com/576/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/masonluk.wordpress.com/576/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/masonluk.wordpress.com/576/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/masonluk.wordpress.com/576/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/masonluk.wordpress.com/576/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/masonluk.wordpress.com/576/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/masonluk.wordpress.com/576/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/masonluk.wordpress.com/576/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=masonluk.wordpress.com&amp;blog=7436894&amp;post=576&amp;subd=masonluk&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://masonluk.wordpress.com/2011/01/11/mustafa-kemal-ataturk-goruntuleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/be2b5c42b4acb9172011834d94829c44?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">masonluk</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://masonluk.files.wordpress.com/2011/01/ataturk.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">ataturk</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>33. Derece Mason Remzi Sanver&#8217;in Açıklamaları</title>
		<link>http://masonluk.wordpress.com/2011/01/09/33-derece-mason-remzi-sanverin-aciklamalari/</link>
		<comments>http://masonluk.wordpress.com/2011/01/09/33-derece-mason-remzi-sanverin-aciklamalari/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 09 Jan 2011 18:36:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>masonluk</dc:creator>
				<category><![CDATA[33. Derece]]></category>
		<category><![CDATA[Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar]]></category>
		<category><![CDATA[Masonlar]]></category>
		<category><![CDATA[Masonluk]]></category>
		<category><![CDATA[Remzi Sanver]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://masonluk.wordpress.com/?p=572</guid>
		<description><![CDATA[Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası Büyük Üstadı Remzi Sanver&#8217;in Teke Tek programına yapmış olduğu açıklamaların tamamını sitemizden izleyebilirsiniz&#8230; Programın tamamını izlemek için tıklayın<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=masonluk.wordpress.com&amp;blog=7436894&amp;post=572&amp;subd=masonluk&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://masonluk.files.wordpress.com/2011/01/teketek.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-573" title="Teke_Tek 017" src="http://masonluk.files.wordpress.com/2011/01/teketek.jpg?w=320&#038;h=240" alt="" width="320" height="240" /></a></p>
<p>Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası Büyük Üstadı Remzi Sanver&#8217;in Teke Tek programına yapmış olduğu açıklamaların tamamını sitemizden izleyebilirsiniz&#8230;</p>
<p><span id="more-572"></span></p>
<span style="text-align:center; display: block;"><a href="http://masonluk.wordpress.com/2011/01/09/33-derece-mason-remzi-sanverin-aciklamalari/"><img src="http://img.youtube.com/vi/nm83YREWTds/2.jpg" alt="" /></a></span>
<span style="text-align:center; display: block;"><a href="http://masonluk.wordpress.com/2011/01/09/33-derece-mason-remzi-sanverin-aciklamalari/"><img src="http://img.youtube.com/vi/x_ARStjZICo/2.jpg" alt="" /></a></span>
<span style="text-align:center; display: block;"><a href="http://masonluk.wordpress.com/2011/01/09/33-derece-mason-remzi-sanverin-aciklamalari/"><img src="http://img.youtube.com/vi/yyBc7F4d2lM/2.jpg" alt="" /></a></span>
<span style="text-align:center; display: block;"><a href="http://masonluk.wordpress.com/2011/01/09/33-derece-mason-remzi-sanverin-aciklamalari/"><img src="http://img.youtube.com/vi/OjhtBbp9fNc/2.jpg" alt="" /></a></span>
<span style="text-align:center; display: block;"><a href="http://masonluk.wordpress.com/2011/01/09/33-derece-mason-remzi-sanverin-aciklamalari/"><img src="http://img.youtube.com/vi/WqiSYWlSgl8/2.jpg" alt="" /></a></span>
<span style="text-align:center; display: block;"><a href="http://masonluk.wordpress.com/2011/01/09/33-derece-mason-remzi-sanverin-aciklamalari/"><img src="http://img.youtube.com/vi/lwpinWZaHOE/2.jpg" alt="" /></a></span>
<h2>Programın tamamını izlemek için <span style="color:#ff0000;"><strong><a href="http://www.youtube.com/masonlugunicyuzu" target="_blank">tıklayın</a></strong></span></h2>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/masonluk.wordpress.com/572/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/masonluk.wordpress.com/572/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/masonluk.wordpress.com/572/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/masonluk.wordpress.com/572/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/masonluk.wordpress.com/572/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/masonluk.wordpress.com/572/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/masonluk.wordpress.com/572/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/masonluk.wordpress.com/572/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/masonluk.wordpress.com/572/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/masonluk.wordpress.com/572/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/masonluk.wordpress.com/572/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/masonluk.wordpress.com/572/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/masonluk.wordpress.com/572/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/masonluk.wordpress.com/572/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=masonluk.wordpress.com&amp;blog=7436894&amp;post=572&amp;subd=masonluk&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://masonluk.wordpress.com/2011/01/09/33-derece-mason-remzi-sanverin-aciklamalari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/be2b5c42b4acb9172011834d94829c44?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">masonluk</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://masonluk.files.wordpress.com/2011/01/teketek.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">Teke_Tek 017</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Ergenekon Analizi</title>
		<link>http://masonluk.wordpress.com/2010/12/18/ergenekon-analizi/</link>
		<comments>http://masonluk.wordpress.com/2010/12/18/ergenekon-analizi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 18 Dec 2010 23:56:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>masonluk</dc:creator>
				<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Abdullah Gül]]></category>
		<category><![CDATA[AKP]]></category>
		<category><![CDATA[Barzani]]></category>
		<category><![CDATA[CHP]]></category>
		<category><![CDATA[Ergenekon]]></category>
		<category><![CDATA[Masonlar]]></category>
		<category><![CDATA[Masonluk]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[Sizden Gelenler]]></category>
		<category><![CDATA[İngiltere]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://masonluk.wordpress.com/?p=569</guid>
		<description><![CDATA[Okuyucumuzdan gelen bir mesajı yayınlıyoruz&#8230;. Türkiye&#8217;de Ergenekon denince akla ne gelir ?   1-Türklerin mitolojik hikayesi ve demir dövme vb. 2-Yakın siyasi geçmişimizde Gladio olarak bilinen örgütün Türkiye kolunun sözüm ona kod adı&#8230; 3-Milliyetçiler, Ülkücüler, Statükocular, belkide Şahinler !!! Peki tüm bu tatışmalara neden olan operasyonun adı ne olarak seçilmiştir. Ergenekon !!! Bu operasyonun başlamasına [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=masonluk.wordpress.com&amp;blog=7436894&amp;post=569&amp;subd=masonluk&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Okuyucumuzdan gelen bir mesajı yayınlıyoruz&#8230;.<span id="more-569"></span></p>
<p><strong>Türkiye&#8217;de Ergenekon denince akla ne gelir ?</strong></p>
<p><strong> </strong><br />
1-Türklerin mitolojik hikayesi ve demir dövme vb.</p>
<p>2-Yakın siyasi geçmişimizde Gladio olarak bilinen örgütün Türkiye kolunun sözüm ona kod adı&#8230;</p>
<p>3-Milliyetçiler, Ülkücüler, Statükocular, belkide Şahinler !!!</p>
<p>Peki tüm bu tatışmalara neden olan operasyonun adı ne olarak seçilmiştir. Ergenekon !!!</p>
<p>Bu operasyonun başlamasına neden olan nedir? Geçmişte Samanyolu TV de görev yapmış bir kişinin itirafları. Bu kişi şimdi nerededir ? Kanada&#8217;da !!! Peki bu kişi şuan ne yapmaktadır ? Musevi Cemaaatine Hahamlık&#8230; Daha ilginci bu kişi uluslararası basının gündemine nasıl konu olmuştur ? Kanada&#8217;daki ev arkadaşının Mossad Ajanı olması suçlamasıyla Kanada Gizli Servisince göz altına alınarak.</p>
<p>Soruşturmanın konusu nedir ? Türkiye&#8217;de darbe yapmaya yeltenmek !</p>
<p>Darbeciler kimdir ? Silahlı Kuvvetlerden emekliye sevk edilmiş bir Tuğgeneral (Susurluk Soruşturmasında adı geçmiştir.), Kürşat Yılmaz, Sami Hoştan (Mafya Babaları), Doğu Perinçek (Genel Seçimlerde halk desteği %1 olan bir siyasi lider) gerisi fasarya&#8230;</p>
<p><a href="http://masonluk.files.wordpress.com/2010/12/ergenekon.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-570" title="ergenekon" src="http://masonluk.files.wordpress.com/2010/12/ergenekon.jpg?w=450&#038;h=192" alt="" width="450" height="192" /></a></p>
<p>Deliller nedir ? İstanbul Ümraniye&#8217;de Türkiye&#8217;de kitlesel eylemler yapmaya yetecek kadar sadece 10 adet el bombası ! Peki bu el bombaları çok stratejik silahlar mıdır ? Evet !!! Emniyet mensubu ve Silahlı Kuvvetlerde görevli hemen hemen her 20 personelden birinin evinde rahatlıkla bulunabilecek türden.</p>
<p>Bu ülkede 1960 yılında bile darbe yapabilmek için en az dört orgeneralin darbeye destek vermesi gerekirdi. Bu Orgenerallerdende en az ikisinin Deniz ve Hava Kuvvetlerini kontrol ediyor diğer ikisininde 3 kara ordumuzdan en az ikisinin başında olması icap ederdi. Çünkü buna itiraz edecek bir tek ordunun başındaki orgeneral ciddi silahlı direniş gösterme riskini elinde bulundururdu. Demek ki 1960&#8242;dan günümüze çok şey değişmiş durumda&#8230; Artık mafya babalarıda darbe hazırlar güce erişmiş görünüyor.</p>
<p>Peki bir mafya babasının gücü nedir ? Tükiye şartlarında bir mafya babası İstanbul veya Ankara gibi büyük bir ilin Emniyet Müdürüyle bile sürtüşme riskine giremeyecek kadar küçüktür. Hal böyleyken nasıl oluyorda bunlar darbe işine soyunabiliyorlar?</p>
<p>İki ay önce bir gazeteci ve bir gazete gündemimize giriyor ? Kim bunlar ? Fehmi Koru ve Taraf Gazetesi&#8230;</p>
<p>Bu kişi ve Gazete her nasılsa bu operasyona ilişkin çok stratejik bilgileri müthiş bir öngörüyle önceden tahmin edebiliyorlar. Fehmi Koru nerede çalışıyor Kanal 24 ve dün ortada bugün perde gerisinde Fox TV ! Fox Tv kimin ? Amerikalıların !!! Amerikada tanıdık bir sima yaşıyor peki adı nedir ? Fethullah Gülen ! Taraf Gazetesini kim yönetiyor Ahmet Altan ve Amerika&#8217;dan apar topar yurda dönüş yapan Yasemin Çongar ! Yasemin hanımın eşi nerede görev yapıyor ? Pentagon !</p>
<p>Tekrar başa dönelim çünkü kafalar gerçekten karıştı. Bir musevi ! Ama Samanyolu TV&#8217;de çalışıyor, aynı zamanda haham ve MOSSAD&#8217;la ilişki içinde. Bir yayın kuruluşu ve TV ucu Amerikada ! Bir grup mimli emekli asker ve mafya babası darbe işine girişmiş görünüyor.</p>
<p>Sonuç: AKP kapatılmasın !!! yada daha akla yatkını AKP kapatılmasına tepki olarak AKP iktidarı gündemi değiştiriyor, yada kapatılmayı bir gurubun siyasi komplosu olarak göstermeye çalışıyor&#8230;</p>
<p>Fikirlerine değer verdiğim bir büyüğüm aynen şöyle derdi; <span style="color:#ff0000;">&#8220;Eğer bir kişi yalan söyleyecekse bu yalanı en az 6 ay ortaya çıkmamalıdır. Çünkü bir yalan 6 aydan önce açığa çıkıyorsa içinde zeka pırıltısı yoktur. Bu durumda bu yalanı bana söyleyen ya zavallıdır. Yada benim zekamı küçümsemektedir.&#8221;</span></p>
<p>Peki bu durumda bizim zekamız mı küçümseniyor ? Yoksa bu yalanı söyleyenler mi zavallı ?</p>
<p>Ne bizim zekamız küçümseniyor, nede bu yalanı kurgulayanlar zavallı. Ortada çok güzel bir operasyon yürütülüyor.</p>
<p>NATO Batı Karadeniz&#8217;e geldi ve dayandı. 2.Dünya Savaşında Hitler orduları ne yapmak istiyordu ? Ukrayna üzerinden Kafkasya&#8217;ya inerek Hazar Enerji bölgesini kontrol etmek niyetindeydi. Strateji değişmedi ancak bu defa Rusya dişini gösterdiği için bu proje başka bir bahara ertelendi.</p>
<p>Karadeniz ve Orta Asya&#8217;da ABD varlığının bulunmasına ilişkin Türkiye&#8217;de 1950&#8242;lerden bugüne kadar iki tez savunulmuştur. Bu sav çok derin bir konu olduğu ve yakın siyasi geçmişimizde derin izlere sahip olduğu için bu yazıda bu konuya girmeyeceğim.</p>
<p>ABD güçlerince Hazar havzasının ve Orta Asya&#8217;nın kontrolünde ikinci bir sıkıntı daha yaşanıyor. Bu sıkıntının adı bölgedeki İslamın bir kolu olan Şii/Şia varlığıdır. Bu dini inanışı benimseyen insanlar Azerbaycan&#8217;ın ve İran&#8217;ın %100&#8242;ünü, Irak&#8217;ın büyük bir kesimini, Pakistan&#8217;ın %25&#8242;ini, Sudi Arabistan&#8217;ın %25-30&#8242;unu ve bir dizi küçük Arap emirliklerinin yanında Lübnan&#8217;ı kontrol altında tutmaktadır. Bu inanışın felsefik dini kökleri incelendiğinde karşımıza bir doktrin çıkar. Bu doktrin zulmedene karşı savaşma doktrinidir ki tarihsel Yezid&#8217;in yerini Batılı emparyalistler ve Kerbela&#8217;nın yerini tüm dünya sathı almıştır. Bu bağlamda bu inanışın hüküm sürdüğü coğrafyalarda ciddi bir ABD ve İsrail karşıtlığı hüküm sürmektedir. Yukarıda saydığım Şii coğrafya haritada incelendiğinde bu bölgenin en rahatlıkla Sünni bir ittifakla kuşatılması gerektiği görülecektir. Son zamanlarda Arap yöneticilerin VIP sınıfından Türkiye&#8217;ye gelmelerinin altında Müslüman Arap, Müslüman AKP dayanışması değil. ABD zorlamasıyla ülkemizle ittifaka zorlanan Sünni Arap yöneticileri olduğu görülmelidir. Türkiye&#8217;ye biçilen ılımlı İslam modelininde nedeni budur. Laik Türkiye&#8217;yi bu ittifakta Sünni Araplar&#8217;a sevimli gösterme çabası. Türkiye&#8217;de sünni tabanı tetikleyerek Şii-Sünni kuşatmasında Türkiye tabanından akılcı değil duygusal ve dini tepkiler almayı başarmak.</p>
<p>Yukarıdaki sünni kuşatma harekatının bel kemiklerinden birini Irak oluşturmaktadır. Ancak Irak içinde bir dizi sıkıntılar söz konusudur. Çünkü bölgede iki sünni gurup bulunmaktadır. Iraklı Sünniler ve Kürt Sünniler ! Ancak Irak&#8217;ın ABD güçlerince işgali sırasında Iraklı Sünniler ve Kürt Sünniler arasında bir ayrışım yaşanmıştır. Bu ayrışıma Irak sınırlarının ötesinde Türkiye&#8217;de müdahil olmuştur. Oysa Şii kuşatma harekatında Basra Körfezinde ve İran-Irak sınırı boyunca bir kuşatma isteniyorsa Irak&#8217;ın bir Sünni bütün olarak bu harekata destek vermesi şarttır.</p>
<p>Sünni Kürtleri yine Sünni Irak Araplarıyla ve Türklerle barışa zorlamak !</p>
<p>İşte dananın kuyruğunun kopma noktasına geldiği yer bizim açımızdan burası. Birde buna yukarda Karadeniz konusu içinde değindiğimiz ABD&#8217;li veya ABD&#8217;siz Orta Asya&#8217;nın kontrolünü savunanlar ve karşı çıkanlar diye tanımladığımız Türkiye&#8217;nin iç dinamiğini yürüten güçlerin savaşını eklediğimizde, yaşanan çatışma veya yaşanabilecek çatışmanın boyutları ortaya çıkmaktadır.</p>
<p>El Kaide bu denklemde yine kendi içinde ayrışan ikinci bir hususu oluşturmakta. Tüm çerçeveyi anlamak için bu konuyada biraz değinmekte fayda var.</p>
<p>El Kaide bugün sanıldığının aksine en büyük tehdidi ABD veya Avrupa&#8217;ya oluşturmuyor. Tam aksine bu örgüt evrimleşerek ortaya ilk çıktığı günden</p>
<p>beri hedefine sadece Suudi Arabistan ve bir dizi Arap Emirliklerindeki yönetim zümresini koymuştu. El Kaide bir anlamda 1917 Rusya&#8217;sında yaşanan Bolşevik ihtilalinin bir benzerini Arap Yarım adasında yapmak istemektedir. Tek farkla ! Bu ihtilali dini temellere oturtarak. Bolşevik ihtilaliyle benzeşimi ise şuradadır. Arap yarım adasındaki muazzam servetin kontrolünü tabanın kontrolüne vermek. İşte bu düşünce bile dünya aktörlerinin geceleri uykusuz kalmasına yetmektedir. O nedenle kimse El Kaide&#8217;nin bu misyonundan bahsetmez. Çünkü bu misyon özellikle zenginlik içinde horlanan, aşağılanan ve diktatörler emrinde sefalet çeken İslam dünyasında geniş halk desteği bulacaktır.</p>
<p>Yazı Ergenekon&#8217;dan çıkmış gibi göründüğü için özür dilerim. Ama Türkiye&#8217;de lokal bir mesele gibi algılanan bu konu aslında uçları dışarda bir dizi denklemlerle ilişkilenen büyük bir yapının parçasını oluşturmakta. Bunu zaten birçoğunuz biliyor, bilmeyenlerde bu vesileyle zihinlerinde anlamlandırır düşüncesiyle açıklamaları gereğinden uzun yapmak zorunda kaldım.</p>
<p>Gelelim Ergenekon&#8217;a !</p>
<p>Nedir Ergenekon ? Türkiye&#8217;de eskiden mitolojik olanı saymazsak bir adet Ergenekonumuz vardı. Ergenekon dendiğinde aklımıza gelen Gladio&#8217;nun Türkiye yapılanmasıydı. Daha doğrusu bu yapıya son 10 yıl içinde bu adı biz taktık ve benimsedik. Yarın bu örgütün gerçek adı X olarak bile itiraf edilmiş olsa biz bu yapıya yine Ergenekon diyor olacağız. Çünkü bu isim bu yapıyı tanımlamaya yetti ve yakıştı.</p>
<p>Ergenekon mutasyona uğrayarak evrimleşti mi ? Kontrolden mi çıktı ? Yoksa son operasyon bir tür Cover Operasyon olarak tanımlanan çarşaf görevi mi görüyor ?</p>
<p>Bu sorunun cevabını ülkemizdeki son 10 yılı güncel takip edenler ve geçmişi iyi analiz etmiş olanlar kolayca cevaplayacaktır.</p>
<p><strong>Hiç korkmuş bir adam gördünüz mü ?</strong></p>
<p>Bir insanın o andaki ruh halini kimse tasvir edemez. Belkide en güzel tasviri Alattin Çakıcı tarafından tehdit edilen Korkmaz Yiğit yapmıştı. “telefonda sesini duyunca vücut kimyam bozuluyordu”  O anda beyin allak bullaktır. Uyku ihtiyacı hissedilmez. Bazen de tam tersine korkunç bir uyku hali zihindeki korkudan kurtuluğun tek yoludur. Ancak bu uykular yarım belki bir saati geçmediği halde kişi saatlerce uyumuş gibi uykuya ihtiyacı olmadan doğrulur. Çevreyle sağlıklı iletişim kopar, bir süre sonra en basit kararları vermekde bile güçlük çekmeye başlar. Etrafdaki herkesden medet umar. Hatta bu hal öyle bir travmatik hal alır ki kişi herkese açılma arzusu duyar. Korkudan açılamaz ve frenler. İşte tamda bu anda kişinin karşısına dikilir, kurtarıcı melek rolünü oynarsanız. Bu kişi sözlerinizi harfiyen yerine getirecektir. Kişide korku sendromu yaratmak için illede canına kast etmeniz gerekmez. Sadece kaybetmeyi göze alamayacağı bir şeye kast etmeniz yeterlidir. Canı, ailesi, işi, kariyeri belkide metresi&#8230; Burada strateji kişinin neyi neye öncelikle tercih edeceğinin kestirilmesidir. Bazen durum kişi açısından daha travmatiktir. Kişinin öyle bir noktasına basarsınız ki bastığınız nokta domino etkisi yaratacaktır. Bu durumda bu olası domino etkisi kişi üzerinde öyle bir yıkıma neden olur ki, kişi böylesi bir korkunun yarattığı travmayı yıllar sonra bile üzerinden atamayacaktır. &#8220;Gözün önünden film şeridi gibi geçmek&#8221; değimide bu etkinin sonucudur. Her bir kare bir sonraki olası yaşanacakları bir film karesi gibi kişinin zihninde canlandırmaktadır.</p>
<p>Tüm bunların konuyla ne alakası var ! diyebilirsiniz. Bakalım var mı ?</p>
<p>Emniyet teşkilatı içinde artık kimse tarafından inkar edilmeyen bir yapılanma var. Aynı zamanda bu yapıyı tasviye etmek isteyen guruplar var. Peki bu yapıyı kim tasviye edebilir ? Emniyet Genel Müdürlüğü&gt;İçişleri Bakanlığı&gt;Başbakan !!!</p>
<p>Demekki güçler savaşının ortasında kalan kişi Başbakan olarak karşımıza çıkmakta. Yapıyı çökertmek isteyen gurup Başbakana&#8217;a sadece yapının dağıtılmasına yönelik tavsiyede bulunabilir ! Peki çökertilmeye çalışılan gurup bu durumda ne yapar ? Sessizce savunmada kalmak önce durmak, ardından gerilemek ve sonrasında çözülmeyle sonuçlanır. Oysa karşı bloğu parçalamak burada yapılacak en akılcı hamledir. Peki ama nasıl ? İşte şimdi yazımızın giriş paragrafına döndük &#8220;KORKU&#8221;</p>
<h3><span style="color:#ff0000;"><strong>Hayali Düşman Yarat &gt; Korkut &gt; Safları Parçala &gt; Yanına Çek !!!</strong></span></h3>
<h4><strong>Peki bu gurup bu yöntemi ilk defa mı uyguluyor ? Hayır !!! Tansu Çiller-Erbakan koalisyonu dönemi eski Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanı Orakoğlu&#8217;nun Deniz Kuvvetleri İstihbarat Dairesine yerleştirdiği köstebeği polis memuru Sarmusak &#8220;Batı Çalışma Gurubu&#8221; adı altında yapılan bir taslağı dönemin Başbakanına sızdırmıştı. Bu operasyonu yapanların o dönem yaptığı hata Tansu Çiller ve Meral Akşener hanımların kişilik analizlerinde düştükleri hatadır. Operasyonu yapanların fırlattığı Bumerang kendi kellelerini kopardı. Bu olay aynı zamanda İçişleri Bakanlığı ve Türk Silahlı Kuvvetleri gibi iki değerli kurumun arasınada büyük bir güvensizlik çizgisi çekti. Bu güvensizlik çizgisi ilerde kanunen ağır silahları bulundurma yetkisinin sadece silahlı kuvvetlerin emrine verilmesine yönelik kanuna dayandırılarak. Terörle mücadelede büyük bir etkisi olan Polis gücünün elindeki ağır makinalı silahların geri çekilmesine kadar gidecekti. Ankara&#8217;daki güçler savaşı hiç beklenmedik şekilde Terörizmin çıkarına hizmet etmişti.</strong></h4>
<h4>Bu olayların deprem dalgası Ankara&#8217;da Hükümeti devirdi. İki yıl görevde kalan Erbakan-Tansu Çiller koalisyonu dağıldı. Hükümet düştü. Refah Partisi kapatıldı. Erbakan&#8217;a siyasi yasak kondu. Sonuç olarak çökertilmek istenen gurup mevcudiyetini korudu. Yıkılmak istenen hükümet yıkıldı. Grubu çökertmek, hükümeti devirmek isteyen tarafsa yerinde kaldı.</h4>
<p>Yıkılan Hükümetin yerine yeni bir Başbakan seçildi. Bu yeni Başbakan Mesut YILMAZ&#8217;dı. İki gurup arasında savaş yeniden başladı. Ancak şimdi iktidarda gerek kişiliği gerekse partisinin çizgisi olarak irtica argumanının işlenemeyeceği biri vardı. Mesut YILMAZ&#8217;ı asker irticacı olduğunuzu düşündüğü için size komplo hazırlıyor argumanında ürkütmek mümkün değildi. Bu defa oyunun senaryosu değiştirildi. Emniyet içindeki gurup 18 haziran 1988&#8242;de Özal&#8217;a yapılan suikast senaryosunu temel alarak, Mesut YILMAZ&#8217;a korku pompaladı. Mesut YILMAZ bu senaryoyu inandırıcı bulmamıştı. Kesin deliller görmek istiyordu. Sözünü ettiğimiz gurup bu delili buldu !!! Delil Mesut YILMAZ&#8217;a Romanya&#8217;nın Başkenti Bükreşte dosya şeklinde verilecekti. Mesut YILMAZ Bükreş&#8217;e uçtu. Otel lobisinde polis korumasının arasından dosyayı başbakana vermek üzere yaklaşan bir adam Mesut YILMAZ&#8217;ın burnuna okkalı bir yumruk salladı. Mesut YILMAZ&#8217;ın burnu kırılmıştı. Başbakan kendisine verilmek istenen mesajı anladı. &#8220;Tuz kokarsa yapacağın birşey yok !!!&#8221; Peki bunun anlamı nedir ? Türkiye Cumhuriyetinde iki emniyet gücü diğerlerinden farklıdır. Bunlardan biri Cumhurbaşkanı Muhafız Alayıdır. Diğeriyse Başbakanlık Koruma Dairesidir. Bu iki kurum aslında hiyerarşik olarak Silahlı Kuvvetlere ve Emniyet Genel Müdürlüğüne bağlı olmalarına rağmen bir diğer görevleri her nerden gelirse gelsin &#8220;bağlı oldukları kurum dahil&#8221; korumakla mükellef oldukları makamı korumaktır. 27 Mayıs Darbesi’nde dönemin darbecilerinin karşısındaki en büyük engel Cumhurbaşkanı Celal Bayar&#8217;ın Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayıy&#8217;dı. Çünkü Alay komutanı darbeye direneceğini beyan etmişti, makamı korumak için darbecilere direnecekti. Ancak dönemin darbecileri Çankaya Köşkünün etrafını tankla ablukaya alınca, Muhafız Alay Komutanı Cumhurbaşkanı Celal Bayar&#8217;a koruma görevinin imkansızlığını izah etmiş. Cumhurbaşkanı Celal Bayar üst kata çıkarak intihar etmek istemiş ancak Muhafız Alay Komutanı ancak bu intiharı engelleyebilmişti. İşte Bükreş&#8217;de Mesut YILMAZ&#8217;a bu müessesenin çürüdüğü &#8220;tuzun koktuğu&#8221; söyleniyordu. Bize dokunursan bizde sana dokunanları engellemeyiz !!!</p>
<p>Mesut YILMAZ hükümetini Ecevit&#8217;in emanetçi hükümet dönemi izledi. Yapılacak seçimler sonrasında hükümet senaryolarında iki kişi öne çıkıyordu. MHP&#8217;nin Devlet Bahçeli&#8217;si ve DSP&#8217;nin Bülent Ecevit&#8217;i. F gurubu bu defa hamlesini öne çekti. Seçimlerde Bülen Ecevit&#8217;in destekleneceği beyan edildi. Bülent Ecevit en zayıf yerinden vurulmuştu. Sosyal Demokratlar uzun bir dönemdir siyasi arenada soyutlanmıştı. Yeniden iktidara gelebilme şansı veriliyordu. Bu ödülünse diyeti açıktı. &#8220;Dokunulmazlık&#8221; seçimler yapıldı. Hükümet kuruldu&#8230; diyet ödendi !!!</p>
<p>DSP-MHP-ANAP koalisyonu bir dizi talihsizlikle yıprandı. Önce ulusu yasa boğan bir deprem yaşandı. Ardından küresel bir kriz tüm ticareti vurdu. Zaten ağır aksak yürüyen Türkiye ekonomisi bu yükü daha fazla taşıyamayarak iflas etti. Çöküntünün yarattığı korku iktidar üzerinde o denli büyükdü ki ekonomiyi kurtarıcı olarak getirilen Kemal Derviş bir anda fili Başbakan oluverdi. Bu fiili durum koalisyon ortaklarını rahatsız etti ve hükümet ardında bir enkaz bırakarak yıkıldı.</p>
<p>Toplumda yaşanan travma ve umutsuzluk yeni filizlenen birine umudunu bağladı. Bu kişi yeni bir oluşum ve söylemle siyaset arenasına giren Cem UZAN ve Tayyip ERDOĞAN&#8217;dı. İktidar ipini AKP&#8217;nin Erdoğan&#8217;ı göğüsledi. Ezici bir çoğunlukla iktidar koltuğuna oturdu. Tayyip ERDOĞAN&#8217;ın ilk işi Cem UZAN üzerine yürüyerek adeta onu tarihten silmek oldu. Neden sadece iktidar savaşımıydı ?</p>
<p>Guruplar arasındaki savaş yeniden başladı. Ama bu defa oyunun yeni aktörleri vardı. Çünkü değişen zaman içinde küresel tehditlerde değişmiş, Ortadoğu&#8217;da uluslararası bir güç savaşı ivme kazanmıştı. İşte bu savaşta taraflar yeniden toparlanmak ve yeni müttefikler edinmek zorunda kaldılar. Artık taraflar arasındaki mücadeleye ulusal çıkarları için başkalarıda açıktan taraf olmuştu. Bu gurupları özetle &#8220;bu portre gayet şık, hiç değiştirmeyelim&#8221; diyerek hükümeti yere göğe sığdıramayan guruplar olarak özetleyebiliriz. Ama bu gurun içinde küçük bir su sızıntısı yaşandı. AKP&#8217;ye bundan 6 yıl önce açık çek veren atlantik ötesi bir gurup, kapatma davasının gündeme gelmesiyle ne olur ne olmaz biz yinede tedbirimizi alalım cihetiyle hareket ederek CHP&#8217;ye göz kırpınca AKP&#8217;de depresif bir tavır kendini göstermeye başladı. Başbakan danışmanı Zapsu&#8217;nun meşhur değimiyle &#8220;Bu adamı süpürüp atmayın&#8221; diyerek kast ettiği şey acaba gerçek mi oluyordu? AB&#8217;nin sert bir dille karşı çıktığı kapatma davasına ABD&#8217;den aynı sertlikte yanıt gelmiyordu. Babacan açıkça CHP ve ABD arasında nasıl bir anlaşma yapıldığını CHP&#8217;nin izah etmesini istiyordu. Korku iktidarı kuşatıyordu. İşte bu noktada ortaya yine aynı gurup çıktı. Batı Çalışma Grubunun yeni adı &#8220;Ay Işığı&#8221; olmuştu. Ancak CD&#8217;lerden ibaret bir günlük sineyi millete dönmek ve güçlenerek yeniden iktidara gelmek için yeterli değildi. Dış siyasi tercihler ve ekonomik göstergeler ivmeyi tersine çevirmişti. Halka gidebilmek için daha güçlü daha sansasyonel bir operasyona ihtiyaç vardı. Oyunun adı yeniden yazıldı. <strong>&#8220;ERGENEKON&#8221;</strong></p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/masonluk.wordpress.com/569/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/masonluk.wordpress.com/569/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/masonluk.wordpress.com/569/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/masonluk.wordpress.com/569/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/masonluk.wordpress.com/569/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/masonluk.wordpress.com/569/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/masonluk.wordpress.com/569/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/masonluk.wordpress.com/569/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/masonluk.wordpress.com/569/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/masonluk.wordpress.com/569/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/masonluk.wordpress.com/569/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/masonluk.wordpress.com/569/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/masonluk.wordpress.com/569/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/masonluk.wordpress.com/569/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=masonluk.wordpress.com&amp;blog=7436894&amp;post=569&amp;subd=masonluk&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://masonluk.wordpress.com/2010/12/18/ergenekon-analizi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/be2b5c42b4acb9172011834d94829c44?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">masonluk</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://masonluk.files.wordpress.com/2010/12/ergenekon.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">ergenekon</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>KGB</title>
		<link>http://masonluk.wordpress.com/2010/12/07/kgb/</link>
		<comments>http://masonluk.wordpress.com/2010/12/07/kgb/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 07 Dec 2010 20:16:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>masonluk</dc:creator>
				<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[KGB]]></category>
		<category><![CDATA[Rusya]]></category>
		<category><![CDATA[Sizden Gelenler]]></category>
		<category><![CDATA[WikiLeaks]]></category>
		<category><![CDATA[İngiltere]]></category>
		<category><![CDATA[İsrail]]></category>
		<category><![CDATA[İstihbarat]]></category>
		<category><![CDATA[İstihbarat Servisleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://masonluk.wordpress.com/?p=565</guid>
		<description><![CDATA[KGB su gibidir, bulunduğu zemine uygun hareket eder. O nedenle yıllar boyu ona karşı mücadele veren karşı gizli servisler KGB’nin tam anlamıyla fotoğrafını çekememiştir. Yüzyıla yakın süren KGB avı sonunda yakalanmayı başaran KGB casuslarından elde edilen veriler bir araya getirilerek gerçeğe yakın bir tablo oluşturulmuştur. Bu sır perdesi Sovyetler Birliği tamamen ortadan kalkana kadarda sürmüştür [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=masonluk.wordpress.com&amp;blog=7436894&amp;post=565&amp;subd=masonluk&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>KGB su gibidir, bulunduğu zemine uygun hareket eder. O nedenle yıllar boyu ona karşı mücadele veren karşı gizli servisler KGB’nin tam anlamıyla fotoğrafını çekememiştir. Yüzyıla yakın süren KGB avı sonunda yakalanmayı başaran KGB casuslarından elde edilen veriler bir araya getirilerek gerçeğe yakın bir tablo oluşturulmuştur. Bu sır perdesi Sovyetler Birliği tamamen ortadan kalkana kadarda sürmüştür denebilir. KGB tüm dünyaya yayılmış örgüt elemanlarıyla günümüzün adeta GSM sistem ağlarını anımsatır. Elbetteki dünyada mükemmel şey yoktur ve bu devasa örgütünde zafiyetleri bulunmaktadır&#8230;<span id="more-565"></span></p>
<p>KGB karargahı Kremlin binaları arasında bulunmaktadır ve iki uzun bloktan oluşmaktadır. Kapılarında bu binaların ne olduğunu belirtir tabelası yoktur. Asıl bina Dzerşinsky meydanı NO:2’dir. ÇEKA’nın faaliyet gösterdiği eski binanın ortasında bir avlu ve bu avlunun yanında meşhur Lubyanka hapishanesi vardır. Bu hapishanede Sovyet tarihinin önemli şahsiyetleri misafir edilerek, idam sehpalarına götürülmüştür. Latin Amerika’da gerilla olarak görev yapanlar, Suriye’de Filistinlileri eğitenler, ABD topraklarında Amerikalı gibi rol yapanlar, Beyaz Rusya’da dini baskılayanlar, Orta Asya’da muhalifleri ezenler, dünyanın her tarafına yayılmış yaklaşık 90.000 kişilik ajan kadrosu için Dzerşinsky merkez bina olarak kabul edilir ve buradan yönetilir. Bu rakam batılı gizli servislerin elde ettikleri verileri paylaşarak ortaya koyduğu tablodur ve bu kadroya büro işçisi, bina muhafızı vb gibi görevler ihtiva eden 400.000 kişilik destek memurları dahil değildir. KGB bu devasa kadrosuyla insanlık tarihinin en büyük gücüdür. Cengiz Han’dan günümüze, bu denli personel istihdam eden bir örgüt daha dünyaya gelmemiştir. Bu sayının anlamı CİA ile karşılaştırıldığında daha manidardır. CİA tüm faaliyetlerini tahminen 18.000-20.000 kişiyle yürütmektedir.</p>
<p>KGB’nin ana karargahı Dzerşinsky binası olmasına rağmen, operasyon büroları Moskova’nın çeşitli semtlerine dağılmış binalarda yürütülmektedir. 1972 yılından sonra Dış Operasyondan sorumlu büroların çoğu çevre yolu üzerinde yeni bir binaya taşınmıştır.</p>
<p>KGB personeli bir iç kontrol ağıyla çevrilidir. Parti oligarşisi bu ağı kendi emniyeti için elzem görmektedir. KGB teoride her ne kadar Bakanlar Kuruluna bağlı olsa da aslında Polit Büroya karşı sorumludur. Raporlar doğrudan Polit Büro 1.Sekreterine (Bu makam Polit Büroda ikinci derece icra makamıdır, SSCB’nin iki numaralı adamı da denebilir) verilmektedir. Polit Büro KGB’nin günlük işlerini Polit Büro Merkez Komitesi İdari İşler Departmanı vasıtasıyla kontrol eder. Bu departmanın izni olmadan KGB eleman angaje (başka servisten adam çalma) edemez. Dış göreve ajan gönderemez. Bir KGB mensubu kariyeri boyunca terfisinden görev yapacağı alana kadar bu büronun alacağı kararlara tabidir. KGB adeta Polit Büro tarafından tasmalanmıştır ve komünist sistemin daimi bekçisidir. Aksinin olması da zaten düşünülemez.</p>
<p>KGB gizliliğe emsallerinden daha fazla önem verir. Bu önem kimi yerde kendisini paronaya noktasına kadar sürükler. Öyle ki Merkez binada en küçük notun bile çöpe gitmesi kontrol altındadır. Camlar kalın perdelerle sıkı sıkıya örtülüdür. Dış operasyonlar ve elçilik faaliyetleri kişiye özel kriptolarla yapılır. Kimi zaman yıllarca üzerinde çalışılan bir operasyonun yöneticisi batıya sığınır veya yaşamını yitirir, yerine gönderilen subay bu kriptolar yüzünden operasyonun hangi safhada olduğunu anlayamaz ve süreç sil baştan başlar. Bu süreç güvenlik sağladığı gibi, büyük maddi ve zaman kaybına da neden olur. Gizlilik merakı KGB de kast sisteminin oluşmasına neden olur. Subaylar yukarıdan aşağı inen komuta zincirine tabi tutulmuştur. Alt birimler üstlerinden gelecek komutlara muhtaçtır. Bu nedenle yükselmek isteyen bir subay veya merkezden haberdar olmak isteyenler, kişisel ilişkiler peşinde koşar ki, buda hatırlı dostlar edinmekle sağlanır. Bu çaba KGB’nin gizlilik perdesine inen en büyük darbelerden birisidir.</p>
<p>KGB’nin amblemi kalkan üzerinde baş aşağı duran kılıçtır. Bunların tam ortasına birde kızıl yıldız eklenmiştir. Amblemdeki kızıl yıldız devrimi, kalkan rejimin bekçiliğini, kılıçsa rejimin tüm dünyaya yayılma arzusunu ifade eder.</p>
<p><a href="http://masonluk.files.wordpress.com/2010/12/kgb-teskilatc4b1.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-566" title="kgb teskilatı" src="http://masonluk.files.wordpress.com/2010/12/kgb-teskilatc4b1.jpg?w=450&#038;h=541" alt="" width="450" height="541" /></a></p>
<p>KGB ÖRGÜTLENMESİ</p>
<p>KGB muazzam kadrosu, hakimiyet alanı, kaynakları ve sorumluluklarıyla devasa bir boyuttadır. Bir anlamda bu örgütü yöneten dünyaya hükmetmiş sayılır. Aşağıdaki şemada göreceğiniz gibi örgüt başlıca dört genel müdürlüğe, yedi bağımsız müdürlüğe, altı bağımsız bölüme bölünmüştür. Bunların çoğu yine kendi içinde bölünürler ve bunlara müdürlük, bölüm, servis ve idare denir.</p>
<p>SOVYET HÜKÜMETİ = KOMÜNİST PARTİSİ</p>
<p>BAKANLAR KONSEYİ = POLİT BÜRO</p>
<p>KGB BAŞKANI</p>
<p>1-Kollegium</p>
<p>2-Sekreterlik</p>
<p>3-Genel Müdürlük</p>
<p>a)-Birinci Genel Müdürlük</p>
<p>b)-İkinci Genel Müdürlük</p>
<p>c)-Beşinci Genel Müdürlük</p>
<p>d)-Sınır Muhafızları</p>
<p>f)-Doğrudan Genel Müdürlüğe Bağlı Müdürler (Daireler)</p>
<p>f1-Üçüncü daire</p>
<p>f2-Teknik operasyon</p>
<p>f3-Personel</p>
<p>f4-İdare</p>
<p>f5-Yedinci daire</p>
<p>f6-Sekizinci daire</p>
<p>f7-Dokuzuncu daire</p>
<p>f8-Arşiv, Muhasebe, Emniyet vs. destek birimleri</p>
<p>KGB’nin ana şeması böyle olmakla birlikte birde bunlar kendi içlerinde bölümlere ayrılmaktadır. KGB Başkanı-&gt; Genel Müdürlük-&gt; Birinci Genel Müdürlük şemasını açtığımızda karşımıza şu tablo çıkar;</p>
<p>Birinci Genel Müdürlük</p>
<p>1-Sekreterlik</p>
<p>2-Parti Komitesi</p>
<p>3-Kanundışı direktörlüğü</p>
<p>4-Bilimsel ve Teknik Servis</p>
<p>5-Enformasyon Servisi</p>
<p>6-Kontr-Entelijans Servisi (Casus Avcıları)</p>
<p>7-Planlama-Analiz</p>
<p>8-Bölümler; (Bölümler başlığı da kendi içinde aşağıdaki gibi açılım yapar)</p>
<p>a)-Kuzey Amerika sahasından sorumlular</p>
<p>b)-Latin Amerika sahasından sorumlular</p>
<p>c)-Çin sahasından sorumlular</p>
<p>d)-Orta-Doğu sahasından sorumlular</p>
<p>e)-Batı Avrupa sahasından sorumlular</p>
<p>f)-İdari Operasyonel Takviye Birlikler</p>
<p>g)-İhtisas Operasyonlar Bölümü, Peyk (dost) servisler ve Sovyet “cover” Birlikleri vs.</p>
<p>Bu şema ikinci, üçüncü ve diğer genel müdürlükler için her birinde farklı görevler olarak aşağı uzar ve gider.</p>
<p><a href="http://masonluk.files.wordpress.com/2010/12/kgb-dis-istihbarat.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-567" title="kgb dis istihbarat" src="http://masonluk.files.wordpress.com/2010/12/kgb-dis-istihbarat.jpg?w=450&#038;h=594" alt="" width="450" height="594" /></a></p>
<p>Birinci Genel Müdürlüğü Tanıyalım:</p>
<p>Sovyet Askeri Haber alma teşkilatı olan GRU askeri casuslukla ilgilenir. Bu alanın dışındaki tüm dış operasyonlara KGB’nin Birinci Genel Müdürlüğü bakar. Bu genel müdürlük üç ana direktörlüğe bölünmüştür. Bunlar Kanundışı, Bilimsel ve Teknik Servis, Planlama-Analiz direktörlükleridir. Ayrıca iki özel servisi vardır, Yalan Haber Yayma ve Fiili Hareketler servisi. Ayrıca bunlara ilaveten 16 ayrı bölümü vardır. Bunlardan ilk 10 tanesi aynı dil konuşulan coğrafyalarda operasyonlar yaparlar. Bir anlamda dış operasyonel bölümler aynı veya akraba dil esasına göre kuruludur. Bu şema KGB’nin dünyayı nasıl ahtapot gibi sardığının basit bir örneğidir ki ve yazımız henüz yeni başlamıştır…</p>
<p>Kanundışılar Direktörlüğü veya kısa adıyla “S” direktörlüğü; yabancı ülkelerde kanunsuz olarak ve sahte kimlikle yaşayan KGB ajanlarını (yani casus) seçer. Adaylar ideolojilerine, soğuk kanlılıklarına, dil becerilerine ve kültür derecelerine bakılarak seçilir. Bu ajanlar genellikle ideolojik düşünceleri nedeniyle vatanlarından kaçan ve Sovyetlere iltica eden siyasi sığınmacılardan seçilir. Örnek vermek gerekirse İspanya iç savaşından kaçan komünistler Sovyetlerde eğitilerek aynı dili konuşan Latin Amerika’ya ajan olarak gönderilmişlerdir. Bu dönemde ülkemizden kaçanlarında olduğunu ve KGB’nin kucağına düştüklerini belirtmeden geçemeyeceğim. (Saddam’dan kaçan Kürtler CİA tarafından eğitilerek şuanda Irak’a geri gönderilmiştir.) Genelde gizli ajanlar eğer TİM olarak görev yapmayacaksa tek tek eğitilir ve her birine Moskova’da ayrı daire tahsis edilir. Böylece mesai arkadaşlarınca deşifre olmaları engellenir. Tüm gizli servislerde olduğu gibi her ajan kariyeri boyunca mutlaka kanundışı olarak (casus olarak) ülke dışında görev yapar. Bu görevi ifa ederken merkez desteğinden yoksundur ve hayatta kalması kişisel yetenekleriyle ölçülür. Ajanlığın gerçek manasıyla yaşandığı evre bu dönemdir. Bu zorlu sınavdan geçerek hayatta kalmayı başaranlar ardından elçiliklerde diplomatik dokunulmazlıkla “cover” göreve devam eder. Bu kariyerin sonu ajan öğretmenliği ve ardından emeklilikle sonuçlanır.</p>
<p>Bilimsel ve Teknik Servis veya diğer adıyla “T” direktörlüğü; Batının nükleer füze, uzay araştırmaları, stratejik bilimler, sibernetik (muhabere kontrolü) ve endüstri alanındaki sırlarını çalmak için çalışır. Bu direktörlük doğrudan doğruya operasyon yapar ve diğer birimlere teknik konularda destek olur.</p>
<p>Planlama-Analiz diğer adıyla “I” direktörlüğü; görevi eski operasyonları incelemek ve kullanılan yöntemleri, hataları tespit ederek, yeni nesil ajanlara aktarmaktır. Meslek içi kültür hizmeti görür ve Kara Sanatın inceliklerini eğitimlerde kullanılmak üzere sistemleştirir.</p>
<p>Bu faaliyeti tüm gizli servisler yapar ve dost servislerle bile bu bilgileri kısmen paylaşır. Bir bilginin istihbarat olarak elde edilmesi sürecindeki bu yöntemler, dünyanın en iyi korunan ve hiçbir kitaba şimdiye değin konu olmayan kara sanatın nasıl yapıldığına yönelik sistem bilgileridir. Kimi zaman imkansız gibi görünen bir bilginin elde edilmesi süreci, bir ajan tarafından hiç akla gelmeyecek bir yöntemle ele geçirilir. Bu yöntemin yeniden ve daha iyi nasıl uygulanabileceği gözden geçirilerek, bu departman tarafından sistemleştirilir. Geçmişi eskilere dayanan Gizli Servislerin başarısı bu bilgi birikiminde gizlidir. O nedenle darbeyle dahi gelse hiçbir rejim eski gizli servisi dağıtarak yenisini kuramaz. Yapacağı tek şey tabelayı değiştirmek olacaktır. (ABD müthiş CİA altyapısına rağmen Yeni Irak’ta yinede görevde Saddam döneminin Gizli Servisini kullanmaktadır.)</p>
<p>Enformasyon Servisi diğer adıyla “özel I” servisi; rakip gizli servislerin ne yaptığıyla değil ne yapmadıklarıyla ilgilenir. Servis tüm dallardan istihbarat bilgileri derler. Sadece Bilimsel ve Teknik Direktörlüğün hazırladığı bilgiler bu raporlara girmez. Parti liderleri için haftalık istihbarat raporları hazırlar. Ancak KGB tüm dünyadan elde edilen istihbarat bilgilerinin ve çalınan belgelerin geçerliliği konusunda çok titiz olmasına rağmen, bu bilgileri bağımsız bir kanalda inceletmez. Bu birimin eksikliği ileride KGB’ye çok pahalıya mal olacaktır. Mesela 17 Mayıs 1941 yılında Richard SERGE (dünyanın gelmiş geçmiş en büyük ajanı olarak kabul edilir) Almanların Sovyet Rusya’ya taarruz için 170’le 190 tümen arasında bir kuvvetle yığınak yaptıklarını Tokyo’dan bildirmiştir. “Konuyu dağıtmadan bir ekleme yapmak istiyorum. İstihbaratın ne kadar önemli olduğu ve ne kadar ilgisiz bir yerden ne kadar önemli bilgi elde edilebileceğine en büyük delil bu gizli servis operasyonudur. Richard SERGE’nin bu operasyonu ileride ayrı bir başlık altında anlatılacaktır.” Richard SERGE’nin Tokyo’dan bildirdiği bu bilgi Alman Genelkurmayına sızan Sovyet ajanları tarafından teyit edilmesine rağmen Stalin bu bilgiyi değerlendirememiştir.</p>
<p>Kontr-Entelijans Servisi diğer adıyla “özel II” servisi; adında savunma olmasına rağmen saldırgan operasyon yapan bir bölümdür. Sovyetlerde karşı casusluk faaliyeti yapmaktan ziyade, karşı gizli servislerin kontr-entelijans bölümlerine adam sokmak için çabalar. Bundaki amaç KGB casuslarının dış ülkelerdeki güvenliğini sağlamaktır. Kontr-entelijans servisi ayrıca Sovyetler dışında yaşayan tüm sivilleri (elçilik görevlileri vb) de izler. O nedenle bu siviller için en korkulu servislerden birisidir. Kontr-entelijans subayının bu insanlar hakkında vereceği en küçük olumsuz rapor, kariyerlerinin sonu anlamına gelir. Bu servis dünyaca ünlü MI-6&#8242;ya ve A.B.D&#8217;nin meşhur CİA&#8217;sına başkan yardımcılığı konumuna bile adam sokmayı başarmış bir servistir. Yerleştirmeyi başardığı bu casuslar yıllarca MI-6 ve CİA&#8217;da iki numaralı adam olarak görev yapmıştır.</p>
<p>Yalan Haber Bölümü diğer adıyla “A” servisi; Şahsen benim en sevdiğim bölümdür. Burada görev yapan insanlar gerçek birer dehadır. Görevleri yabancı devletlerin kararlarını etkileyecek operasyonlar yapmaktır. Yabancı toplumların moralini bozacak, fitne çıkaracak eylemler yaparlar. Meraklıları için söyleyeyim “warrior !” Yalan Haber Bölümü Türkiye’de sayısız eylem yapmıştır. İleride örneği verilecektir. Bu birim aynı zamanda Sovyetler Birliği aleyhinde faaliyet yürüten kişileri karalamak içinde kişiye özel operasyonlar yapmaktadır.</p>
<p>Fiili Eylemler Bölümü diğer adıyla “bölüm V”; buradaki “V” zafer anlamını taşır. KGB’nin batıdan gizlemeye çalıştığı en gizli bölümüdür. Çünkü bu olağan üstü gizli örgüt Sovyetlerin politik cinayetlerini, adam kaçırmalarını, sabotajlarını düzenler. Bu eylemlere KGB literatüründe “Islak İşler” denir. Bölüm V’de görev yapan bir ajana ıslak iş emri geldiğinde, bunun anlamı kan akacağıdır. Bu bölüm aynı zamanda öyle global eylem planları hazırlamıştır ki, bu plan ancak uluslar arası top yekün bir savaş riski ortaya çıktığında uygulanacaktır. Böyle bir risk belirdiğinde bölüm V harekete geçerek, tüm rakip ülkelere önceden hazırlanmış bir dizi operasyon yapar. Bu operasyonlar sonunda rakiplerin sinir sistemi kesilerek hareket edemez hale getirilir (ayaklanmalar, sabotajlar vb). Emrinde profesyonel katiller vardır. Kimi ülkelerde yerel profesyonel katilleri bünyesine angaje etmiştir. Sanırım tüm bunlardan bölüm “V”’nin Türkiye’de ne gibi operasyonlar yaptığını üç aşağı beş yukarı anladınız. 1980 öncesi olayları tekrar hatırlayın. İleride bölüm “V”’nin dünyadaki operasyonları örneklerle verilecektir.</p>
<p>Bünyesinde barındırdığı birimleri sıraladığımız Birinci Genel Müdürlük dünya çapındaki çalışmalarını coğrafi bölümlere ayırarak yürütmektedir. Bu bölümler aynı dili konuşan ülkeler esasına göre düzenlenmiştir.</p>
<p>1.Bölüm-ABD, Kanada</p>
<p>2.Bölüm-Latin Amerika</p>
<p>3.Bölüm-İngiltere, Avustralya, Y.Zelanda, İskandinavya</p>
<p>4.Bölüm-Almanya, Avusturya</p>
<p>5.Bölüm-Fransa, İtalya, İspanya, Hollanda, Belçika, Lüksenburg</p>
<p>6.Bölüm-Çin, K.Kore, K.Vietnam</p>
<p>7.Bölüm-Japonya, Hindistan, Endonezya, Filipinler ve Güney Asya</p>
<p>8.Bölüm-Türkiye, Arap Ülkeleri, Yugoslavya, Yunanistan, İran, Afganistan, Arnavutluk</p>
<p>9.Bölüm-Afrika’da İngilizce konuşulan ülkeler</p>
<p>10.Bölüm- Afrika’da Fransızca konuşulan ülkeler</p>
<p>İkinci Genel Müdürlüğü Tanıyalım:</p>
<p>SSCB içindeki Sovyet halkı ve yabancıların kontrolünden sorumludur. İkinci Genel Müdürlük on iki direktörlükten kurulmuştur. Bu on iki direktörlük çift yönlü görev yaparlar. Hem yabancı diplomatları avlarlar, hem de bu yabancıların Sovyet yurttaşlarıyla izinsiz temasını engellerler. Bölümlerin vazife dağılımları ülkelere göre taksim yapılmıştır.</p>
<p>1.Bölüm-Kuzey ve Güney Amerika</p>
<p>2.Bölüm-Birleşik Krallık</p>
<p>3.Bölüm- Almanya, Avusturya, İskandinavya</p>
<p>4.Bölüm-Batı ulusları</p>
<p>5.Bölüm-Gelişmiş Avrupalı olmayan uluslar</p>
<p>6.Bölüm- Gelişmemiş Avrupalı olmayan uluslar</p>
<p>Bu birim atmış kadar yüksek rütbeli memur, avlayıcılar, sevk memurları, ihtiyat birliği, gözetleme direktörlüğünden geçici görevle alınmış üç yüz gözlemciden kuruludur. İkinci Genel Müdürlük karargahı ABD elçiliğiyle aynı semtte dış cephesi depo görünümünde beş katlı bir binadır. Ancak bu müdürlüğün Moskova’da emrine tahsis edilmiş bir çok apartman vardır. Bu apartmanlarda tesadüfen Sovyet yurttaşları ile karşılaştıklarını sanan yabancı uyrukluları avlarlar. Bu birimin tipik görev tanımı şöyledir. SSCB’ye gelmek isteyen bir yabancı vize başvurusunda bulunduğu anda, bu birim KGB’nin tüm birimleriyle temasa geçerek, gelen yabancı hakkında bilgi toplar. Gelenin kim olduğu, niçin geldiği, ne kadar kalacağı, kaç yaşında ve sağlık durumu istihbarat raporunda toplanır. Ardından vize başvurusuna olumlu/olumsuz cevap verilir. Bu kişi havaalanından indiği anda bu birim tarafından izlenmeye alınır. Kaldığı otelde, katıldığı turlarda izlenerek bilgiler dosyasına kaydedilir. Bu kişi gazete alırken dahi bir yurttaşla tek kelime konuşsa, o yurttaş bu birim tarafından sorguya çekilir. Konuşmanın ihtivasından bu kişinin niyeti çözülmeye gayret edilir. Moskova’daki hiçbir tur operatörü bu birimin izni olmadan tur programını değiştiremez. Çünkü KGB önceden belli bu programa göre tertip almıştır. Bu birim aynı yöntemle elçilik çalışanlarını ve onların Sovyet yurttaşları ile kuracağı temasları da izlemektedir. Tüm bu işlemleri İkinci Genel Müdürlüğün birden altıya kadar olan bölümleri aralarında görev taksimi yaparak yerine getirir. Altıdan on ikiye kadar olan bölümlerse yabancı öğrencileri, öğretim görevlilerini, gazetecileri, basılı yayınları ve yayın evlerini, parti üyelerini ve rüşvet konularına bakar. Ancak bunlardan sadece on ikinci bölüm diğerlerinden farklıdır ve görevi sadece Çin’den gelecek yıkıcı faaliyetleri izlemektir. Buradan da anlaşılacağı gibi SSCB yöneticileri sanıldığı gibi kendilerine en yakın tehlike olarak Batıyı değil, Çin’den gelecek ithal rejimi görmektedir.</p>
<p>İkinci Genel Müdürlüğün emrinde ayrıca bu bölümlerin dışında iki birim daha vardır. Bunlar Teknik Destek Gurubu ve Endüstri Güvenliği Gurubudur. Teknik Destek Gurubunun görevi profesyonel hırsızlıktır. Bünyesinde yirmi-otuz civarında uzman hırsız bulunur. Bunların görevi girilmesi imkansız her yere girip çıkmaktır. Bu elemanlar özellikle elçiliklere girerek kilitleri ve kasaları açarlar. Her türlü kapalı zarfı zarar vermeden açıp, tekrar kapatabilirler. Tüm güvenlik önlemlerine rağmen hayalet gibi elçiliğin içinde rahatça dolaşabilirler ve her şeyi filme alırlar.</p>
<p>Endüstri Güvenliği Gurubuysa bu birim isminden de anlaşılacağı gibi kritik üretim tesislerindeki güvenlik kaçağına muhbirler vasıtasıyla mani olmaya çalışır. Yine ayrıca bu bölüm Sovyetlerin ticaret ilişkisi içinde bulunduğu ülkelerde, gizli faaliyet imkanları araştırır. Tüm bunlarıysa limanlara giren çıkan yabancı gemicileri avlayarak, Ticaret Odalarına ve Dış Ticaret Bakanlığına sızarak yaparlar.</p>
<p>007 JAMES BOND GERÇEK Mİ ?</p>
<p>Herkes Bond filmlerini abartılı bulur. Hatta bu işin erbabı geçinenler TV’lerde ahkam keserek “Gerçekte bu işler böyle yapılmaz.” derler. Bond filmlerinde iki ana tema vardır. Acayip silahlar ve güzel kadınlar. KGB’nin icraatlarına bir bakalım gerçekten Bond maceraları hayal ürünümüdür ?</p>
<p>Eğer KGB gerçekten bir kişiden şüpheleniyorsa ikinci genel müdürlük o kişinin hemen fotoğrafını çeker. Bu resimler hızla çoğaltılır. Kişi henüz varacağı metro durağına ulaşmamışken, fotoğrafı orada bekleyen ekiplere ulaşmış olur. Kişinin otel odasına kamera ve mikrofonun dışında, gece görüş sistemleri monte edilir. Böylece kişinin karanlıkta ne yaptığı da izlenir. Kimi zamansa bazı otel odaları ve yataklı vagonlar, özel teçhiz edilmiştir. Bu odalarda özel kimyasal gaz püskürten mekanizmalar vardır. “Moskova tiyatro baskınını hatırlayın !” Bu gaz buharı kişiyi farkında olmadan tatlı uykuya yollarken, KGB onun tüm kişisel eşyasını kurcalar. KGB laboratuarlarında geliştirilmiş özel bir kimyasal, kişinin kişisel eşyalarına bulaştırılır. Bu toz gözle görülmeyecek ve elle hissedilmeyecek kadar incedir. Bu tozla temas eden kişi dokunduğu her yere, bu kimyasalın kalıntılarını bırakır. Bu toz ne işe mi yarar ? Sıkı durun…..Bu tozu algılayan bir sistem, merkez postanededir. Bu tozla temas eden kişinin postaladığı her zarf, binlerce mektubun arasından bu sistemin alarm vermesi neticesinde ayıklanır. Ayıklanan bu zarflar KGB’ye gider, incelenir ve tekrar postaya verilir. Peki herkese aynı toz kullanılıyorsa hangi mektubu kimin yazdığı nasıl anlaşılır. ? KGB bu tozu her kişi için ayrı formatta hazırlamıştır. Bir anlamda bu toz, kişiye özeldir. Bu tozun etkisi yaklaşık on gün sürer ve bu süre zarfında toz yenilenir. Bunun yanında otel hizmetçilerine verilen likit bir boya, izlenen kişinin ayakkabılarına bulaştırılır. Bu likit boyanın özelliğiyse şudur ? KGB’nin özel eğitimli köpekleri bu likit boyaya duyarlı olarak yetiştirilmiştir. “narkotik köpeklerinin likite duyarlı versiyonu.” Eğer kişi izlendiğini anlar ve ortadan kaybolursa, bu likit sayesinde köpekler onun kolayca izini sürer. Şüpheli yabancı kimi zaman Moskova’da bir restoranda karnını doyurmak ister. Hoop ! KGB oradadır. KGB yemeğe müdahale ederek, kişiyi gıda zehirlenmesine sokar. Kişi daha oteline varmamıştır ki ne olduğunu anlamadan kendinden geçer. KGB yardım sever yurttaş rolünü oynar ve hastaneye gidene kadar elçilik kuryesinin taşıdığı çantaya şöyle bir göz atar.</p>
<p>Tüm bunların yanında Birinci Genel Müdürlüğün, meşhur gizli beşinci bölümünde daha ilginç silahlarda vardır. Bunlar küçük bir tabancaya dönüşen ayakkabı topukları, sigara paketi kırılınca sessizce zehirli mermi atan elektrikli tabancalar, patlayan kibritler. Ayrıca uyuşturucu ve zehirli mermi atan, iz bırakmayan sessiz gaz tabancaları da kullanırlar . Bu silahla taksim meydanında bile hedefi bir metreden vursanız, etraftaki kimse ne olduğunu anlayamaz. Hastaneye kaldırılan kişinin otopsi raporu bile net değildir.”Ukrayna devlet başkanının yüzündeki ölümcül lekeleri hatırlayın !” 9 Mayıs 1962 yılında Macar Gizli Polisinden Bela Lapunsnyik adındaki genç teğmen, Avusturya’ya sığınır. Kaçarken yanında KGB operasyonlarına ilişkin net bilgilerde getirmiştir. Macarların Lapunsnyik’i durdurma şansları yoktur. Avusturyalılar Lapunsnyik’i KGB’den korumak için Rossauer Lande bölgesindeki yüksek güvenlikli bir karakola naklederler. Bela Lapunsnyik yaşamından endişe duyar ve biran önce ABD’ye sığınmak ister. Avusturyalılar 5 Haziran günü onu Waşhington’a uçuracak özel bir uçak ayarlarlar. Ancak Lapunsnyik 2 Haziran gecesi hücresinden imdat çağrısı yapar. Midesinde dayanılmaz bir ağrı ve yüksek ateşle kıvranmaktadır. Avusturyalı doktorlar onun, ölümcül fakat henüz keşfedemedikleri özel bir bakteriyle zehirlenmiş olduğunu açıklar. 4 Haziran günü Lapunsnyik ölür. Bakteri KGB laboratuarlarında hazırlanmıştır ve KGB casusu kod adı “Ajan 7” tarafından işi görülmüştür.</p>
<p>Yine ayrıca beşinci bölümün emrinde, adam kaçırmalar için özel yapılmış sürat tekneleri vardır. Bu tekneler muazzam hızlara çıkarak, düşman sahil güvenliğinden rahatça kurtulur. Bu tekneler geçmişte ülkemize yönelik operasyonlarda da kullanılmıştır. Özellikle Bulgaristan’ın Varna limanı ve İstanbul Kilyos arasında görevler icra etmiştir. Özel denizatlıları söylemeye gerek yok, sağır sultan bile biliyor zaten.</p>
<p>Yukarıda anlatılanlar İkinci Genel Müdürlüğün bir dizi, basit, aceleyle hazırlanan operasyonlarının örneğidir. Asıl operasyonlarsa çok daha farklıdır. Bu operasyonlar uzun bir hazırlanma safhasından geçer. Bu tip operasyonlar gerçek hedeflere yönelik yapılır. Önemli devlet adamları, politikacılar, elçiler vb…Kimi zaman bu tip bir operasyonun hazırlık safhası iki yıl sürebilir. Bu süre zarfında hedef hakkında çok detaylı bir istihbarat raporu hazırlanır. Bu raporda kişinin ne tür yemek sevdiğinden, ayakkabı numarasına, arkadaş çevresinden, psikolojisine, maddi imkanlarına kadar akla gelebilecek her şey vardır. Bu raporu önüne koyan KGB. Önce bu kişiden ne isteyeceğine karar verir. Bu kişiye propaganda mı yapılacaktır ? Genelde bu yöntem batılı gazetecilere yapılır. Böylece gözleri boyanarak SSCB hakkında batı gazetelerinde hoş haberler çıkar. Yoksa bu kişi ajan olmaya mı ikna edilecektir ? Veya bu kişi nötralize mi edilecektir ? Amaç belirlendikten sonra, kullanılacak tekniğe karar verilir. Ardından ekipler oluşturulur ve Hollywood setlerini aratmayacak düzenler sahnelenmeye başlar. Bazen öyle olur ki, bir tek kişi için düzenlenen operasyona, yüz KGB ajanı katılır. Hedef kişinin etrafında hayal bir dünya yaratılır. Miras yediler, kocasından bıkmış güzel dilberler, homoseksüeller, bankerler, bu hedefin etrafında filizlenmeye başlar. Tanışma fasılları o kadar doğal hazırlanır ki, hedef kişi bunu hissedemez. Her şey hayatın akışına uygun sahnelenmektedir. Kullanılan yöntemlerin başarısını, kişinin zaafları belirler. Hedef kişi kumar düşkünü biriyse, bu rolü oynayan ajanın. Yok kişinin testisleri faal çalışıyorsa, şefkat bekleyen evli dilberin koynuna koşacaktır. Hedef bir kez tuzağa düştü mü, kişiye Sovyet polisi baskın yapar. SSCB‘de bu tür işler ciddi suç olduğundan, kişi hemen Moskova’nın en kötü karakoluna tıkılır. Etrafı senaryo gereği laf anlamaz, baskıcı polislerle sarılır. Kişi böylece korkutularak hemen sindirilir. Psikolojisi çöken batılının, imdadına KGB yetişir. Onu oradan alarak, bir anlaşma yapar. Her şey unutulacaktır, ancak KGB küçük iyilikler beklemektedir. Aksi durumda olay basına ifşa edilerek, kişinin kariyerine nokta konacaktır. Ardından yargılanarak cezaevine gönderilecek veya sınır dışı edilecektir.</p>
<p>Bazen her detay düşünülmesine rağmen, işler beklendiği gibi gitmez. Örneğin 1956 operasyonu bunun güzel bir örneğidir. KGB analistleri Fransa’da bir hükümet değişikliğinin olacağını rapor eder. Kabine değişecek ve yeni kişiler göreve gelecektir. KGB böylesi bir değişiklikte hükümeti hangi partinin alacağını tahminle kalmamıştır, olası kabine üyelerini de tespit etmiştir. Bu rapora göre hükümetin en etkili ikinci adamının, şuan ki SSCB’deki Fransa sefiri olacağı analiz edilir. KGB merkezi, İkinci Genel Müdürlüğünden bu kişiyi avlamasını ister. İkinci Genel Müdürlük hemen devreye girerek, operasyonlara başlar. Her şey yolunda gider ve sefir beklenen tuzağa düşer. Ardından KGB’nin şantajları başlar. Ancak sefir bu baskılara dayanamaz ve intihar eder. Olayın iç yüzü batıya sığınan bir KGB ajanının itirafları sonucu aydınlanır. Peki elçi nasıl bir tuzağa düşmüştür ? KGB’nin Kırlangıçlarını okuyun ve gerçeği öğrenin&#8230;</p>
<p>KGB’NİN KIRLANGIÇLARI</p>
<p>KGB avlama operasyonlarında güzel kızlar kullanır. Bu kızlara verilen kod adı Kırlangıçtır. KGB kırlangıçları iki gözlü odalarda yaşarlar. Bu odaların bulunduğu apartmanların kod adı “kırlangıç yuvası” dır. Bu odalardan biri kızların yaşam alanıyken, diğer odada KGB teknisyenleri ses ve video kayıt cihazlarıyla görev yapar. Gerisini anladınız sanırım. Operasyon başladı mı, hedef kişi kedinin ciğere baktığı gibi bu kızlara salyalanmaya başlar. Ruslarda bir ata sözü vardır, “Tanrı Rus kadınını erkekleri eğlendirsin diye yarattı.” Gerçekten öylemidir bilinmez. KGB’nin SSCB’deki film stüdyoları ile sıkı bağlantıları vardır. Buraya gelen inanılmaz güzellikteki konservatuar mezunu 20-25 yaş arasındaki aktris kızlar, KGB’ye yönlendirilir. KGB bu kızları operasyonlar için eğiterek geçici ajan yapar. Bu kızlar asıl kadroda yer almazlar. Bu görev karşılığında KGB onlara bir filmde yardımcı rol, biraz para veya güzel elbiseler vaat eder. Kırlangıçlarda rollerini en iyi şekilde oynarlar. Nasılsa hayatın kendiside roldür. Sizce de öyle değil mi ?</p>
<p>Bunun yanında birde KGB’nin özel fahişeleri vardır. Sayıları nispeten azdır ve özel sex eğitimine tabi tutulmuşlardır. Bu kızlar SSCB topraklarının dışında, Bulgaristan’ın Varna şehrinde bungalomlardan oluşan özel bir kampta da eğitilirler. Derslerinin ana teması baştan çıkarma ve cinsel deneyimlerdir. Bir erkeğin nasıl tavlanacağı ve memnun edileceğini onlardan daha iyi bilenin olmadığı söylenir.</p>
<p>Türk Diplomatlara Kırlangıç operasyonu yapılmış mıdır ? Şüphesiz her ülkenin sefirine yapıldığı gibi, bizim diplomatlarımıza da bu tür operasyonlar yapılmıştır. Arnavutluk diplomatımız sıcak bir günde otomobil kullanmaktadır. Yolda bir otostopçu kıza rastlar. Kız genç ve güzeldir. Genç dilber kısa tanışmanın ardından, diplomatımıza plaja gitmeyi teklif eder. Diplomatımız havanın sıcaklığını bahane ederek, mesaisini erken bitirir. Birlikte nispeten tenha sayılmayacak bir plajda çıplak yüzmeye ve şakalaşmaya başlarlar….Sonra birden diplomatımız elbiselerinin ve otomobilinin yerinde olmadığını fark eder. Peki kız ! kızda kaybolmuştur. Çıplak halde ortada kalan diplomatımız, güçlükle sefarete dönmeyi başarmıştır. Biz erkelerin başına ne geldiyse testislerimizden gelmedi mi ?</p>
<p>Peki elalem bize kırlangıç operasyon yaparda biz onlara yapamaz mıyız ? Hem de kralını yaparız. Bizim gizli servislerimizin de bu tip “kırlangıç” operasyonları olmuştur. Bizdeki operasyonların kod adı “civciv” dir. Özellikle şeriatla yönetilen Arap ülkelerinin elçilerine yönelik yapılan Dışişleri İstihbarat Birimlerinin bu operasyonlarında, eğitimli ve kadrolu fahişe bulundurmayan Dışişleri, olayı konsumatrislerle çözmüştür. Aceleyle banyo yaptırılıp, otellere yollanan bu kızlar. Arapları öyle memnun etmişlerdir ki, adamlar ülkelerine döndüklerinde frengi kaptıklarını fark etmişlerdir. Ortadoğuyla ilişkilerin neden bozuk olduğunu sanıyorsunuz ?</p>
<p>BEŞİNCİ GENEL MÜDÜRLÜK</p>
<p>SSCB yurttaşlarını izlemeye yönelik kurulmuş iç istihbarat birimidir. Özetle görevleri şöyledir,</p>
<p>1-Dini baskılamak, kontrol etmek ve yönlendirmek.</p>
<p>2-Etnik azınlıkları baskılamak ve milliyetçilik akımlarını engellemek. (Bu birim özellikle Kuzey Karadeniz halklarına, Tatarlara ve Ukraynalılara ağır baskılar yapmıştır. Bu insanlar sürgünlere yollanmıştır. Yine ayrıca Beşinci Genel Müdürlük birçok Azeri aydınını Sibirya’daki kamplara yollayarak yok etmiştir)</p>
<p>3-SSCB dışında akrabaları olanları ve bu akrabalarını SSCB içinde görmeye gelenleri izlemek. (Beşinci Genel Müdürlüğün bu işe bakan yedinci direktörlüğü özellikle Türk Casuslarının peşindeki servislerden birisidir.)</p>
<p>4-Dışarıdaki Sovyet Muhacir guruplarını nötralize etmek.</p>
<p>5-Yasak kitap, dergi vb basılı yayınların yayınlanmasını ve dağıtımını engellemek. (Bu birimin yoğun faaliyetlerine rağmen Elçibey önderliğindeki Halk Cephesi Azerbaycan’da yeraltı faaliyetleri yürütmüş, birçok dergi ve gazete basıp dağıtmayı başarmıştır.)</p>
<p>6-SSCB içinde yaşayan Yahudileri izlemek ve baskılamak.</p>
<p>Yukarıda ikinci maddeyi açıklarken söz açılmışken, Sibirya da ki çalışma kamplarından da biraz bahsetmek isterim. Bu kamplarda daha çok ağır suçlular, rejim muhalifleri aydınlar ve etnik milliyetçiler misafir edilmiştir. Kamplar Sibirya’nın geniş coğrafyasına dağınık olarak yayılmıştır. Kimi kamplar daha da ağır koşullara sahip, Sibirya’nın da kuzeyinde yer alan adalardadır. Buraya giden kişiden umut kesildiği gibi, aileleri bu kişilerin bir mezarlarının dahi olacağından emin olamazlar. Kamp ahşap evlerden oluşan bir dizi yaşam alanıdır. Alan askeri tesislerde olduğu gibi dikenli tellerle çevrilidir. Kamptan kaçmaya çalışacak kişinin, dışarıda hayatta kalma şansı yok denecek kadar azdır. Gün sabah 06.00’da içtima ile başlar. Kampın ortasında bir direk ve üzerinde termometre vardır. Hava ısısı -40 C’nın altına düştüğünde mahkumlar çalıştırılmaz. O nedenle içtimayı müteakip bir mahkum koşarak direğe çıkar ve termometreyi kontrol eder. Ancak termometre sürekli donduğundan asla ısının -40 C’nın altına düştüğünü kimse göremez.</p>
<p>KGB SINIR MUHAFIZLARI GENEL MÜDÜRLÜĞÜ</p>
<p>Şu filmlerde elinde kurt köpeği, başında kalpağıyla, ağzından buhar çıkarak, karlar üzerinde devriye atan meşhur birliklerdir. Bu birimin 300.000 kişiden oluşan seçme kara ve deniz birliği vardır. Modern silahlara sahiptir. Emirlerinde topları, zırhlı birlikleri ve sıkı durun ! savaş gemileri vardır. Bu gemilerle SSCB karasularının oldukça uzağına açılarak görev icra ederler. O dönemde bizim Karadenizli balıkçıların hamsi peşinde açık denize çıkmaları hayaldi tabi. Şimdi bakmayın Ukrayna karasularına girmelerine. O dönem buna asla cüret edemezlerdi. Hatta kara sınırlarında bu birlikleri optik cihazlarla izlemek bile taciz olarak algılanırdı. Böyle bir davranış uyarı ateşine neden olurdu. Böylesi bir uyarı atışının kazayla sonuçlanması durumunda, kimsenin SSCB’ye hesap sorması elbette mümkün olamazdı. O nedenle SSCB’yle sınır karakol birliklerimiz, daima bu gerçeği görerek ihtiyatlı hareket etmiştir. Ancak şu da asla unutulmasın; gözü pek mehmetçik böylesine bir güçle karşı karşıya olmasına rağmen, gece devriyelerine sınır boyunca çıkarak ( ki genelde iki erden oluşur) görevinden hiçbir zaman taviz vermemiştir.</p>
<p>Ticari seyahatlerimden birinde, eski SSCB sınır bölgesinde kalan alanda dolaşma fırsatı bulmuştum. Burada yetkilinin verdiği bilgileri ve izlenimlerimi şöyle aktarabilirim. SSCB’yle sınırlarımızın büyük bölümünde arada nehir vardır. Bu nehrin ortalama genişliği yüz metre, derinliği yedi-on metre civarındadır. Suyun debisi nispeten güçlüdür. Nehir geçildiğinde SSCB toprakları başlar. SSCB sınır çizgisi boyunca bir km arayla gözetleme kuleleri ve oldukça güçlü projektörler yer alır. Bu projektörler o denli güçlüdür ki, gece çalışmaya başladıklarında sınıra yakın çiftçilerimiz bu ışıklar sayesinde tarlalarında rahatça çalışırlar. Bu kuleler arasında sürekli özel eğitilmiş köpekli devriyeler gezer. Sınır boydan boya üç metre yüksekliğinde elektrikli tel örgüyle çevrilidir. Bu telin üzerinde yine üç sıra dikenli tel vardır. Bu sınır telinin herhangi bir yerine dokunduğunuzda elektronik bir alarm devreye girerek birlikleri uyarır. Alarmı alan birlikler tablada yanan ışıktan, ihlalin nerede olduğunu görür. Kısa sürede bölge abluka altına alınır ve kaçak avı başlar. Bu tel ağını aşmayı başarırsanız (alarmı öttürmeden), bir ara bölgeye geçersiniz. Bu ara bölge yaklaşık olarak on metre genişliğindedir. Bu ara bölgenin özelliği sınır boyunca pudra kıvamında topraktan oluşmasıdır. Amaç sınır ihlali olduğunda, kaçağın zemine iz bırakmasını sağlamaktır. (Yani alarm ötmese de, bu iz ihlal olduğunun anlaşılmasını sağlar.) Pudra kıvamında toprağı elde etmek için, ara bölge gün aşırı traktörlerle sürülmektedir. Bu pudra alanı aştığınızda, sınır muhafızlarının kullandığı devriye patikası geçilir. Ardından sizi otuz metre genişliğinde mayınlı bölge karşılar. Onu geçtiğinizdeyse, SSCB içinde sayılmazsınız. Çünkü sizi ikinci bir üç metre yüksekliğinde elektrikli tel örgü ve üç sıra dikenli tel beklemektedir. Tüm bunları aşmayı başarırsanız, sınırı geçmiş sayılırsınız. Bu ülkeye neden demir perde dendiğini sanırım şimdi anladınız. Türk gizli servisinin her şeye rağmen bu işi başarıyla yaptığını belirtmeden geçmeyelim.</p>
<p>Geçmişte bu sınırlardan çeşitli sebeplerle SSCB’ye geçmeyi deneyen Türk vatandaşları olmuştur. Bu geçişlerin altında kimi zaman macera ruhu varken, kimi zamansa siyasal düşünceler etkendir. Bu tip girişimler genelde yaz aylarında yapıldığından, nehir pek fazla sorun çıkartmamıştır. Ancak güvenlik önlemleri etkisini hemen göstermiştir. Yakalanan kaçaklar önce KGB tarafından etraflıca sorgulanmış, gelenin niyeti anlaşılmaya çalışılmıştır. Bu ihlallerde göze çarpan en belirgin husus ise şudur; Kaçakların tamamı ortalama SSCB’de iki yıl tutulduktan sonra sınır dışı edilmişlerdir. SSCB’ye viran bir halde geçen bu kaçaklar, döndüklerinde insanı şaşırtırlar. Çünkü SSCB onlara güzel bir takım elbise, hoş bir Rus kol saati hediye etmiştir. (O devirde bir kol saati sahibi olmak, Anadolu köylüsünün notebook sahibi olması gibi bir anlam taşır. Çünkü maddi gücü yerinde olan, en fazla köstekli saat sahibidir.) Peki tüm bunların anlamı nedir ? KGB önce geleni casus mu, değil mi ? diye sorgulamıştır. Gelenin kimliğinden emin olunca, ondan faydalanma yoluna gitmiştir. İki yıl bu kişi göz hapsinde tutularak, propaganda yapılmıştır. Ardından Türk halkı nezdinde zengin ve ferah ülke imajı yaratmak için, bu kişiler giydirilerek memleketlerine dönmeleri sağlanmıştır. Peki bu propaganda etkili olmuş mudur ? Şüphesiz ki olmuştur. O dönem siyah beyaz televizyonu TRT’yi doğru dürüst çekmeyen halk, en az birkaç SSCB TV’sini dilini anlamasa da rahatlıkla izleyebilmektedir. Hayatında değil Ankara-İstanbul, Erzurum’u görmemiş köylü. Gelen bu kişiden çok katlı SSCB apartmanlarını, işçi haklarını vb. duyunca, doğal olarak bu propagandanın etkisinde kalmıştır.</p>
<p>GÖZETLEME DİREKTÖRLÜĞÜ</p>
<p>Bu birim diğer bölümlere ajan eğittiği gibi, 3.500 civarında kendi gözetmenine de sahiptir. İkinci Genel Müdürlüğün emrine tahsis edilen 300 gözetmen, bu direktörlükten giderek görev yapar. Buradaki ajanların eğitimleri; şahıs tanıma, kendini gizleme, izleme-takip, takipten kurtulma vb.dir. Bu kişiler profesyonel yaşamlarının tamamına yakınını, sadece şüpheli izleyerek ve rapor yazarak geçirirler. Başkaca operasyona katılmazlar. Ayrıca görevlerinin icap ettirdiği gözetleme araçlarının icadını ve imalatını da yapma kabiliyetine sahiptirler. Kızıl altı foto makineleri, kameralar, ses ve görüntü aktarma cihazları, takma bıyık, yüz ve çeşitli elbiseler imal ederler. Ayrıca bu ajanların altlarına yüksek hızlara çıkabilen araçlar tahsis edilmiştir. Bu birim akla gelebilecek her yeri izler; tiyatro, lokaller, metro istasyonları, korunması gereken şahsiyetlerin geçtiği güzergahlar vb.</p>
<p>MUHAFIZLAR DİREKTÖRLÜĞÜ</p>
<p>Bu birim bizdeki Devlet Büyüklerini Koruma ŞB. Müdürlüğünün yaptığı işi yapar. Burada görev alanlar, yüksek derecede güvenlik soruşturmasından geçtikten sonra işe başlarlar. Silah taşıma ve kullanma yetkileri vardır. Bu silahları en etkili şekilde kullanma eğitimi almışlardır.</p>
<p>Bu birimin en önemli başarısı; SSCB tarihinde bu birim kurulalı, hiçbir SSCB politikacısı çeşitli suikastlere rağmen, ne vurularak yaralanmış, nede öldürülmüştür.</p>
<p>KGB’NİN YALAN HABER OPERASYONLARI</p>
<p>Yalan Haber Bölümünün “A servisinin” KGB’nin Birinci Genel Müdürlüğüne bağlı direktörlük olduğunu daha önce belirtmiştik. Birinci Genel Müdürlük bildiğiniz gibi KGB’nin atak operasyonlar yapan birimiydi. Yalan Haberler Bölümü KGB içinde oldukça başarılı görevlere imza atmıştır. Bu birimdekiler bir ülkeyi karıştırmak için öyle ince düşünülmüş fitneler çıkarırdı ki, kırk akıllı bu fitneden kendini çekip çıkaramazdı. Bu birimin çalışma mantığını anlamak için, operasyonlarına bakmak gerekir. Türkiye’den yalan haber operasyonlarıyla konuya başlayalım !</p>
<p>KGB’NİN TÜRKİYE YALAN HABER OPERASYONLARI !</p>
<p>Senatör Haydar TUNÇKANAT 1966 yılının 7 Temmuz günü Türkiye’yi şok eden bir basın açıklaması yaptı. Aranızda genç olanlar bu adam ne diyor ? Bu senatörde nereden çıktı ? Herhalde bu adam ABD’yle karıştırdı diyebilir. Yakın tarihimizde senatör makamının olduğunu onlara belirtelim.</p>
<p>Senatör TUNÇKANAT basına yaptığı açıklamalarda diyordu ki; “ABD şuanda iktidarda bulunan Adalet Partisi lehine, bazı ordu mensubu subayları ve liberalleri tavsiye edecek.” Senatör TUNÇKANAT bu savının delili olarak, Adalet Partisi içindeki haber kaynağından gelen belgeleri delil olarak ortaya koyuyordu. Belgeyi gönderen rumuzunu E.M olarak açıklamıştı. Ortaya konan bir başka belgeyse E.M rumuzuyla ABD askeri ataşesi Albay Donald Dickson’a yazılmıştı. Her iki mektupta da ABD’nin Türkiye’nin içişlerine karıştığı belirtilerek, ABD suçlanıyordu. Bu olayın Türk gazetelerine nasıl bir malzeme olduğunu hayal edin. Basın olayın üzerine balıklama atladı. Rumuz E.M’nin kimliği hakkında köşe yazılarında yorumlar yapılmaya başlandı. Türk halkında kısa sürede ABD nefretinin uyandırılması başarılmıştı. Zaten dünyadaki her fitnenin altından ABD çıkmıyor muydu ? Rumuz E.M’nin kim olduğu tartışıla dursun. Basın bu şahsın iki kişiden birisi olabileceğine karar verdi. Bunlardan birisi 1964’den beri Ankara’da elçilik müşavirliği görevi yapan Edwin MARTİN’le, diğeri CUNTA’da ABD temsilcisi olan Dnz.Alb.E.M. MORGAN’dı. Her ikisi de yazışmalarında E.M rumuzu kullanıyordu. Senatör TUNÇKANAT’ın sözünü ettiği bilgi kaynağı bunlardan başkası olamazdı. Yine basınımız askeri ataşe Albay Donald Dickson’ın CİA operasyonlarında üstat olduğunu belirterek, hararetli tartışmaya fişek vermişti. Halk tüm bunları gerçek kabul etti. Sıkı durun olay bununla da kalmadı Türk yetkililerde bu belgeleri gerçek kabul ederek, ABD karşıtı bir havanın esmesine neden oldu.</p>
<p>Ancak hiçbir şey mükemmel olmadığı gibi, bu operasyonda da bir dizi hatalar yapılmıştı. KGB’nin operasyonunda ABD yazışma üslubuna ilişkin hatalar vardı. ABD yetkilileri belgelerdeki bu hataları “yazı font, form, stil, sayı numaraları vb) Türk makamlarına ispatlayarak, belgenin asılsız olduğunu ortaya çıkarttı. Ancak bu bile halk üzerinde oluşan anti Amerikancılığı silemedi. Çamur at izi kalsın misali !”</p>
<p>KGB’nin Yalan Haberler Bölümü Senatör TUNÇKANAT’ı bir konuda daha yanıltmıştı. 1969 yılında “İkili Anlaşmaların İçyüzü” adlı kitap Senatör TUNÇKANAT adına yayınlanmıştı. Bu kitapta yine bir belgeden bahsediliyordu ve kitapta bu belgenin birde örnek fotokopisi vardı. Belgeye göre ABD Genel Kurmayından Albay James LAZENBY “Türk Genel Kurmay subaylarına yönelik istihbarat yapılmasını emrediyordu.” Belge 22 Kasım 1965 yılında bu emrin verildiğini belirtiyordu. Halbuki bu belgenin üzerine yazıldığı form, şekil olarak ABD Genel Kurmayında 1962 yılından beri kullanılmıyordu. Yani belge düzmeceydi. Ayrıca belgede bir başka yanlışlık daha yapılmıştı. Albay James LAZENBY hava albayıyken, belgede kara albayı olarak gösterilmişti. Tüm bunlara rağmen belge beklenen etkisini yarattı ve konunun kamuoyunda oldukça hararetli tartışılmasına neden oldu.</p>
<p>Yalan Haberler Bölümünün işinin fitne olduğunu söylemiştik. Ancak bu fitnelerin hepsinde ince bir zekanın izlerini görmek her zaman mümkündür.</p>
<p>1970 başlarında Kıbrıs Komünistleri, Lefkoşe’deki SSCB elçiliğine Yunan Subaylarının Kıbrıs Hükümetine darbe hazırladığını bildirdiler. KGB birimleri bu bilgiyi merkez karargahtaki analistlerine ulaştırdı. Analistler bilginin asılsız olduğuna kanat getirdi ve bilgiyi çöpe attı. Yalan Haber Bölümü çöpe atılan bu bilgiyi aldı ve bilgiden bir komplo teorisi yarattı. Yaratılan komplo teorisi eski KGB subayı olan, SSCB Ankara elçisi Vasili Feodoroviç GRUBYAKOV tarafından Türk Dışişlerine üflendi. GRUBYAKOV verdiği bilgide şöyle diyordu. “Yunan CUNTA’sı ABD ve diğer NATO üyeleriyle anlaşarak, Kıbrıs’a karşı pek yakında darbe girişiminde bulunacaktır. Bu darbede amaç, Kıbrıs’ı Yunanistan’a ve ardından NATO’ya katmaktır.” Üzülerek belirtmeliyim ki Dışişlerimiz haberi doğrulatmak için hiçbir şey yapmadan, bilgiyi kamuoyuna açıkladı. KGB’de yangını körüklemek için Türk basınına bir dizi malzeme haber dağıttı. KGB’nin dağıttığı bu malzemeler arasında “Yunan-ABD-NATO komplosunun altı çiziliyordu. Bu arada Bulgar diplomatlarda sanki farklı kaynaklardan haber veriyormuş gibi yaparak, söylemleriyle karışıklığı arttırdılar. Fakat zaman ilerledikçe ve darbe olmadığı görüldükçe konunun heyecanı azaldı. SSCB yetkilileri de Türkiye’nin menfaatlerini koruduklarını her fırsatta belirterek, Ankara davetlerinde kasılarak dolaşmalarını sürdürdüler.</p>
<p>Yalan Haberler Bölümünün operasyonlarının mantığını sanırım kavradınız…Bundan sonra gazete okumaya keyfinizin kalmadığını biliyorum. Boş verin anlattıklarımı, siz yinede yazılanların hepsini keyifle okuyun. Gerçek kimin umurunda ? Nasılsa her zaman gizli servisler sizi atlatmayı başaracaktır.</p>
<p>SSCB fikirlerini dünyaya KGB üzerinden yaymaya çalışıyordu. KGB amblemindeki kılıç, Batı demokrasilerinin üzerinde doksanlı yıllara kadar sallandı durdu. SSCB sonsuz gibi görünen ucuz insan kaynağını KGB’nin emrine sunmuştu. KGB her ülkeye çekirge sürüsü gibi girerek, istila ediyordu. Batı Gizli Servisleri bunlarla boğuşmaktan, kafasını kaldırmaya fırsat bulamıyordu.</p>
<p>Aydınlarımız TV’lerdeki terör sohbetlerinde sürekli IRA’yı (İrlanda Kurtuluş Örgütü) örnek verir. “İRA’nın mücadelesinde başarılı olmasının nedeni ABD’den gelen maddi destektir derler.” Oysa kimse SSCB ve dolayısıyla KGB’den bahsetmez. Halbuki KGB İRA’nın komünist kanadını kullanarak, örgüte silah vermektedir. KGB bu destekle tatmin olamayınca, komünist olmayan İRA üyelerine de silah vermeye başlamıştır. Amaç komünizm yaymak değil, İngiliz hazımsızlığıdır. Ama bunu maalesef dünya üzerindeki hiçbir romantik sosyalist anlamamıştır. Şimdi siz bu satırları okurken, kuzey denizinden sisli gecelerde adaya sızmaya çalışan silah yüklü tekneler gözünüzün önüne geldi. Halbuki KGB’nin silahları oradan değil, güneyden, Fransa açıklarından gelmektedir. Üstelik silahları adaya ulaştıranlar Ortadoğu’daki El-Fetih örgütüdür…Haydaaaa ! dediğinizi duyar gibiyim…Hayda yaa !!! KGB işte böyle sinsi çalışmaktadır…</p>
<p>Dünya üzerinde herhangi bir nokta adı söyleyin, ben size orada yapılan KGB operasyonlarından bahsedeyim…Anlayacağınız KGB bu denli faaldir. İngiltere’de tek notayla, yüz yirmi KGB ajanı istenmeyen adam olarak ülkeden çıkarılmıştır. Kongo’dan yine tek notayla çıkarılan ajan sayısı yüzdür. Meksika, Arjantin, Laos, Mısır, Libya, Lübnan, Arap yarımadası, Honkong, ABD, Avrupa kıtası.. vb saymıyorum..</p>
<p>Peki ama Türkiye ? Türkiye haklı sebeplerle SSCB’nin karın ağrısıdır. Çünkü birliği oluşturan en büyük etnik azınlık Türklerdir. İş bununla da kalmamakta, Türkiye SSCB’nin yaşam damarlarının üzerinde durmaktadır. SSCB demir perdenin arkasına girdiğinde, çok önemli bir gerçeği kavramıştır. “Sürekli Devrim Doktrini” denen bu kavramda amaç şudur;. SSCB’nin dünya düzenine müdahalesi askeri olmayacaktır. Ancak tüm dünyada komünist oluşumlar desteklenerek, süreklilik arz eden devrimler gerçekleştirilecektir. Yani “içten fetih” tekniği. O nedenle dünyanın bir çok ülkesinde ve Türkiye’de, komünist oluşumlar KGB kanalıyla desteklenmiştir. KGB’nin ülkemizi ele geçirmeye yönelik ana planı, şu çerçevede olmuştur;</p>
<p>1-Halk üzerinde etkisi yüksek kişileri karala (KGB yalan haber bölümü)</p>
<p>2-Halk üzerinde etkisi yüksek kişileri öldür (KGB 5.Bölüm “ıslak işler”)</p>
<p>3-Müttefikler arasında fitne çıkar, yada halk nezdinde karala (KGB yalan haber bölümü)</p>
<p>4-Etki ajanları kullan (Ne olduğunu açıklayacağım, ağzınızı büzmeyin! )</p>
<p>5-Komünist unsurları destekle (KGB 1.Genel Müdürlük)</p>
<p>6-Komünist unsurları gerilla olarak eğit (KGB 1.Genel Müdürlük)</p>
<p>Etki Ajanı: Legal yaşayan gizli servis çalışanıdır. Her işi yasaldır ve toplumun saygı duyduğu ileri gelen bir kimsedir. Kimse onun kimliğinden ve fikirlerinden şüphe duymaz. Ekranlarda, tartışmalarda doğrudan taraf olmaz. Ancak cümlelerinin alt satırlarında bilinç altlarına mesaj yollar. Fikirleriyle, yazılarıyla, kitaplarıyla dolaylı yoldan insanları etkiler.</p>
<p>KGB operasyon mantığını yukarıdaki maddeler üzerine oturtmuştur. Yalan haberler bölümü bilgi kirliliği yaratarak, devlet yöneticilerinin ve halkın kafasını karıştırmıştır. Hatta daha da ileri giderek Romanya’da kurduğu bir radyoyla, Türkiye’ye yönelik yayın yapmaya başlamıştır. (MED TV’nin atası budur.) Beşinci bölüm siyasi cinayetler işleyerek, ülkeyi kaosa sürüklemiş. SSCB karşıtı aydınları öldürerek veya korkutarak susturmuştur. Birinci genel müdürlük üniversitelere sızarak, sosyalist düşünceyle başlayan hareketleri organize etmiştir. Masumane siyasi görüşler olarak organize olan gurupları, etki ajanları kullanarak silahlı mücadele alanına çekmiştir. Karşıt organizasyonlara yönelik operasyonlar yapıp, siyasi cinayetler işlemiştir. Böylece taraflar arasında silahlı mücadele başlatmıştır. Silahlı eylemler kanun tarafından aranmaya başlanan, genç kitlelerin doğmasına neden olmuştur. Kanundan kaçan gençler, Suriye’de kamplara alınmıştır. Burada eğitilerek şehir gerillaları yapılmıştır. Ve bunlar tekrar ülkeye sokularak, şehirlerde yeni eylemlere imza atılmıştır. Şehirlerde mücadele veren bu guruplara silahlar, Bulgaristan-İstanbul hattından deniz yoluyla ulaştırılmıştır.</p>
<p>Suriye’de sol terör örgütlerine kamp açarak, maddi ve manevi destekleyen KGB. Bu kamplardaki eğitimleri Şam’daki SSCB diplomatı Vadim ŞATROV ve onun şoförü kisvesindeki KGB ajanı Nikolay CERNENKOV vasıtasıyla organize etmiştir. Şehirlerde eylemlere başlayan örgütler, devletimizi zayıf düşürmüştür. Tüm bu tarihi süreç yaşanırken işin bir ayağı eksik kalmıştır. Gerillanın askeri kanadı !  KGB bir türlü işin bu kanadını oturtmayı başaramamıştır. Oysa işin neticeye varması için şehirlerden ve kırsaldan başarıyla ilerleyen komünist gerillaların, Ankara’da birleşmesi gerekmektedir. Şehirde üniversite tabanına oturtularak kurulan örgütler. Suriye’de eğitilmelerine rağmen, şehirde eylem yapmayı seçmiştir. Deniz GEZMİŞ’in tüm romantik ısrarlarına rağmen, kimse dağa gitmeye razı olmaz. KGB o nedenle askeri kanadı oluşturmada sıkıntıya düşmüştür. Bilin bakalım KGB’nin imdadına kim yetişmiştir ? Sahi kim yetişti ? Tabi ki bizim kaşınan Goril ! O dönem siyasaldaki eğitim macerasına nokta koyarak, örgüt kurmaya karar vermiştir. (Öyle ya.. siyasal okuyan bir adamın yapacağı en güzel şey, terör örgütü kurmaktır. O terör örgütü kurarken, sınıf arkadaşları çok daha farklı meslek dalları seçecektir. APO terör örgütünün zirvesine otururken, sınıf arkadaşları da ne tesadüftür Türk Devletinin Güvenlik Birimlerinin zirvesindedir. İnceleyin ODTÜ’den o yıl mezun olanlar resmen iki guruba ayrılmıştır. Teröristler ve Anti-Teröristler) Neyse konumuza dönelim. KGB şehir gerillalarını oluşturmuştu, ancak askeri kanat oluşturamıyordu. KGB Marksist-Leninist Kürtçü bir örgüt olan PKK’yı kurdu. APO KGB’ye ilaç gibi yaramıştı. PKK’ya şimdi birde eğitim kampı lazımdı. Sizce bu şartlarda en uygun yer neresi olabilir ? Bildiniz.. tabi ki adres Suriye. Neden ? Çünkü KGB’nin Türkiye operasyonları için kullandığı merkez zaten orada hazırdı.</p>
<p>Ama işler yinede düzelmedi. Çünkü şehirden başlattığı hareketi zamanında dağa çekmeyi beceremeyen KGB. Şehirlerde mücadele verdiği için programın uzamasına neden olmuştu. Uzayan programla dağa çekilemediği için güç kaybeden örgütler, birde 12 Eylül darbesini yiyince yok oldular. KGB’nin elinde artık sadece yeni kurduğu PKK kalmıştı.</p>
<p>KGB’nin oluşturduğu şehir gerillalarının başarısızlığının altındaki en büyük etken GLADİO’dur. Gladio bildiğiniz gibi ilk kez İtalya’da ve diğer ülkelerde ortaya çıkarılmıştır. Zaten Gladio adı da örgütün İtalya kolunun adıdır. Bu örgütün ismi her ülkede farklıdır. Bu örgüt her NATO ülkesinde ortaya çıkarılmasına rağmen, Türkiye’de ortaya çıkarılamamıştır. Peki ama niye ortaya çıkarılamamıştır ? Sebebini biliyor musunuz ? “Bilmiyoruz hadi hemen söyle !” dediğinizi duyar gibiyim…Ama yağma yok, hazırcılığı sevmem o nedenle de söylemem. O’nu siz bulacaksınız. Nasıl mı bulacaksınız ? Yukarıdaki sorumu boş bir kağıda yazın. “Türkiye’de Gladio neden ortaya çıkarılamamıştır ?” şimdi bunun altına iyice düşünerek olası cevaplarınızı yazın. Ardından her cevabınızın karşısına, düşünmeden sadece tam tersini yazın. Şimdi resmi görebiliyor musunuz ? Çırım çıplak karşınızda duruyor değil mi ?</p>
<p>DERİN DARBE !!!</p>
<p>Robert Lee Jhonson ABD ordusunda çavuştu. ABD’nin Avrupa Kuvvetlerinde Berlin’de görev yapıyordu. Karakteristik özellikleri bir casustan oldukça uzaktı. Bir casusta olması gereken “idealizm, hırs, irade, korkusuzluk ve maceraperestlik” gibi duyguların yerine pornografik merak, ahlaksızlık, para düşkünlüğü ve kumar tutkusu vardı. 1952 yılında Berlin’deki birliğinde yazıcılık yapan Jhonson, istediği göreve bir başka arkadaşının atanmasıyla büyük bir hayal kırıklığı yaşamaya başladı. Jhonson yaşadığı bu hayal kırıklığının etkisiyle ordudan intikam almak istedi. Bunun için Doğu-Berlin’e geçerek SSCB’ye iltica etmek istiyordu. İltica talebi kabul edilirse SSCB radyosunda komünizm propagandaları yaparak Pentagon’u kızdıracaktı. O zamanlar meşhur duvar henüz örülmeye başlamadığından, bir gece yürüyerek sarhoş halde karşıya geçti. SSCB subaylarıyla ilk teması böyle sağladı. SSCB subayı durumu görevli KGB ajanına havale etti. KGB ajanı karşısındaki silik adamın öyküsünü iyice sorgulayarak, niyetini anlamaya çalıştı. Karşısındaki kişi işe yaramaz aptalın tekiydi. Ancak KGB ajanı Jhonson’dan iltica etmek yerine faydalı bilgiler getirmesini istedi. Çavuş Robert Lee Jhonson’un KGB’yle ilk teması böylece başladı…</p>
<p>Robert Lee Jhonson kıyıda köşede ne kadar çöp bilgi varsa KGB’ye taşımaya başlamıştı. Ancak gelen bilgilerin istihbarat niteliği yoktu. Buna rağmen KGB kendisine önemsiz ücretler ödüyordu. Jhonson aldığı bu paraları hızla kumarda tüketerek, KGB için yeni çöpler toplamaya devam ediyordu. KGB bir ara bu gereksiz adamdan kurtulmak istedi. Zira işe yarar bir yanı yoktu. Ancak bu aptala ödedikleri para o kadar önemsizdi ki, kalmasına karar verdiler. Robert Lee Jhonson’dan sorumlu KGB ajanı bir ara kendisine Kara kuvvetlerinden çıkarak Hava Kuvvetlerine girmesini tavsiye etti. Böylece daha faydalı bilgiler getirerek daha fazla kazanabilirdi… Ancak Jhonson Hava Kuvvetlerine geçmeyi başaramadı. Jhonson’nın tayini Texas’a çıkınca KGB’nin ilgisi daha da arttı. Artık teması KGB’nin ABD’deki ajanları yürütüyordu. Robert Lee Jhonson’dan füzeler ve başlıklarla ilgili duyduğu her şeyi getirmesini istediler. Jhonson sağdan soldan ne bulabildiyse, fotokopisini çekip bir araya getirerek KGB’ye ulaştırmaya başladı. Bir ara NASA’nın kullandığı roket yakıtını merak eden KGB’ye, yakıttan bir numune getirmeyi de başarmıştı. Bu başarısı için KGB Jhonson’a tam 1.000 dolar ödedi…Paraya bak ! KGB’nin Robert Lee Jhonson’u neden kovmadığını şimdi daha iyi anladık sanırım…</p>
<p>1960 yılına gelindiğinde Robert Lee Jhonson’ın görev yeri tekrar değişmişti. Peki ama bu defa nereye tayin olduğunu tahmin etmek isteyeniniz var mı ? PENTAGONNN ! diye bağırdınız…bende duydum tamam, sakinleşin… Robert Lee Jhonson Paris’te NATO’nun kurye merkezine atanmıştı….”Aaaaa !” demeyin hemen, müsaade edin. Önce dinlemesini öğrenin…Efendim bu merkezin özelliği şuydu…Pentagondan NATO’ya, ve tam tersi NATO’dan Pentagon’a buradan da tüm Avrupa ve Kuzey Afrika’ya giden mesajlar önce bu merkeze geliyor, ardından gitmesi gereken yere ulaşıyordu….Merkeze neler mi geliyordu ? Önemsiz şeyler…Kara, Deniz ve Hava birliklerinin gücünü ve durumunu gösterir raporlar, haritalar, füze rampalarının yerleri, askeri haberleşmede kullanılan şifreler, taktik planlar, nükleer saldırı planları…özetle KGB’nin asla ilgilenmeyeceği değersiz şeyler…Üstelik Robert Lee Jhonson’da burada önemsiz bir göreve verilmişti. Tüm bu bilgilerin sakladığı kasanın başında, sabaha kadar nöbet tutacaktı…</p>
<p>Bu bilgi KGB Karargahına ulaştığında, karargahta çalışanların sevinç çığlığını duymak isterdim…</p>
<p>Neyse Robert Lee Jhonson’la KGB tekrar temasa geçti. Plan basitti, kasanın içi boşaltılacaktı. Ancak sorunlar vardı…Öncelikle kasanın başında Jhonson tek durmuyordu. Bir arkadaşı daha vardı. Ayrıca kasa odasının anahtarı bir subaydaydı. Kasanın şifreleri bilinmiyordu ve bir alarm düzeneğinin olup olmadığı meçhuldü. KGB elinde bir katalogla Jhonson’a geldi. Katalogda ABD deki bankaların kullandığı alarm modellerinin resimleri vardı. Robert Lee Jhonson’a çeşitli resimler göstererek merkezde buna benzer şeyler görüp görmediği soruldu. Robert Lee Jhonson emin değildi. Ancak KGB bundan mutlaka emin olmak istiyordu… KGB Robert Lee Jhonson’dan merkezin ilk boya işinde görev almasını istedi. Aylar sonra merkezin boyanmasına karar verilince Jhonson bu angarya işe gönüllü oldu. Böylece Merkezi boyarken duvarları karış karış inceleyerek, alarm olup olmadığını kontrol etti. Merkezde maalesef alarm sistemi yoktu…En önemli sorunlardan birisi aşılmıştı. KGB ikinci şamaya geçti kasa odasının anahtarı gerekiyordu.. Robert Lee Jhonson’a kibrit kutusu içinde anahtar kalıbı almaya yarayan macun verildi. Jhonson uzun uğraşlar sonunda anahtarın kalıbını almayı başardı…Ancak aceleyle alınan kalıp bozuktu…Tekrar başa dönüldü…İkinci bir tesadüf sonucu, dalgın subayın anahtarı birkaç dakikalığına kapıda bırakmasından faydalanan Jhonson, bu defa görevi başardı…KGB’nin artık bir anahtarı da vardı…Şimdi önlerinde iki engel kalmıştı…Kasa şifresi ve kilit sisteminin çözümü…Kilit sisteminin işleyişini anlamak için KGB Robert Lee Jhonson’a küçük bir röntgen cihazı teslim etti. Bunu merkeze sokması ve müsait bir anda kasanın kilit sisteminin etrafında dolaştırması isteniyordu. Jhonson bu görevi de başarıyla yerine getirdi…Röntgenden elde edilen resimler KGB’nin Teknik Departmanında masaya yatırıldı. “Hani şu meşhur hırsız ajanlar.” Geriye tek engel olarak şifre kalmıştı…Odaya giren subayların kasayı her açışlarında Jhonson bir bahaneyle odaya girerek, şifrenin bir harfini öğreniyordu…Bingo !!! şifrede öğrenilmişti…Ama her şey KGB için bir hayal kırıklığı oldu. Çünkü şifre yine değişti… Jhonson yeni şifreyi öğrenmeliydi…Bir süre bu mümkün olmadı…Ama göreve yeni gelen ihtiyatsız bir subayın, şifreyi unutmamak için yazıp çöpe attığı kağıt, bu sorunu da çözdü.</p>
<p>İlk operasyona böylece başlandı. Kuryelerin geliş gidiş zamanı ve nöbet çizelgesi göz önüne alınarak, kasayı boşaltmak için en uygun günün Cumartesi olduğuna karar verildi. Jhonson</p>
<p>nöbetteyken gece belgelerle merkezden çıkacak ve onu KGB ajanına teslim edecekti. KGB ajanı belgelerin mikro filmlerini aldıktan sonra geri dönecek ve belgeleri Jhonson’a teslim edecekti…Belgelerin ilk örnekleri KGB Karargahına ulaştığında uzmanlar gözlerine inanamadı. NATO çıplak bir halde karşılarında duruyordu…Belgelerde NATO’nun SSCB’ye saldırı planları bile vardı. Dünya tarihinde olası bir savaş öncesi, bu nitelikte pek az belge ele geçirilebilmiştir. Polit Büro olaya hemen el koydu…Bu altın yumurtlayan tavuk, beceriksiz ajanlar nedeniyle kaybedilmemeliydi…Paris ekibi geri çekilerek bölgeye en iyi ajanlar sürüldü…Kasanın her on beş günde bir soyulması kararlaştırıldı…</p>
<p>Robert Lee Jhonson bir sabah işe gitmek için evden çıktı…Kasa en son iki gece önce boşaltılmıştı…Yolun karşısında kendisiyle temasta olan iki KGB ajanını gördü. Orada niçin beklediklerini düşünerek ilerlerken “Eyvahhh” dedi.. Sigara paketini unutmuştu… Jhonson gece belgeleri KGB’ye teslim ettikten sonra, tekrar alıp yerine koyuyordu. Eğer ertesi gün işe gittiğinde bir anormallik sezmiyorsa, işaretli bir sigara paketini KGB’nin kararlaştırdığı bir yere bırakıyordu..Bunun anlamı “her şey yolunda, sorun yok” demekti. Ama aptal Jhonson dün gece paketi işaretli yere koymayı unutunca. KGB bir problem çıktığını düşünerek alarma geçmiş ve Fransa’daki yüzlerce ajanını bir gecede sınır dışına çıkarmıştı… Jhonson bu unutkanlığı yüzünden KGB’den okkalı bir fırça yedi…</p>
<p>Bu ilişki yıllarca sürdü…KGB on beş günde bir yapılan her operasyon için Jhonson’a tam 2.000 dolar verdi…Aslında bu paranın oldukça komik olduğunu KGB’de biliyordu…Ama bunu Jhonson bilmediğinden, onu şımartmak istemiyorlardı… Robert Lee Jhonson ve KGB ilişkisi asla çözülmedi…Ta ki o güne kadar… Robert Lee Jhonson ve karısı bir gün trafikte kavga ettiler…Boş boğaz Robert Lee Jhonson, KGB ilişkisini karısına anlatmıştı…Kadın doğruca FBI’ya giderek kocasından intikam aldı…FBI araştırmayı tamamladığında gerçek tablo ortaya çıktı…</p>
<p>Çavuş Robert Lee Jhonson NATO ve PENTAGON’a milyarlarca dolara mal olmuştu…Tüm savunma ve saldırı planlarının değişmesi, şifrelerin yenilenmesi ve kriptolarının yeni algoritmalarla yapılması, birliklerin ve füze rampalarının başka alanlara kaydırılması gerekiyordu…Ama tek tesellileri bu olay ortaya çıkmadan önce SSCB’yle bir savaşa girmemiş olmalarıydı…</p>
<p>Bu olay NATO tarihinin en büyük casusluk olayıdır…</p>
<p>SAKLI HAZİNE</p>
<p>İstihbarat gelecekte meydana gelmesi olası bir “etki” hakkında önceden bilgi sahibi olunma çabasına denir. Bu amaçla yapılan tüm yasal ve gayri-yasal faaliyetler istihbaratın çalışma sahasıdır. Dünya üzerindeki irili ufaklı her ülkenin kendi istihbarat birimleri vardır. Bu birimler ulusal çıkarları ve hedefleri doğrultusunda belirledikleri hedeflere belli amaçlarla saldırırlar. Buradaki saldırıdan kasıt; olası etki hakkında önceden bilgi toplamak için yapılan tüm faaliyetlere verilen addır. İstihbarat birimlerinin hedeflerine yönelik bu saldırılarının belli bir tarzı ve karakteristiği vardır. Bir anlamda bu faaliyetleri her istihbarat örgütü aynı tarzda yerine getirmez. Kimi istihbarat servisleri sadece açık kaynaklara yönelirken kimisiyse açık ve gizli kaynakları bir karma olarak kullanır. Bu görevi yaparken akla gelecek bir çok metodu kullanırlar. Bir hedefe yönelik yapılacak saldırının ne şekilde yapılacağını belirleyen en önemli öğe, hedefin ne şekilde korunduğudur. İstihbarat servisleri bu nedenle öncelikle hedeflerini çok yönlü izlerler ve analiz ederler. Hedefin güçlü ve zayıf yanları ortaya çıkarıldıktan sonra, saldırı en zayıf noktadan yapılır. Bazen bu saldırı beklenmedik bir kolaylıkla yapılıyorken, bazen aylar hatta yıllarca süren bir çaba sonucu elde edilebilir.</p>
<p>1940 yıllarından sonra Sovyet casuslarının hedefindeki en önemli ülkeler ABD, NATO, Batı Almanya, İngiltere, Fransa ve Japonya’ydı. Ancak 1960’lı yıllara gelindiğinde KGB tehdit değerlendirmesinde yeniliğe giderek bu listeye Çin, Brezilya, Meksika, Türkiye, Endonezya, İran, Irak, Yunanistan ve Yugoslavya’yı da eklemiştir. 1960’lardan başlayan bu değişim günümüze kadar önemini küçük değişikliklerle korumuştur.</p>
<p>Çin’in 1960’lardan itibaren önemi yükseldikçe, KGB’ninde bu ülkeye ilgisi gittikçe artmıştır. Ancak bu ülkedeki totoliter ve baskıcı rejim, Pekin’deki Sovyet casuslarının halkın arasına karışarak istihbarat toplamasını sınırlamıştır. Bu tanımlama sadece Sovyetler için değil, Çin sahasıyla ulusal çıkarları gereği mutlaka ilgilenmesi gereken ABD, İngiltere, Japonya, Taiwan ve Fransa içinde geçerlidir. Bu ülkeler Çin’e karşı yürüttükleri istihbarat faaliyetlerini başka ülkeler üzerinden yapmak zorunda kalmışlardır. Bu nedenle Güney Asya’da istihbaratın merkezi Hongkong olmuştur. KGB özel ilgi gösterdiği Çin sahasından bilgi toplamak için sadece Hongkong’da faaliyet yürütmemiştir. Bu ülkeyle istihbarati anlmada ilgilenen veya ticari faaliyet yürüten tüm ülkelerde de Çin’le ilgilenen hücreler oluşturmuştur. Bir anlamda Çin hakkında istihbarat Washington’da da yapılmıştır. ABD’deki Sovyet Elçiliği 1.Katibi Victor Kraşeninkov ve yine onun ardından göreve gelen Sovyet Elçiliği 2. Katibi Vladimir Kolesnikov kendilerini birer bilim adamı olarak tanıtarak ABD’de Çin hakkında istihbarat toplamışlardır. Bu amaçla bilim çevrelerine sızarak Çin ve gelecekteki stratejileri hakkında bilgi edinmişlerdir. ABD’de Çin üzerine istihbarat yapan sadece bu casuslar değildir. Bunun yanında İgor Rogaçev’de KGB’nin deşifre olmuş Çin uzmanlarından biridir.</p>
<p>Hongkong’da da durum Washington’dan farklı değildir. 1972 yılında MI-6 Honkong’da bir KGB hücresini takibe almış. Hücreyi deşifre ettikten sonra ülkeden kovmuştur. Bu şebekenin içinde bulunan iki Çin’li işadamı tutuklanmıştır. Yine MI-6’nın Hongkong limanlarında yaptığı bir istihbarat çalışmasına göre Hongkong limanlarına uğrayan bir çok yabancı bandıralı ticari geminin personeli temel denizcilik bilgisinden yoksundur. Sanırım bu tespitin ne anlama geldiği açıktır.</p>
<p>KGB istihbarat yapılanmasının temelini Milli İstihbarat Teşkilatı gibi bireye dayalı istihbarat temeline oturtmuştur. KGB elbette ki çağının elektronik ve teknik gelişmelerini CİA gibi kullanmakta ve yeni araçlar geliştirmektedir. Ancak KGB bu konuda şöyle düşünmekteydi ; “ Teknik haber toplamanın bir sınırı vardır. Uzaydaki bir uydudan çok temiz bir fotoğraf alabilirsiniz. Ancak elçilik kasasının içindeki bir belgeyi göremezsiniz.” KGB’nin bu konudaki tezi alanının birinci dereceden muhatabı General Orlov tarafından KGB karargahındaki bir konuşmasında aşağıdaki sözcüklerle ifade edilmiştir.</p>
<p>“KGB’nin kanısına göre yabancı devletlerin sırları ya doğrudan doğruya o devletin gizli kasalarından, veya bu bilgileri KGB’ye vermeye razı memurlardan elde edilebilir. Bizler ne zaman bir ulusun bize karşı bir koalisyon içinde olduğundan şüphe duysak, bunu gazete makalelerinden, açık oturumlardan, tarihsel geçmişlerinden veya düşünce kuruluşlarından öğrenmeyiz. Her ne kadar bu kaynaklarda durumu aydınlatabilse de, elde edilen sonuç yeterli değildir. Aksine biz ajanlarımız vasıtasıyla anlaşmaya çalışan ülkelerin üzerindeki çalıştıkları metinlerin aslını görmek isteriz.”</p>
<p>General Orlov’un sözlerini yorumlamak gerekirse General Orlov şöyle demek istemektedir; KGB potansiyel bir düşmanın uçak üretim üslerinin kapasitesine bakarak veya bu konudaki açık kaynaklardan tahmini bir üretim hesaplaması yapmaz. Tam aksine o ülkenin Kara ve Hava Kuvvetlerine sızarak kesin rakamlara ulaşır. KGB ancak bu türden bilgiye istihbarat demektedir.</p>
<p>İstihbarat bir olay veya konu hakkında duyum almak değildir. Tam aksine istihbarat kesin bir bilgiye verilen addır. Buradaki kesin bilgi; otantik bir resmi belge veya yazı olabilir. Duyumlarsa istihbarat literatüründe farklı bir kategoride ele alınır. Örneğin bir suç şebekesinin belli bir günde ve belli bir saatte belli bir güzergahı kullanarak yapacağı sevkiyata ilişkin şebeke içindeki bir ajandan gelen haber istihbarat değildir. Bu habere verilen ad bilgidir. Bu bilgi ancak başka kaynakta gizlenmiş ikinci bir ajan tarafından da teyit ettirildiği taktirde istihbarat adını alır. Bir bilgi karargaha geldiği anda o ajanın geçmişte karargaha gönderdiği bilgilerdeki isabet oranına bakılır. Aynı konuda başka ajanlardan da bilgi gelip gelmediği kontrol edilir. Birden fazla kaynak aynı olayı karargaha rapor ediyorsa, bunun adı istihbarattır. Ancak bu kati bilgi elde edildikten sonra ana karargah bir operasyon kararı verebilir veya ilgili diğer devlet birimleri konu hakkında bilgi notuyla uyarabilir.</p>
<p>KGB’nin kişisel casusluğa verdiği önem bu nedenle önemli görülmektedir. Kişisel casusluğun temel zanaatı “avlama” dır. Avlama yapılmazsa herhangi bir operasyon imkansızdır. Ve istihbarat denen şey avlamayla başlar. KGB’nin genel ve gizli istihbaratında en çok göze batan ayrındı “avlama yapılmasına” verdiği önemdir. Çünkü casusluk için ajan avlama metotlarıyla ajan bulma metotları temelde aynıdır. Casusluk sanatının bu hassas bilgileri gizli servislerin gizliliğine en çok önem verdikleri konudur. O nedenledir ki bu yöntemler dünyanın en eski mesleğinin casusluk olmasına rağmen, şimdiye değin herhangi bir kitaba konu olmamıştır. Bir doktorun mesleğiyle ilgili öğrendiği bilgileri insanlık aleyhine kullanması nasıl Hipokrat yeminiyle sınırlanmışsa, ajanlarında mesleki kariyerleri boyunca edindikleri bu bilgileri açığa vurmaları yasaklanmıştır. KGB ülke dışında görev yapacak gizli ajanlarını KGB’nin Moskova’daki 101.İstihbarat Okulunda eğitmekteydi. Bu okulda sadece</p>
<p>100 adet basımı yapılmış ve KGB içinde sadece seçkin yüksek rütbeli personelin kasalarında tutulan gizli bir kitap okutuluyordu. Bu kitabın konusu hedef ülkenin, hangi noktasına nasıl bir KGB casusunun yerleştirileceğinin ayrıntılarıyla ve örneklerle anlatılmasıydı. Bu kitapta hedef ülkelerin hükümet kabinelerinden tutunda, gizli servislerine kadar sızmanın yolları anlatıldığı gibi aynı zamanda birincil hedefler belirtilmekteydi. Bu kitabı okumayı başaran kişi, KGB’nin hedefini ve hedefe giriş metodunu açıkça görebilirdi. Bir anlamda bu kitap batılı gizli servisler için Saklı Hazine değerindeydi. İşte KGB’nin büyük bir mahremiyetle koruduğu bu saklı hazine, bir gün el çabukluğu marifetiyle başka bir gizli servisin eline geçti. Bu kitap incelendiğinde KGB’nin bu konuda ne kadar mesafe kat ettiği ve kişisel casusluğa ne denli önem verdiği açıkça görüldü.</p>
<p>İnternette istihbarat konusunda yazılan bilgiler incelendiğinde, istihbarat ve nasıl yapıldığına ilişkin bir yığın kulaktan duyma veya sezisel bilgiler ortada dolaşmaktadır. Bu bilgiler iyi incelendiğinde çoğunun casusluk romanlarından veya filmlerden derlenmiş bilgi çöplüğü olduğu görülür. Temel olarak bir istihbarat servisinin hedefine giren kurum, kişi veya bilginin ele geçirilmesinin önüne %100 geçmek imkansızdır. Ancak alınacak bir dizi önlemlerle bu bilginin kolayca ele geçmesi önlenebilir. Tabi burada bu bilgiyi karşı tarafın ne derece arzuladığı de önemlidir. Sizin hazırladığınız bir dizi önlem, karşı tarafı yılgınlığa iterek sizi hedef olmaktan çıkarabilir. Ancak karşınızdaki gizli servis tüm önlemlerinize rağmen bu bilgiyi istiyorsa, bu sırrı sonsuza kadar saklamanız imkansız olacaktır.</p>
<p>Peki ama istihbarat denen şey nasıl yapılır ? İstihbarat elde etmenin birden fazla yolu ve yöntemi vardır. Temel amaç düzenli bilgi akışının sağlandığı bir ağ oluşturmaktır. Burada önemli olan eldeki kısıtlı imkanları hedef ve tehditlere yönelik en iyi verimi alacak şekilde konumlandırmaktır. İstihbaratçı, ajan, casus, muhbir tanımlamaları özünde aynı kapıya çıkan görevleri ifa eden kişilere verilen ortak addır. Bu kişiler düzenli ve sağlıklı bilgi elde etmek için hedeflerine yaklaşmaya çabalarlar. Hedeflere yönelik bu tür yaklaşmalar çeşitli yöntemlerle yapılabilir. Bunlar açık kaynaklara yasal yaklaşma şeklinde olabileceği gibi gayri-yasal şekilde de olmaktadır. Bir bilgi kaynağına yasal yaklaşarak konu hakkında malumat edinme çabası içinde olanlara en iyi örnek askeri ataşelerdir. Bunlar ilgili ülkelerde yasal çerçevede ve bulundukları ülkenin belirlediği görev alanları içinde çalışırlar. Muhataplarıyla açıkça temasa geçerek ilgi alanlarında bilgi toplarlar. Ancak bazı bilgilere yasal yöntemlerle ulaşmanın imkanı yoktur. İşte bu noktada gayri-yasal istihbarat faaliyetleri başlar ki yazımızın da ana teması budur. Bu operasyonlar çok basitten çok karmaşığa doğru çeşitli seviyelerde olmakla birlikte, temelinde hedeften bilgi aktaracak bir ajan yerleştirmek vardır. İstihbarat mesleğinin bu aşamasında ortaya konan beceri başarının anahtarını oluşturur. İstihbaratçılar Kurtlar Vadisinde olduğu gibi devletin yetimhanelerden topladığı eğittiği ve ateşin ortasına attığı insanlar değildir. Aksine bu çerçevede çizilen insan profili istihbaratçı kimliğiyle örtüşmez. Burada kıstas mesleğin gerektirdiği temel beceri ve donanımların kişilerde hali hazırda olmasıdır. Bunlar istihbarat servislerinin ilgi duyduğu mesleki beceriler, iyi bir eğitim, yurtdışı tecrübesi ve yabancı dil yeteneğidir. İkinci aşamada adaylarda zihinsel ve fiziksel yetenekler aranır. Üçüncü aşamadaysa kişilerin mesleki konulara uyumu gözlenir. Tüm bu süreci başarıyla geçenler istihbaratçı kimliğine kavuşurlar. Mili İstihbarat Teşkilatının bu anlamda en büyük insan kaynağını Türk Silahlı Kuvvetlerinin genç subayları, Dışişleri Bakanlığı ve Üniversiteler oluşturur. Bu kadrolar genellikle ana karargahta görev yaparlar ve sınırlı filli operasyon ajanlarıdır. Yönetici ve yönlendirici konumdaki bu kadroların asıl görevi istihbaratçı doğanları sistemin içine katmaktır. Burada doğmak kelimesini bilinçli kullandım, çünkü asıl ateş topunun içinde görev yapanlar bu kesimi oluşturan istihbaratçılardır. Romanlara ve filmlere konu olan bu insanlar nasıl istihbaratçı doğuyorlar ? Kimi zaman yaşam veya buna kader diyebilirsiniz, kişileri öyle bir konuma getirir ki, bu kişiler yer zaman ve imkanlar nedeniyle istihbarat servislerinin dikkatini çekerler. İşte bu kişilerle yukarıda sözünü ettiğimiz kadrolar temasa geçerek Gizli Servislerle bu kişiler arasında köprü oluştururlar. Bu köprü kanalıyla bu kişiler Gizli Servislere çalışmaya başlarlar. İşte İstihbarat dünyasının efsaneleşmiş operasyonlarına imza atanlar bu ikincil guruptaki kadrolardır. Bu kadrolar birinci guruptaki kadroların aksine toplumun her kesiminden ve herhangi etnik, dini, milli, mesleki veya eğitim seviyesinden olabilirler. Bunu daha iyi anlayabilmek için istihbarat operasyonlarının yapılış tarzına bakmak gerekir. Konu çok geniş olduğu için bunu dar bir çerçevede ele almaya çalışacağım.</p>
<p>Silahlı Kuvvetler geliştirdiği uzun menzilli bir füze için daha verimli bir yakıta ihtiyaç duymaktadır. Bu yakıta benzer bir ürün hali hazırda dünya üzerindeki on iki ülkenin silahlı kuvvetlerinde kullanılmaktadır. Gizli servisten bu yakıta ilişkin bilgiyi ele geçirmesi istenir. Gizli servis bu yakıtın bulunabileceği yerleri araştırmaya başlar. On iki ülkenin bu yakıtı çeşitli amaçlarla kullandığı tespit edilir. Bu on iki ülkedeki birincil guruptaki ajanlar uyarılarak konuyu araştırmaları istenir. On iki ülkedeki ajanlardan gelen ilk raporlara göre bu stratejik yakıtın üretildiği yirmi beş özel veya kamu şirketi tespit edilmiştir. Karargahta yapılan analiz sonucunda bu yakıtın ele geçirilmesi için en uygun ülkenin Colombus olduğuna karar verilir. Çünkü Gizli servisin Colombus’daki hücrelenmesi, bu ülkenin müttefikleriyle ve ülkemizle olan münasebetleri böyle bir operasyon riskini minimize etmektedir. Colombus’ta bu yakıtı üreten iki şirket mercek altına alınır. Bu şirketlerde bu yakıta ilişkin bilgilerin nasıl korunduğu temel araştırma konusudur. Operasyon için bu iki şirketten Sierra co.’nun en uygun olduğu anlaşılır. Şimdi mesele Sierra co.’nun konuyla ilgili departmanına sızmaktadır. Bu amaçla Sierra co. izlemeye alınır. Sierra co. bir ay sonra Almanya’da bir fuara/konferansa katılır. Gizli servis Sierra co.’yla ilk teması bu fuarda/konferansta sağlar. Ajanlar fuara ülkemizin en önemli Petro Kimya şirketlerinden birinin (yabancılara satılmadan önce tabi) temsilcileri olarak katılmışlardır. Sierra co.’ya bir dizi konuda stratejik olmayan ürünlerle ilgili siparişler verilir. Artık ajanlar bu siparişin takibiyle ilgili Sierra co’nun merkezine gidip gelmeye başlarlar. Bu karşılıklı gidiş gelişlerde Sierra co çalışanlarıyla sınırlı tanışmalar geliştirilir. Bu noktadan sonra Gizli Servis’in amacı angaje (kendi hesabına çalıştırma) etmek için en uygun kişiyi seçmektir. Bu iş için en uygun kişinin Sierra co.’nun kimya bölümünde baş kimyager yanında asistanlık yapan Elena adlı kişi olduğuna karar verilir. Gizli servisin yeni hedefi Elena’dır. Elana’nın öz geçmişi siyasi düşünceleri ve kişisel özellikleri izlemeye alınır. Elena bu iş için uygun bir adaydır. Şimdi amaç Elena’ya yaklaşmak olmuştur. Bu sürece Gizli Servislerin verdiği ad “AVLAMA” dır. Elena avlanacaktır. Temsilciler Elana’ya yaklaşmaya başlarlar. Öncelikle Elena’ya açıktan ücret mukabilinde bir dizi part-time iş verilir. Elena temsilcilerimiz adına bir dizi basit konuda araştırma raporu hazırlayacak, açık kaynaklardan bilgiler derleyecektir ve bunun için hatırı sayılır bir ücret alacaktır. Bu rapor nedeniyle temsilcilerle Elana’nın ilişkisi Sierra co. dışına kaymaya başlar. Artık görüşmeler şirket dışında yapılmaktadır. Ayrıca bir dizi kolay elde edilebilecek Sierra co. bilgisi de Elena tarafından temsilcilere verilmiştir. Bu sürece “Geliştirme Safhası” denir. Bu süreç başarılı olursa temsilciler Elena’ya gerçek kimliklerini açıklayacaklardır. Gerçek kimlikler açıklandığında karşıdaki kişi yasal olmayan bir iş yaptığını ve kanunlara karşı geldiğini anlar. Elena bu saatten sonra Gizli Servis hesabına çalıştığını bilmektedir. Artık ajanların disiplinine uymaya ve güvenlik prosedürlerine uymaya başlar. Artık avlama başarıyla tamamlanmış, Sierra co.’ya yönelik gerçek operasyona geçilmiştir. Hedef stratejik yakıta ilişkin bilgiyi Elena kanalıyla ele geçirmektir. Elena’nın şirket içindeki konumu ve ilişkileri kullanılarak bilgi elde edildiğinde, operasyon başarıyla tamamlanır. İstihbarat dünyasının birincil ve ikincil gurubu oluşturan elemanlarının Gizli Servis dünyasına girişleri bu ve buna benzer süreçlerle tekrarlanır durur.</p>
<p>İşte bu nedenledir ki Abank&#8217;ın talibi Alpha Bank&#8217;ın bir yöneticisinin Yunan ajanı olduğunu Milli İstihbarat Teşkilatı ortaya çıkarınca satış iptal edilmiştir. Çünkü bankalar ticari faaliyetleri gereğince Türkiye&#8217;deki her türden irili ufaklı özel ve kamu kurumuyla temas içindedirler. Sanırım kamu ve özel şirketlerimizin yabancılara satışının tehlikelerinin bir boyutu da bu vesileyle anlaşılmıştır.</p>
<p>ÇÖL AKREBİ</p>
<p>Niko yirmili yaşlarında bir Sovyet vatandaşıydı. Uzun boylu atletik bir fiziğe ve aynı zamanda güzel bir yüz çehresine sahipti. Ailesi Sovyet standartlarına göre oldukça yüksek sayılabilecek bir tabakaya mensuptu. Niko’nun arkadaş çevreside bu bağlamda elit bir guruptan oluşuyordu. Sovyetler birliğinin en iyi okullarından biri sayılan Milletlerarası İlişkiler Enstütüsünde 5 yıl süreyle Arap Kültürü eğitimi almıştı. Parlak ve kıvrak bir zekaya sahip olduğu için çevresinde taktir topluyordu. Sovyetler Birliği Dış İşlerinde görev almak istiyordu ve mükemmel eğitim kariyeri, nüfuzlu çevresi bunu mümkün kılıyordu.</p>
<p>1967 yılının bahar ayında eşini Moskova’da bırakarak, staj yapmak üzere hariciyecilere katıldı. İlk geçici görev yeri stratejik Hudeydiye limanında Sovyet konsolosluğuydu. Hudeydiye bölgesinde 600 kişilik Sovyet vatandaşı görev yapıyordu. Bunlar KGB ve çeşitli lojistik görevlileri ve ailelerinden oluşuyordu.</p>
<p>Bu dönemde Yemen’de durum kabaca şöyleydi. 1962 yılındaki ihtilalden sonra Yemen’de bir tür iç karışıklık yaşanıyordu. Özellikle kırsalda (çöl) bedevileri ciddi güvenlik tehditlerine neden oluyorlardı. Bölgede görevli hariciyeciler arasında bu bedeviler ve yabancılara yaptıklarına ilişkin söylenceler kulaktan kulağa dolaşmaktaydı. 1962 ihtilalinden sonra Yemen hükümet mekezini Tais’den Sana’ya taşımıştı. Fakat yabancı ülkeler Sana’daki alt yapı problemleri nedeniyle elçiliklerini Tais’den Sana’ya taşımaya gönüllü olmamışlardı. Sovyetler ve Çinliler sadece Tais dışında ayrıca Hubeyde’de birer konsolosluk açmıştı. Burasını tüm aşağı kızıldenizi ve petrol bölgelerini kontrol edecek bir üs haline getirmeyi planlıyorlardı. Batı Almanya elçiliği 1963’de iç karışıklıkta yıkılmış, Amerikan elçiliğiyse 1967’de yağmalanmıştı.</p>
<p>Bu dönemde Sovyetler Yemen Başkanı Abdullah El Salalı elde etmeyi başarmıştı. Başkan Sovyetler’le temasını bölgedeki KGB ajanları vasıtasıyla gizlice sağlıyor. Açıktan temas kurmuyordu. KGB’nin bu bağlantısını Hudeydi’ye deki merkez sağlıyordu. Bunun için KGB Hudeydiye’de bir güvenli ev tutmuştu. Yemen Başkanı Abdullah El Salal Sana bu evde KGB’yle görüşüyordu.</p>
<p>1967 yılının Mayıs başına gelindiğinde Sovyetlerin Yemen Büyük Elçisi Hudeydiye konsolosluğuna ani bir ziyaret yaptı. Hudeydiye konsolosu bu dönemde Moskova’da bulunuyordu. O nedenle konsolosluk vekaletinin Niko’ya verildiği sözlü olarak bizzat Sovyet Yemen Büyük Elçisi tarafından sözlü olarak tebliğ edildi. Niko bu görevi aldıktan kısa bir süre sonra kendisine bir haber pusulası ulaştı. Bu mesaj kriptolu olarak Yemen’deki KGB şefinden geliyordu. Mesajda kısaca “Acele temas kurunuz” deniyordu. O dönemde Yemen’deki KGB şefinin resmi görevi Ekonomik İlişkiler Devlet Komitesi Baş Mühendisliğiydi. KGB şefi bu görevi ifa etmesine rağmen, otuzlu yaşlarını henüz aşmış bir gençti. Zeki olduğu kadar, gözünü budaktan esirgemeyen bir cüretkardı. Görevi gereği Yemen Arap kültürü konusunda çok geniş bir arşiv hazırlamış ve bu çalışmayı akademik bir çalışma kalitesinde tasnif etmişti.</p>
<p>Bu mesajın ardından yapılan ikili görüşmede Niko’ya bir teklifde bulunuldu. KGB’nin Yemen şefi Niko’yu hariciye görevinden alarak KGB kadrosuna almayı teklif etmişti. Görevi KGB adına Yemen’deki Sovyet görevlilerini izlemek ve bunlar hakkında ayrıntılı raporlar hazırlamak olacaktı.</p>
<p>Bu dönemde Yemen’de görevli Sovyet görevlilerinin ve ailelerinin hiç biri koşullardan memnun değildi. Öncelikle ilkim tabiatlarına aykırıydı. Ayrıca Yemen şehirleri berbat durumdaydı. Aileler üst üste yığılmış küçük apartman dairelerinde ikamet ediyordu. Çoğunda banyo, mutfak vb alanlar ortaktı. Yaşam alanlarının ortak olması ciddi tartışmaları da beraberinde getiriyordu. Sovyet vatandaşları arasında ırksal bir ayrışmanın olduğu göze batıyordu. Bir Ermeni bir diğer Kazak’la anlaşamıyordu.</p>
<p>Niko’nun KGB adına yeni görevi; Sovyet vatandaşlarından Çinli’lere sempati besleyenlerin tespiti ve Yemen’de görevli Mısır Kuvvetlerinde görevliler arasından KGB adına çalışacakların rapor edilmesiydi. Ayrıca Aden bölgesindeki petrol bölgelerine sızmaya yardımcı olabilecek Yemen Arap’larınında tespit edilmesi görevi kendisine verilmişti.</p>
<p>1967 yılında Arap-İsrail savaşı patlak verdiğinde Yemen’de de yabancı gizli servisler faliyetlerini artırmaya başladılar. Özellikle Çin Gizli Servisi bölgedeki Sovyet etkisini kırmak için Sovyetleri Arap yenilgisinde baş neden olarak göstermeye çalışıyordu. Bu yönde yapılan propagandalar dalga dalga Yemen’de yayılmaktaydı. KGB bu propagandaya karşı koymak için rutin işlerini terk etmek ve asıl hedeflerinden vaz geçerek, bu karşı saldırıya cevap vermekle boğuşmak zorunda kalmıştı. Niko o gece konsloloslukta yalnız olarak çalışmaktaydı. Saatler gece yarısına yaklaştığında sokaktan gelen gürültüler duyulmaya başlandı. Niko Çin Gizli Servisi tarafından yönlendirilen kalabalık bir gurubun konsolosluğa doğru yaklaşmakta olduklarını fark etti. Kaçmak ve kalıp konsolosluğu korumak arasında tereddütte kaldı. Ancak konsolosluğu korumaya karar verdi. Kapıları ve pencereleri kapattıktan sonra içeride kalabalık oldukları imajını yaratmak için binanın tüm ışıklarını yaktı. Binanın etrafını 1500 civarında Yemenli kuşatmış durumdaydı. Çinliler magofonlarla kalabalığı galeyana getiriyordu. Niko şerefsiz bir ölümü tatmaktansa çatışarak ölmeyi göze almıştı. Tam bu sırada havaya atılan silah sesleri duyuldu. Yemen’deki Mısır askeri birlikleri kalabalık gurubun niyetini istihbarat olarak almış ve yardıma gelmişti. Niko’nun kalabalık karşısında geri çekilmeyerek konsolosluğu savunmak için kalması kısa sürede her yerde kahramanca bir hikaye olarak anlatılmaya başlandı. Niko gerçek bir vatanperver olduğunu ispatlamıştı. Üstelik bunu gözü dönmüş 1500 Arabın karşısına tek başına dikilerek başarmıştı.</p>
<p>Bu arada Niko’nun yanında görev yaptığı konsolos Moskova’dan dönmüştü. Ancak dönme nedeni eşyalarını toplamak içindi. Çünkü Yemen’deki KGB şefi kendisi hakkında düzenlediği olumsuz raporları Moskova’ya gönderince konsolosun hariciye kariyeri de noktalanmıştı.</p>
<p>Bu olay genç Niko üzerinde derin bir tesir yarattı. Çünkü KGB’nin Sovyet Bürokrasisi üzerindeki gerçek gücünü görmüş ve KGB’ye yeni adım atmaya başladığı bu günlerde bu örgüte katılma arzusu perçinlenmişti.</p>
<p>Kasım 1967 yılında Niko Moskova’daydı. Eline ulaştırılan özel bir mektup kendisini Dzerjinskiy meydanındaki KGB karargahına çağırıyordu. Burada kendisini üst düzey bir KGB temsilcisi karşıladı. Makam odasında yapılan görüşmede Niko’nun akademik kariyeri övüldü. Ardından Yemen’de yaptıkları taktir edildi. Yemen’deki KGB şefinin kendisi hakkındaki olumlu raporlarıda konuşmaya eklenince, Niko remi bir KGB ajanı olmuştu.</p>
<p>Niko KGB safkarına hızla katılmayı başarmıştı.</p>
<p>Niko 2 yıl süren ve KGB eğitim kamplarında yürütülen Gizli Servis Eğitimine tabi tutuldu. Görevi Arap yarım adasında Amerika ve Amerika’nın müttefiklerine karşı karşı bir cephe oluşturmaktı. Niko KGB’nin kendisine verdiği her görevi ister kolay isterse komplike olsun başarıyla yerine getiriyordu. Onun bu yeni görevindeki azmi KGB amirlerini memnun ediyordu.</p>
<p>1970’li yıllarda KGB’nin Ortadoğudaki görevi çok önemliydi. Çünkü Sovyetler Birliği bu dönemde çok büyük bir faaliyet içine girmişti. Sovyet Analistleri dünya petrollerinin %60’nı karşılayan bu bölgenin kontrol altına alınması gerektiğini düşünüyorlardı. Öteden beri Japonya ve Batı Avrupa ekonomileri petrole muhtaçtı. Tahminlerine göre 1990’lı yıllara gelindiğinde ABD petrol rezervlerindeki azalma ABD’nin bölgeye askeri müdahalesini mecbur kılacaktı (NOT: Analizdeki başarıdan dolayı dönemin Sovyet Analistlerini kutlamak gerekir !!! Çünkü sadece 1 yıl yanılma payıyla bunu doğru öngördüler.) İşte bu önlemenin tek yolu bölgeyi şimdiden kontrol altına almaktan geçiyordu. Bu nedenle Mısır KGB için bir merkez üs konumuna getirilmişti. 1968’den itibaren bögedeki KGB faaliyetleri kademeli olarak arttırılmıştı. Mısır Devlet Başkanı Nasır 2,5 Milyar dolarlık Sovyet silah yardımı karşılığında dış poltikasını Moskova’ya havale etmişti. Mısır’da görev yapan Sovyet Sunayları Mısır subaylarına emir verir konuma gelmişti. Bölgedeki KGB ve GRU subayları şaka yollu kendi aralarında Mısır için “Sovyet Mısır Cumhuriyeti” tanımlamasını yapıyordu.</p>
<p>KGB bu dönemde Mısır silahlı kuvvetlerine, üniversitelere, hükümet kabinesine, müşavirliklere sızmayı başarmıştı. Devşirilmiş Mısır’lı Araplar KGB hesabına çalışıyordu.</p>
<p>Niko 1970 yılında Mısır’da böylesine bir ortamda görev yapmaya başladı.</p>
<p>Niko Mısırda ikili bir görev yapıyordu. Mısır’da konsoloslukta görevliydi ve Sovyet Dışişlerinin bir memuruydu. Aynı zamanda KGB ajanıydı ve Mısırdaki KGB karargahına bağlıydı. Ancak KGB ajanı olduğunu Sovyet Dışişleri Mısır konsolosluğu çalışanları bilmiyordu. Bu iki görevi yerine getirirken kimliğini gizlemeye çabalamak çoğu zaman zor oluyordu. Çünkü Dışişleri kuralları gereği temas ettiği her yabancıyla yapılan görüşmesini bağlı bulunduğu konsolosa rapor etmek zorundaydı. Oysa bu görüşmeleri KGB kimliğiyle yaptığı için bunları rapor edemezdi. İşte bu gizli görüşmeler kimi zaman Konsolosun kulağına geliyor ve Niko bu görüşmelerin ihtivasını açıklamakta güçlük çekiyordu. Ancak bu çifte görevin birde avantajı vardı. Normalde KGB ajanları da başına buyruk değildi. Temas ettikleri her yabancıyla yaptıkları görüşmeyi rapor etmek zorundaydılar. Ancak Niko’nun bu çifte görevi nedeniyle bu kural Niko’ya karşı esnek tutulmuştu. KGB görevi dışında yaptığı temasları Dışişleri adına yapıyor olduğu için rahattı. O nedenle dilediği kimseyle arkadaşlık kuruyor, KGB amirinden izin almadan Mısır’da dilediği yere seyahat edebiliyordu.</p>
<p>Bu yıllardaki Mısır Haberalma Teşkilatınada bir göz atmakta fayda var. Bu dönemde Mısır Haberalma Servisinin Karşı İstihbarat Bölümünün başında Binbaşı Abdel Hadi El-Seyid bulunuyordu. Binbaşı Abdel Hadi El-Seyid’in kardeşi Tiflis’de Tarım Enstütüsünde burslu okuyordu. Bu gençle tanışmayı ve bursun KGB tarafından verilmesini sağlayan KGB’nin genç ajanı Niko’ydu. Kardeş üzerinden başlayan bu ilişki Karşı İstihbarat Bölümünün başında Binbaşı Abdel Hadi El-Seyid ve Mısırdaki KGB karargahı arasında güzel bir dostluğa dönüşmüştü. Mısır Gizli Servisinin KGB tarafından bir örümcek ağı gibi nasıl sarıldığını ve çökertildiğini daha iyi anlamak için bir örnek vermemiz sanırım konuyu daha iyi izah edecektir. Çekoslavakya Gizli Servisinin Yalan Haberler Yayma ve Olayları Yanlış Aksettirme Dairesinin müdür muavini daha sonra ABD’ye iltica etmişti. Onun bu ilticanın ardından ABD makamlarına verdiği ifadeler ilginçtir.</p>
<p>“1960 yıllardan sonra Çek Gizli Servisi, Mısır Gizli Servisine kendi adamlarını yem olarak sürmüştü. Mısırlılar bu adamları kendilerine çalışacak ajanlar olarak avladıklarını sanıyorlardı. Çekoslavakya Gizli Servisinin Yalan Haberler Bölümü Mısır Gizli Servisine çifte ajan görünümünde sızan bu ajanlar eliyle operasyon düzenlemeye başladı. Hazırlanan düzemece istihbarat raporları bu ajanlar eliyle önce Mısır Gizli Servisine ordan da Nasık’ın Kabinesine gidiyordu. Batı dünyasına şüpheyle bakan Nasır bu raporlar eliyle kuşkularında haklı olduğunu görüyor ve Dış Poltikasını buna göre şekillendiriyordu.</p>
<p>1970’yılın sonuna doğru Moskova’dan gelen emirle Niko’nun görev yeri terfi ettirildi. Yeni görev yeri KGB içinde “Altın Ülke” olarak anılan Kuveyt’di.</p>
<p>1970’lerde Kuveyt’de durum kabaca şöyleydi. Kuveyt’deki koşullar Mısır’dan çok farklıydı. Çümkü KGB Mısır’da kuruduğu ilişkiler nedeniyle oldukça rahattı. Ancak Kuveyt Gizli Servisi becerikli olduğu kadar uyanıktı. Ülkeye giriş yapabilecek Rusların sayısı sınırlandırılmıştı. Bu kota oldukça sıkı denetleniyordu ve limitin aşılmasına izin verilmiyordu. Bu sayı kabaca 150-200 kişi civarındaydı. Haliyle kontrolde rahat yapılıyordu.</p>
<p>Niko Kuveyt’e geldiğinde ilk tanıştığı kişi Türkiye’de operasyon yapmak konusunda bir exper olarak kabul edilen GRU subayı Lobanov’la tanışmak oldu. Ancak Kuveyt’te görev yapan Lobanov’un bir sorunu vardı; Arapça bilmiyordu ! GRU karargahının bölgeye tayin etmeği taahüt ettiği tercüman görevine başlamamıştı ve GRU’nun hızla tercümesine ihtiyaç duyduğu yüzlerce doküman masanın üzerinde atıl duruyordu. GRU subayı Lobanov bu görevi yapmasını KGB ajanı Niko’dan talep etti. Niko’nun yeni görevi gönüllü olarak GRU adına da çalışmaktı. Niko GRU tarafından bölge hakkında ve faaliyetleri hakkında bir brifinge tabi tutuldu. Ardından kendisine ajan raporları, merkezden gelen ve merkeze giden yazılara ulaşma yetkisi verildi. Tüm bu bilgiler Niko’ya açıktı ve Niko satranç tahtasının tamamını görebiliyordu. GRU’nun Kuveyt’deki ajanlarının adını, faaliyetlerini, operasyonlarını, sızma tasarılarını ve en önemlisi yapılacak olan dört büyük Sovyet Operasyonunun bilgilerine ulaşmıştı. Bu operasyonlardan birinde KGB Sudi Arabistan Kurtuluş Cephesi adında bir terör örgütü kurarak bunu desteklemiş, bu örgüt eliyle petrol sahalarında sabotajlar yapmayı planlıyordu. Yine Kuveyt ve Sudi Arabistan içinde bir çok ajan hücreleri oluşturulmuştu. Bütün faaliyetlerin ana hedefi bölgeden çıkan petrolün kontrolüydü. Niko’nun öğrendiği bir diğer operayonun detayıysa şöyleydi. Bu operasyon Türkiye’de yapılıyordu ve 1960 yılında başlatılmıştı. Halen sürmekte olan bu operasyonda Türkiye’nin şehirlerinde terör ortamı yaratılması başarılmıştı. Bu operasyon Ankara’da Sovyet Elçiliğinden yürütülüyordu. Kuveyt’de görevli GRU subayı Lobanov Ankara’da Sovyet Elçiliğindeki KGB ajanlarıyla irtibattaydı. Bu şebeke Türkiye içinden birkaç ajan avlamayı başarmış ve bunları Sovyetler Birliğinde eğitip geri getirmişti. Şiddet yanlısı bir diğer gurupsa Suriye’deki kamplara alınarak eğitilmişti. Bu dönemde Sovyetler Filistin Direniş Örgütünü resmen tanımamasına rağmen KGB eliyle destekliyordu. Filistin Direniş Örgütüyle doğrudan ve açıktan tek teması merkezi Moskova’da olan ve KGB’nin bir yan kuruluşu olan Afro-Asyan Dayanışma Komitesi yapıyordu. KGB Mısır Limanları üzerinden Filistin Direniş Örgütüne silah temin ediyordu.</p>
<p>Niko’nun bir türlü edinemediği bilgiyse, GRU ajanı Lobanov’un Türkiye’de yaptığı operasyonların detayıydı. Lobanov Türkiye’de operasyon yaptığını açığa vuruyordu. Ancak çok önemli olan bu detaylara Niko ulaşamamıştı.</p>
<p>22 Mayıs 1971 günü Niko ve Lobanov acilen buluştu. Mısırda Nasır dönemi bitmiş Eylül 1070’de Enver Sedat iktidara gelmişti. Enver Sedat’ın görece gelişinin dokucuncu ayında KGB’nin Mısır örgütlenmesini çökertilmişti. KGB büyük bir darbe yemiş, bir çok ajanı tutuklanmıştı. Kahire kaynıyordu ! Enver Sedat’ın 9 ay bekledikten sonra böyle bir operasyona girişmesinin bir nedeni vardı. 15 Nisan 1971’de Moskova’da yapılan 24.Parti komitesine katılan Mısır delegasyonu ülkeden ayrılmak üzereyken heyetten birisi ciddi bir sağlık problemi yaşamıştı. Bu kişi Sami Şeref’di. Delegasyon Sami Şeref’in tedavi için Moskova’da kalmasına razı olarak ülkeden ayrılmıştı. Oysa Sami Şeref rahatsız değildi ve kalmasının sağlanmasının nedeni KGB karargahında yapılacak bir dizi toplantıya katılmaktı.</p>
<p>KGB Enver Sedat’ı bir darbeyle görevden uzaklaştırmak ve yönetimi yeniden değiştirmek istiyordu. İşte bu istişarenin yapılması için Sami Şerif’in bir bahaneyle Moskova’da kalması sağlanmıştı. İşte bu oldu bittiyi her nasılsa Enver Sedat duydu ve Mısır’daki KGB yapılanmasının çökertilmesi için gerekli emri verdi.</p>
<p>Mısır’da yaşanan ve KGB için bir yıkım olan 22 Mayıs olaylarından sonra Niko her gün olduğu gibi 10 Temmuz günü Elçiliğe gidiyordu. Her gün elçiliğe giderken geçmek zorunda olduğu bir kavşağı dolanmakta ve bu kavşağı dolanırken yol kenarına park etmiş bir araca rastlamaktaydı. 10 Temmuz 1971 günü aynı aracı yine park ettiği yerde gördü. Her zaman bu aracın arka camında tıka basa kitaplar ve oyuncaklar olurdu. İşte o gün bu aracın arka camında bir demek çiçek vardı. Kalbi heyecandan yerinden fırlayacak gibi oldu. Çünkü Niko KGB içine sızmayı başarmış bir NATO casusuydu. Park halindeki bu otomobil ona kaçması için bırakılmış bir uyarı notu görevini üstleniyordu. Kendisine verilen talimatlar gereği hiç bir şey olmamış gibi konsolosluğa döndü. Bir dizi önemli evrağı çantasına yerleştirdi. Yanından hiç ayırmadığı silahını kontrol etti ve evine gitti. Uyuyan kızını son kez ve bir daha asla görmemek üzere son kez öptü. Karısına hiç bir şey diyemedi. Ardından evden ayrıldı ve çöle doğru buluşma noktasına gitti. Aradan geçen kısa bir süre sonra KGB durumu fark ederek, Kuveyt’deki ana arterleri kontrol altına aldı. Ancak Niko çoktan güvenli bir noktaya ulaşmayı başarmıştı…</p>
<p>Niko’nun babası Sovyet Dışişlerinde uluslararası kuryeydi. Görevi Sovyetlerin çok önemli sırlarını ilgili ülkelere taşımak ve oradan alarak Moskova’ya getirmekti. Babasının bu muazzam kariyeri ve aile çevresi Niko’nun eğitim kariyeriyle birleşince, Dışişleri ve KGB tereddüt etmeden kendisini işe almıştı. Oysa Niko’nun kişisel fikirleri Komunizimden çok uzaktı. KGB’nin beklide yaptığı en ölümcül hatalardan birisi Niko’nun iç dünyasını çözümlemeğe yeterli özeni göstermemisi olmuştu. Ayrıca annesi bir Sovyet Türküydü. Babasının seyahatlerden döndükten sonra anlattığı muazzam batı dünyasının zenginlikleri ve annesinin etkisi, Niko’nun fikri dünyasının bambaşka şekillenmesine neden olmuştu.</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/masonluk.wordpress.com/565/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/masonluk.wordpress.com/565/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/masonluk.wordpress.com/565/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/masonluk.wordpress.com/565/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/masonluk.wordpress.com/565/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/masonluk.wordpress.com/565/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/masonluk.wordpress.com/565/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/masonluk.wordpress.com/565/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/masonluk.wordpress.com/565/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/masonluk.wordpress.com/565/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/masonluk.wordpress.com/565/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/masonluk.wordpress.com/565/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/masonluk.wordpress.com/565/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/masonluk.wordpress.com/565/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=masonluk.wordpress.com&amp;blog=7436894&amp;post=565&amp;subd=masonluk&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://masonluk.wordpress.com/2010/12/07/kgb/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/be2b5c42b4acb9172011834d94829c44?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">masonluk</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://masonluk.files.wordpress.com/2010/12/kgb-teskilatc4b1.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">kgb teskilatı</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://masonluk.files.wordpress.com/2010/12/kgb-dis-istihbarat.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">kgb dis istihbarat</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Türk Devleti ve İstihbarat</title>
		<link>http://masonluk.wordpress.com/2010/11/28/turk-devleti-ve-istihbarat/</link>
		<comments>http://masonluk.wordpress.com/2010/11/28/turk-devleti-ve-istihbarat/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 28 Nov 2010 21:13:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>masonluk</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[İstihbarat]]></category>
		<category><![CDATA[İstihbarat Servisleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://masonluk.wordpress.com/?p=563</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye’de çağdaş anlamda istihbarat yapılanması 20. yüzyılın başında kurulan Teşkilat-ı Mahsusa ile başlar. Gerçi özellikle II. Abdülhamit döneminde olmak üzere tüm Osmanlı padişahları zamanında istihbarat çalışması yapılmıştır. Ancak bunlar bölük pörçük ve yüzeysel çabalar olmaktan öteye gidememiştir. Hatta Osmanlı Devleti güçlü olduğu devirlerde istihbarat yapmaya gerek görmemiştir&#8230; Teşkilat-ı Mahsusa’nın kesin kuruluş tarihi belli değildir. Ancak [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=masonluk.wordpress.com&amp;blog=7436894&amp;post=563&amp;subd=masonluk&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’de çağdaş anlamda istihbarat yapılanması 20. yüzyılın başında kurulan Teşkilat-ı Mahsusa ile başlar. Gerçi özellikle II. Abdülhamit döneminde olmak üzere tüm Osmanlı padişahları zamanında istihbarat çalışması yapılmıştır. Ancak bunlar bölük pörçük ve yüzeysel çabalar olmaktan öteye gidememiştir. Hatta Osmanlı Devleti güçlü olduğu devirlerde istihbarat yapmaya gerek görmemiştir&#8230;<span id="more-563"></span></p>
<p>Teşkilat-ı Mahsusa’nın kesin kuruluş tarihi belli değildir. Ancak 1903-1907 yılları arasında bu örgütün temellerinin atıldığı varsayılmaktadır (Özkan, 1996: 24). İlk somut yapılanmasını 1909 yılında gerçekleştirmiştir. Önceleri Enver Paşa’nın, sonra İttihat Terakki’nin, daha sonra da son Osmanlı yönetiminin istihbarat servisi olarak çalışan bu örgüt, 1919’dan sonra başlayan Mıllı Mucadele ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bugüne uzanan yolda, adlar değiştirerek günümüze kadar gelmiş ve Türk istihbarat geleneğinin temellerini atmıştır (Özkan, 1996: 22).</p>
<p>Teşkilat-ı Mahsusa’nın ilk harcını, İttihat Terakki’nin önde gelenlerinden Enver Paşa atmıştır. 1881’de İstanbul’da doğan ve 1922’de Türkistan’da Sovyet Kızılordusu’na karşı savaşarak ölen Enver Paşa, hayatı boyunca bu örgütçü kişiliğini hep korumuştur (Özkan, 1996. 22).</p>
<p>Teşkilat-ı Mahsusa’nın genel amaçları ise; iç güvenliği sağlamak, devletin varlığı için hayati önemi olduğu düşünülen Türkçe konuşulan halkın süregelen egemenliğini korumak ve Osmanlı Devleti’nin daha fazla toprak kaybetmesini engellemekti (Çınar, 1997: 155).</p>
<p>Teşkilat-ı Mahsusa’nın resmen ve doğrudan doğruya ilişkisi Harbiye Nezareti ile olup bu ilişkiyi örgütün reisi yürütmüştür. Örgütün, nezaretin levazımat ve nakliyat daireleriyle ve diğer tüm devlet kuruluşlarıyla yazışma yetkisi vardı. Teşkilat-ı Mahsusa’nın bütçesi gizliydi. Önceleri Müdafaa-i Milliye Cemiyeti’nden para alan örgüt, daha sonra Harbiye Nezareti’nin örtülü ödeneğinden para almaya başladı. Ayrıca Almanlar da örgüte yüklü miktarda para yardımında bulundular. Zaten örgütün özellikle Rus, İngiliz ve Fransız sömürgelerinde Türkçülük ve İslamcılık siyaseti izlemesinin bir nedeni de o dönemdeki Alman etkisidir (Parlar, 1997: 64).</p>
<p>Teşkilat-ı Mahsusa, 1916 yılında kadro olarak 30.000 kişiye ulaştı (Parlar, 1997b: 64). Örgütün bir avantajı da, Osmanlı Devleti’nin yıpranmış bürokrasisinin özelliklerini taşımamasıydı (Çınar, 1997: 145). Bu diri ve operasyonel yapısıyla örgüt; Ortadoğu ve Balkan sorunlarıyla, Hindistan’daki direniş olaylarıyla, Fransa, İngiltere ve Rusya’nın imparatorluğu hedef alan eylemleriyle ve Libya’daki bağımsızlık hareketleriyle ilgilendi (Uluç, 1994: 187).</p>
<p>Teşkilat- Mahsusa VI. Mehmet’in emriyle dağıtıldı (Çınar, 1997:156). Bunun üzerine 1919 yılında Karakol adında yeni bir istihbarat örgütü kuruldu. Örgüt önceleri İttihatçılara ve Teşkilat-ı Mahsusacılara karşı girişilen saldırılara karşı koydu. Ancak daha sonra bireysel savunma yerini Anadolu’nun düşmandan kurtarılması amacına bıraktı. Örgüt; Karadeniz kıyıları, Ege ve Doğu Anadolu’da güçlü bir biçimde örgütlendi (Özkan, 1996: 53).</p>
<p>Karakol örgütünü temsil yetkisi başkana verilmişti. Başkan gerekli tüm askeri ve siyasi önlemlerin alınması ile görevliydi. Önemli konular ise genel kurulun tartışması ve çoğunluğun kararına bırakılmıştı. Örgüt, gelirlerini askeri kaynaklar ve bağışlardan sağlardı. Gelirler çok gizli olarak toplanırdı. Mustafa Kemal ve Ankara Hükümeti daha sonra bu örgüte operasyonlar için para göndermiştir (Özkan, 1996: 57).</p>
<p>1919-23 yılları arasında örgüt ajanları, Yunanlılar ve İtilaf devletlerine karşı verilen mücadelede gerilla eylemlerini başarıyla yönettiler. Ancak Mustafa Kemal (Atatürk) Karakol örgütünün İttihatçı yapısından son derece rahatsızdı. Bu yüzden örgüt, 1923 yılında Ankara Hükümeti’nin emriyle dağıtılmıştır (Özkan, 1997: 64).</p>
<p>Daha sonra istihbarat hizmetlerinin sürekliliğini sağlamak için 1926’da yeni bir örgüt kuruldu. Mustafa Kemal`in emri ile görev, yetki ve ödeneği Başvekalet (Başbakanlık) tarafından belirlenecek biçimde, fakat özel bir yasaya dayanmadan “Milli Emniyet Hizmetleri Riyaseti” oluşturuldu. Bu örgütün eski alfabedeki kısa adı olan MAH, yeni alfabede de kaldığından bu adla anılmıştır (Özdemir, 1989: 162). Bu ad daha sonra “Milli Amale Hizmet”in kısaltılmış şekli olarak da kullanılmaya başlandı (Özkan, 1996: 101).</p>
<p>MAH Başvekalete bağlı bir birim olmasına karşın, yasalarda hiçbir biçimde adına rastlanamamaktadır. 23 Haziran 1943’teki 4443 sayılı Başvekalet örgütü hakkındaki yasa olarak yer alan cetvelde ise bir adet Milli Emniyet Hizmetleri Reisliği kadrosu bulunmaktadır. Başvekalet merkez örgütü adı altındaki bu yasada, MAH reisine müsteşar düzeyinde bir yetki verildi. MAH’ın Başvekalet kadro cetvelinden yasa maddesine geçişi ancak 1954 yılında 6330 sayılı yasa ile gerçekleşmiştir (Özdemir, 1989. 163).</p>
<p>1928’de Türkiye’ye istihbarat uzmanı olarak davet edilen Polonyalı Albay Nikolai, istihbarat örgütlenmesi üzerine bir raporu Genelkurmay’a sundu. MAH bu rapor doğrultusunda örgütlendi ve II. Dünya Savaşı sırasında güçlü sayılabilecek bir servis haline geldi (Uluç, 1994: 188).</p>
<p>Savaştan sonra içe dönen MAH, ülke içerisindeki bölücü güçlerle ve komünizmle mücadeleyi politika haline getirdi. 50’li yılların başında, Türkiye’nin NATO’ya girmesi ve Avrupa’ya yakınlaşmasıyla birlikte, MAH-CIA (Central Intellegance Agency) dostluğu da hızla gelişmistir. Amerikalılar eğitmen rolü oynuyorlar, bu arada örgüte gereğinden fazla müdahale ediyor ve kendilerine göre uzun vadeli yatırımlar yapıyorlardı (Uluç,1994: 188).</p>
<p>1960’ta Celal Bayar-Adnan Menderes yönetimini deviren subaylar, öteki pek çok kurum gibi MAH’a da el atarak personel tasfiyesi yaptılar (Özdemir, 1989: 163). Bu dönemde örgütün kuruluş yasasına duyulan ihtiyaç ve yeni bir istihbarat örgütü yapılanması arzusu, MİT’in kuruluşuna giden süreci hızlandırdı.</p>
<p>Emniyet Genel Müdürlüğü’ne (EGM) gelince; bu kurumun kuruluşu, ilk Polis Nizamnamesi’nin yürürlüğe giriş tarihi olan 10 Nisan 1845’te gerçekleşmiştir. 1845’ten sonra EGM’ nin yurtta hakim olan rejimin görüş ve düşüncesine göre yapılandığı ve ancak Cumhuriyet sonrası dönemde büyük gelişme gösterdiği görülmektedir (PTGV, ?: 34).</p>
<p>Cumhuriyet döneminde, 19 Mayıs 1930 tarihli ve 1624 sayılı Dahiliye Vekaleti Merkez Teşkilatı ve Vazifeleri Hakkında Kanun, Emniyet Teşkilatı’nın kuruluşunu düzenlemiştir. Bu yasaya göre, Dahiliye Vekaleti’nin merkez örgütü içinde gösterilmekte ve Emniyet Umum Müdürlüğü’nün yapılanması belirtilmektedir (PTGV, ?: 35).</p>
<p>4 Haziran 1937 tarihinde ve 3201 sayılı “Emniyet Teşkilatı Kanunu” yürürlüğe konmuş ve bazı değişikliklerle bugüne kadar gelmiştir (PTGV, ?: 35). Yine bu yasayla istihbarat ve güvenlik işleriyle sorumlu kılınan Önemli İşler Müdürlüğü kurulmuştur (EGM,?: 118).</p>
<p>EGM’nin istihbarat bölümü, 1980’li yıllara kadar istihbarat işlerinde MİT ve Genelkurmay’ın gölgesinde İkincil bir kurum olarak kalmıştır</p>
<p><span style="color:#000000;"><strong>I. Tüzel Yapı</strong></span></p>
<p><span style="color:#ff0000;"><strong>A. Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT)</strong></span></p>
<p>22 Temmuz 1965 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) kabul edilen 644 sayılı yasa ile Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Türk siyaset hayatındaki yerini aldı (MİT,1996: 141).</p>
<p>Yeni yasa MİT’in bir müsteşar tarafından yönetilmesini öngörürken, müsteşar görevlerin yerine getirilmesinde başbakanlığa karşı sorumlu kılındı (MİT, 1996: 141). MİT yasası ile devlet çapında istihbarat çalışmalarının yönlendirilmesi ve koordinasyonunun sağlanmasında görüş bildirmek üzere “Milli İstihbarat Koordinasyon Kurulu” adıyla ilk defa yeni bir yapılanma da oluşturuldu (MİT, 1996: 41). MİT yaklaşık 19 yıl süreyle Türkiye’nin iç ve dış istihbarat ihtiyacını bu yasayla karşılamaya çalışmıştır.</p>
<p>MİT yasası 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra tekrar düzenlenmiştir. MİT bugünkü hizmetlerini 1 Ocak 1984 tarihinde yürürlüğe giren 2937 sayılı “Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu”nun hükümleri çerçevesinde yürütmektedir (MİT, 1996: 142). Bu iki kurucu yasa arasında temelde bir farklılık yoktur. 2937 sayılı yasa, 644 sayılı yasanın devamıdır, yalnızca bazı konular gözden geçirilmiştir.</p>
<p>2937 sayılı yasaya göre, MİT’in görevlerinin genel çerçevesi şöyle özetlenebilir (MİT, 1996: 142):</p>
<p>Türkiye Cumhuriyeti’nin;</p>
<h3><span style="color:#ff0000;"><strong>-Ülkesi ve milleti ile bütünlüğüne,</strong></span></h3>
<h3><span style="color:#ff0000;"><strong>-Varlığına, bağımsızlığına,</strong></span></h3>
<h3><span style="color:#ff0000;"><strong>-Anayasal düzenine, güvenliğine,</strong></span></h3>
<h3><span style="color:#ff0000;"><strong>-Milli gücünü meydana getiren bütün unsurlara karşı, içten ve dıştan yöneltilen mevcut ve muhtemel girişimler hakkında “Milli Güvenlik İstihbaratını Devlet Çapında” oluşturur.</strong></span></h3>
<h4><strong>MİT tarafından elde edilen istihbarat;</strong></h4>
<h4>Cumhurbaşkanı</h4>
<p><strong>Başbakan</strong></p>
<p><strong>Genelkurmay Başkanı</strong></p>
<p>Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri ile gerekli kuruluşlara ulaştırılır.</p>
<p>MİT’e belirtilen görevler dışında görev verilemeyeceği ve teşkilatın devletin güvenliği ile ilgili istihbarat hizmetlerinden başka hizmetlere yönlendirilemeyeceği, yine 2937 sayılı yasaya bir ek yapılarak belirtilmiştir.</p>
<p>MİT’le ilgili yasal düzenlemeler özet olarak bundan ibarettir. Ancak MİT’in kurum olarak devlet içindeki konumunun ve bu çerçevede yaptığı eylemlerin sadece bu yasal çerçeveye bakarak anlaşılması zordur. 1965’ten günümüze uzanan zaman dilimi içerisinde MİT’in ve mensuplarının başta askerler olmak üzere hükümet, cumhurbaşkanı, emniyet ve yabancı istihbarat servisleriyle olan ilişkilerine bir göz atmak gerekir. İkinci bölümde bu açıdan teşkilatın 1965’ten beri geçirdiği aşamalara bakılacaktır.</p>
<p><span style="color:#ff0000;"><strong>B. Emniyet Genel Müdürlüğü (EGM)</strong></span></p>
<p>1. Genel</p>
<p>Halen yürürlükte olan ve bugünkü örgütlenmenin dayanağını oluşturan 3201 sayılı “Emniyet Teşkilat Kanunu”, 4 Haziran 1937’de yürürlüğe konmuştur (PTGV, ?: 35). Bu yasa günümüze kadar bazı değişiklikler yapılarak gelmiştir. 1970’ten sonra yapılan değişiklikler şöyledir:</p>
<p>28.12.1971 tarihli ve 1649 sayılı yasa ile, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun getirdiği sınıflandırma sistemi, sakıncalı durumların giderilmesi ve hizmette bütünlüğün sağlanması için dördüncü maddesi değiştirilmiştir (PTGV, ?: 36).</p>
<p>19.2.1980 tarihli ve 2261 sayılı yasa ile 3201 sayılı Emniyet Teşkilatı Kanunu’na ekler yapılarak Yüksek ve Merkez Disiplin Kurulu kurulmuştur (PTGV, ?: 36).</p>
<p>1.4.1980 tarihinde Emniyet Teşkilatı Kanunu’nda yapılan bazı değişikliklerle, Emniyet mensuplarının dernek kurması ve spor dernekleri dışındaki derneklere üye olması yasaklanmıştır (Evren, 1991: 72). Böylece 12 Eylül’den önce Pol-Der ve Pol-Bir şeklinde karşıt iki derneğe bölünmüş ve bu yüzden görev yapamaz duruma düşmüş olan kurumun, bu bölünmüşlüğünün ortadan kaldırılmasına çalışılmıştır. Ancak polis, asker ve istihbarat birimi gibi devletin stratejik kurumlarında çalışan kişilerin sendika ve grev haklarının olup olmaması ise ayrı bir tartışma konusudur.</p>
<p>13.8.1982 gün ve 2696 sayılı yasa ile 3201 sayılı yasaya ek 12&#8242;inci madde eklenerek, Emniyet teşkilatı kadroları bünyesinde, içinde Özel Timler de bulunan Polis Çevik Kuvvet Birimleri kurulmuştur (PTGV, ?: 36). Yasa Çevik Kuvveti, kamu düzenini bozabilecek nitelikteki toplumsal hareketlerin ortaya çıkması muhtemel yerlerde daha etkili önleyici tedbirler alması ve gerekirse zor kullanarak olayları etkisiz hale getirmek ile yetkili kılınmıştır.</p>
<p>14.7.1993 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile EGM merkez teşkilatına bağlı “Özel Harekat Dairesi Başkanlığı” kurulmuştur (PTGV, ?: 36). Özel Harekat Timleri’nin sorumluluk bölgeleri illerin polis mıntıkaları ve polis bölgesi dışındaki kırsal alanlardır. Ancak polis sorumluluk bölgeleri dışında, askeri birimlerin talebi ve askeri makamların sorumluluğunda görev yaparlar (Savaş, 1998: 13).</p>
<p>2. İstihbarat Bölümü</p>
<p>Emniyet Genel Müdürlüğü kentsel alanlarda güvenlik hizmeti sunan bir kuruluştur. Güvenlik hizmetinin bir gereği olarak da istihbarat yapacak, bilgi toplayacak ve bu bilgileri değerlendirilecek bir daire başkanlığı oluşturulmuştur. İstihbarat Daire Başkanlığı olarak adlandırılan bu birim, EGM’nin görev alanına giren her konuda istihbarat yapmaktadır. Daire Başkanlığı’nın 10 ayrı şubesi vardır ve her şube bir konuyla ilgili istihbarat toplamaktadır. Şubeler harflerle belirtilmiş olup A Şubesi’nden M Şubesine kadar uzanmaktadır (Çınar, 1997: 173). İstihbarat Daire Başkanlığı&#8217;nın gelişimi şu şekilde olmuştur:</p>
<p>1937 yılında 3201 sayılı yasanın yürürlüğe girmesiyle birlikte, bu yasanın 16’ncı maddesi uyarınca doğrudan EGM’ne bağlı, istihbarat ve güvenlik konularıyla sorumlu kılınan Önemli İşler Müdürlüğü kurulmuştur (EGM, ?: 118).</p>
<p>1970’li yıllara gelindiğinde ülkedeki ideolojik kaynaklı olayların artması üzerine, Önemli İşler Müdürlüğü daire başkanlığı statüsüne dönüştürülerek Önemli İşler Daire Başkanlığı adını almıştır. 1975 yılında İstihbarat Başkanlığı, 1983 yılında da İstihbarat Daire Başkanlığı adı altında bünyesel değişikliklere uğramıştır (EGM, ?: 118).</p>
<p>Emniyet genel müdürüne doğrudan bağlı olarak faaliyet gösteren İstihbarat Daire Başkanlığı, 3201 sayılı yasaya göre düzenlenen ve 13 Şubat 1989 tarihinde çıkarılan yönetmelik hükümleri çerçevesinde örgütlenmiştir (EGM, ?: 118).</p>
<p>İstihbarat Daire Başkanlığı merkez ve taşra birimleriyle birlikte 3201 sayılı Teşkilat Kanunu ve özellikle 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu’na 1985 yılında ilave edilen “Polis devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, anayasa düzenine ve genel güvenliğe dair önleyici ve koruyucu tedbirler almak, emniyet ve asayişi sağlamak üzere, ülke seviyesinde istihbarat faaliyetlerinde bulunur, bu amaçla bilgi toplar, değerlendirir, yetkili mercilere ve kullanma alanına ulaştırır. Devletin diğer istihbarat kuruluşlarıyla işbirliği yapar.” şeklindeki Ek-7’inci maddesi hükümlerine göre görev yapar (EGM, ?: 118).</p>
<p><strong>II. İstihbarat Kurumlarının Tarihçesi</strong></p>
<p><span style="color:#ff0000;"><strong>A. MİT</strong></span></p>
<p>MİT’in siyasi sistem açısından yarattığı bunalımların önemli bir sebebi, güvenlik istihbaratı denen ‘iç istihbarat’ ile stratejik istihbarat denen ‘dış istihbarat’ görevlerini birlikte yapmasıdır. Tek parti döneminden kalan bu anlayış çok partili donemde değişmeden sürünce, 1965’te MAH’ tan MİT’e miras olarak kalmıştır. 12 Eylül 1980 askeri yönetimi döneminde yapılan yasal düzenlemelerle de bu yapılanma günümüze taşınmıştır (Özdemir, 1989: 176).</p>
<p>MİT, bu görev alanının genişliğinden dolayı bugüne kadar çok sıkıntı yaşamıştır. İç politikayı istihbarat yoluyla etkileme gücüne sahip bu kurumu, bugüne kadar başta askerler olmak üzere gücü yeten diğer kurum ve kişiler etkilemeye çalışmıştır. Bunun sonucunda da tam anlamıyla uzmanlık isteyen ve kökten yetişenlerin yapması gereken istihbarat işinin başına 1993’e kadar sürekli asker müsteşarlar atanmıştır. 1992’de atanan Sönmez Köksal da Dışişleri bakanlığı mensubu olduğu için, MİT kendi içinden yetişmiş bir müsteşara ancak 1998’in başında Şenkal Atasagun’un atanmasıyla kavuşabilmiştir. Böylece kuruluşundan bu yana sürekli sivilleşebilme sancıları yaşayan kurum, kendi içinden yetişmiş bir müsteşara kavuşmakla çok önemli bir ilerleme sağlamıştır. MİT’in kuruluşundan beri geçirdiği evreler ise kısaca şu şekildedir:</p>
<p>1. Kuruluş Sonrası Dönem (1965-70)</p>
<p>Bu dönemde kadrolarının hemen hemen tamamı asker kökenli olan MİT, yasaya rağmen sivilleştirilememiştir (Özkan, 1996: 173). 1965’te kabul edilen MİT yasası, MAH döneminde ordudan istihbarat işlerinde kullanılmak üzere ödünç alınan subaylar hakkındaki uygulamayı hükme bağladı (Özdemir, 1989: 178). MİT’in esas kadrosunu oluşturacak olan elemanların yine kurum bünyesinden devamlı olarak yetiştirilmesi ve kendi malı olması gerekirken, istihbaratçı olarak kullanılan askeri personel tekrar Türk Silahlı Kuvvetleri’ne (TSK) geri dönebiliyordu. İstihbarat örgütünde görevli subay ve öteki askeri personel MİT’in inhası ve Milli Savunma Bakanlığı’nın oluru ile çalıştırılıyordu (Özdemir, 1989: 176).</p>
<p>Bu yüzden askerler servise tamamen hakim bulunuyorlar ve görev verilen kişiler de denetimleri daha kolay olduğu gerekçesiyle askerlerden seçiliyordu (Uluç, 1994: 188). Böylece ne teşkilat sağlıklı bir yapıya kavuşabildi ne de askerler siyasete bulasma tehlikesinden kurtulabildi.</p>
<p>2. Asker Etkisinin Yerleşmesi (1970-80)</p>
<p>70’li yıllarda MİT, siyasi çevrelerde çeşitli tartışmalara konu olmaya başladı. Uzmanlar, 1969 yılından sonra MİT’in asli görevinden uzaklaştığını, adeta bir polis örgütüne dönüştüğünü, sonuç olarak da Türkiye’de bir istihbarat boşluğu yaşandığını söylemektedir (Eymür, 1997: 48). Bu dönemde siyasete fazla burnunu sokmakla suçlanan MİT Müsteşarı Fuat Doğu, 1971’de görevinden alındı ve yerine Korgeneral Nurettin Ersin getirildi (Özkan, 1996: 192).</p>
<p>1973’ten itibaren, Genelkurmay çerçevesinde alınan kararla MİT’te değişikliklere gidildi (Uluç, 1994: 189). Müsteşarlık koltuğu birkaç kez el değiştirdi. MİT eleştirilerden korunmak için cok daha titiz davranmaya başlayınca, hiçbir şey yapamaz duruma gelmiştir. Bu dönemde MİT görevlileri siyasi makamları her zaman bilgilendirmek zorunda olmadıklarını, ancak gerektiği zaman bilgi vereceklerini söylüyorlardı.</p>
<p>MİT, 12 Eylül 1980 darbesi öncesinde iyice pasif bir kurum haline geldi. Bunun üzerine Hiram Abas 12 Eylül’den kısa bir süre önce istifa ettiyse de, istifası hemen kabul edilmeyip Kasım 1980’e kadar görevde kalması sağlandı (Eymür, 1997: 156). Abas’ın istifa gerekçesi, teşkilatın teröre karşı daha etkili bir görev almasının engellenmesidir.</p>
<p>Gerçekten de hemen hemen bütün sağ ve sol örgütler içinde elemanları bulunan MİT, darbe sonrası büyük operasyonlar düzenleyerek bu örgütleri çökertecektir (Özkan, 1996: 210).</p>
<p>12 Eylül 1980 öncesinde, yabancı servislerin ve özellikle de CIA’nin etkisi oldukça artmıştır. Bu servislerin kaçak yollardan silah sokarak iç çatışmayı hızlandırdığı ve olası bir darbeyi sonuna kadar desteklediği konusunda kamuoyunda yaygın bir şüphe uyanmıştır (Özkan, 1996: 201).</p>
<p>3. Sivilleşme Çabaları (1980-90)</p>
<p>Bu dönemde kurumda sınırlı bir sivilleşme süreci başlamıştır. 1980’li yıllarda servisin gazetelere ilan vererek eleman araması dikkat çekicidir (Uluç, 1994: 189).</p>
<p>Ancak 1983’te çıkarılan 2937 sayılı yeni MİT Yasası, asker etkisini daha da artırmıştır (Özdemir, 1989: 212) Dikkati çeken önemli değişikliklerden birisi de, MİT işlerinde görev alacak subayların saptanmasında Milli Savunma Bakanlığı’nın devreden çıkarılması, yetkinin doğrudan Genelkurmay Başkanlığı’na bağlanmasıdır (Özdemir, 1989: 179). İç politika istihbaratı da yapan bir örgütte, subayların görev yapmasına ve kurumun başına asker müsteşar atanmasına verilen önem, askerlerin “MİT’i denetim altında tutma” çabalarının bir göstergesidir (Birand, ?: 403). Bu durumda Anayasaya göre güvenlik ve savunma işlerinden Bakanlar Kurulu’nun sorumlu tutulması ilkesi boşlukta kalmaktadır. MİT’ i siyasi sistemin merkezinde, fakat sivil erkin (hükümet) güç alanı dışında tutan bu anlayış, kurumun yetkilerini kullanmasındaki keyfiliği artırmıştır.</p>
<p>Dönemin başbakanı Turgut Özal, mevcut durumdan rahatsız olduğu için, 12 Ocak 1986’da işin uzmanı olarak Hiram Abas’ı yeniden göreve çağırarak MİT Müsteşar Yardımcılığı görevini teklif etmistir (Özkan, 1996: 213). Bundan amaç hem MİT’e çekidüzen vermek hem de askeri yapısından arındırarak sivil bir oluşumu hızlandırmaktır. Başbakan Özal’ın istekleri aslında kendi gücünü destekleyecek bir yapılanmanın izlerini de taşımaktadir. Ancak Özal, bu işlerin güçler ve dengeler sorunu olduğunu bilerek işi zamana bırakmıştır.</p>
<p>4. Sivilleşme Dönemi (1990’dan Sonra)</p>
<p>Güçlü bir istihbarat servisine duyulan ihtiyaç, 90’lı yıllarda sivilleşme sürecinin iyice hızlanmasına yol açtı. Bunun sonucu olarak MİT, basına daha sıcak bakmaya başladı ve kamuoyunu aydınlatma çabalarını hızlandırdı. Zamanın MİT Müsteşarı Korgeneral Teoman Koman, kurumun kapılarını ilk kez olarak 1990’da bir basın toplantısıyla açtı (Uluç, 1994: 201).</p>
<p>Süregelen sivilleşme ve istihbarat kalitesi tartışmaları üzerine, 23 Ekim 1992’de MİT Müsteşarlığı’ndaki askeri yetkililer Müsteşar Teoman Koman ile birlikte görevden çekilmişlerdir (Özkan, 1996: 213). Bunun üzerine MİT’in başına 20. Müsteşar olarak Büyükelçi Sönmez Köksal getirilmistir. Bu önemli bir atamadır. Çünkü MİT tarihinde kurum dışından da olsa ilk kez bir sivil müsteşar atanmıştır.</p>
<p>Ancak bu noktaya bile gelmek kolay olmamıştır. Çünkü yukarıda değinildiği gibi, yasalar MİT’i asker ağırlıklı bir kurum olan Milli Güvenlik Kurulu’na bağlı kılmaktadır. Bu yüzden askerler kurum üzerinde yeterince etkilidir.</p>
<p>MİT içindeki asker-sivil çekişmesini anlayabilmek için ileri demokrasi ülkelerine bakmak yeterli olacaktır. Batılı ülkelerde de benzer sorunlar yaşanmaktadır. Ancak orada bu sorunlar idari nedenlerden ötürü çıkmaktadır. Türkiye’deki gibi rejimin temel etkileşimleri arasında değildir. İstihbarat değişen dünya gerçekleri göz önüne alınarak yeniden yapılandırılırken, başkanlar sivillerden seçilmektedir. Örneğin Amerika’da istihbarat içinde askeri ağırlık bulunmasına karşın, istihbarat piramidinin en başındaki kişi sivillerden seçilmektedir (Özkan, 1996: 275). Bu kişi istihbarat örgütünün içinden gelebileceği gibi, dışarıdan da olabilmekte, ama nitelikli biri olmasına özen gösterilmektedir.</p>
<p>Bu çerçevede MİT, 16 Şubat 1998 tarihinde nihayet arzuladığı kurum içinden yetişmiş sivil müsteşarına kavuşmuştur (MİT, 1999) Şenkal Atasagun’nun MİT Müsteşarlığı’na atanması, kurumun sivilleşmesi ve uzmanlaşması açısından çok önemli bir gelişmedir.</p>
<p>Bugün personel adedi 4400 civarında olan teşkilatın yüzde 4.5’u muvazzaf subay ve astsubay olmasına rağmen, yönetim kademelerinde bulunan subay-astsubay ve emekli askerlerin oranı yüzde 35’in üzerindedir (Özkan, 1996: 273). Aslında yönetim kademesindeki askerlerin oranı yüzde 5 ila 10 arasında olmalıdır. MİT’in bugünkü yapılanması ve hizmet birimleri ise şöyledir (MİT, 1999b:1):</p>
<p><span style="color:#ff0000;"><strong>A. Müsteşar</strong></span></p>
<p><strong>1. Yurtiçi Toplama Üniteleri</strong></p>
<p><strong>2. Yurtdışı Temsilcilikleri</strong></p>
<p><strong>3. Müsteşar İstihbarat Yardımcısı</strong></p>
<p>a) İstihbarat Başkanlığı</p>
<p>b) Operasyon Başkanlığı</p>
<p>c) Bilgi Sistemleri Başkanlığı</p>
<p>d) Psikolojik İstihbarat Başkanlığı</p>
<p>e) Elektronik Teknik İstihbarat Başkanlıgı</p>
<p><strong>4. Müsteşar İdari Yardımcısı</strong></p>
<p>a) Personel Başkanlığı</p>
<p>b) Egitim Merkezi</p>
<p>c) idari İşler Başkanlıgı</p>
<p><span style="color:#ff0000;"><strong>B. EGM</strong></span></p>
<p><strong>1. Köklü Değişiklikler Dönemi (1980-93)</strong></p>
<p>Türk Polis Teşkilatı günümüze kadar birçok değişiklik yaşamasına rağmen, en köklü değişim 1980 sonrası olmuştur. Sayıları, eğitimleri, teknik donanımları ile polis, özellikle büyük sehirlerde giderek ağırlığını koymuş ve bir “ordu” görüntüsüne ulaşmıştır (Parlar, 1997a: 220). Bu yüzden 1980 sonrası Emniyet Teşkilatı’nda planlı gelişme ve değişme dönemi olarak adlandırılmaktadır. Dolayısıyla konumuz açısında özellikle 1980 sonrası dönemi incelemekte büyük yarar vardır.</p>
<p>Bu dönemde Araştırma Planlama Koordinasyon ve Tetkik Kurulu, Kaçakçılık İstihbarat ve Harekat, Kriminal Polis Laboratuvarları, Tedarik İkmal ve Bakım, Bilgi İşlem, Havacılık, Dış İlişkiler gibi yeni kurul ve daire başkanlıkları kurulmuştur (PTGV, ?: 42). Kaçakçılık İstihbarat ve Harekat Daire Başkanlığı’na Mali, Narkotik, Silah Mühimmat Şube Müdürlükleri bağlanmıştır.</p>
<p><strong>2. Kurumun İşlevlerinin Artması (1993’ten Sonra)</strong></p>
<p>1993’ten sonra da EGM’nin merkez teşkilatı, bir önceki dönemin çizgisinin bir devamı olarak sürekli büyümüş ve gelişmiştir. Buna koşut olarak da Emniyet Teşkilatı’nın kadrosu oldukça genişlemiştir. 1994 yılı rakamlarına göre fiili kadro 146.303 kişiden ve münhal kadro 24.625 kişiden oluşurken, toplam kadro 170.928 kişiye ulaşmaktadır (Parlar, 1997a: 220).</p>
<p>1995 yılı merkez teşkilatı şemasına göre EGM’de; 1 Genel Müdür ve Genel Müdüre doğrudan bağlı 5 Genel Müdür Yardımcısı, 1 Özel Kalem Müdürlüğü, 1 Hukuk Müşavirliği, 1 Şube Müdürlüğü, 2 Daire Başkanlığı ile 2 Uzman ve 2 Başkanlık kadroları vardır. Genel Müdüre doğrudan bağlı 2 Daire Başkanlığı’nın yanısıra kurumda Genel Müdür Yardımcılarına bağlı 23 Daire Başkanlığı daha bulunmaktadır (PTGV, ?: 50). Bunlardan İstihbarat, Özel Harekat, Kaçakçılık İstihbarat Harekat, Asayiş, İnterpol, Güvenlik ile Dış İlişkiler teşkilattaki önemli daire başkanlıklarındandır.</p>
<p>EGM’nin bütçesi 1980 sonrası gelişmeye koşut olarak artmıştır. Örneğin 1994 yılında İstihbarat Daire Başkanlığı’na teçhizat alımı ödeneği 6.500.000.000 TL tutarındayken, bu rakam 1995’te 112.225.000.000 TL olarak belirlenmiş olup artış oranı ise yüzde 1627’ye ulaşmıştır (Parlar, 1997a: 228). MİT, Genelkurmay İstihbaratı ve diğer devlet istihbarat örgütleri yanında polis istihbaratına bu oranda kaynak ayrılması, devletin istihbarata verdiği önemin bir göstergesidir.</p>
<p><strong>3. Yeni yapılanma Girişimleri</strong></p>
<p>EGM’nin ve İstihbarat Dairesinin yeniden yapılanma girişimleri günümüzde de sürmektedir. Bu çerçevede oluşması beklenen yeni yapı şu şekildedir (Aytaç, 1997: 228):</p>
<p>Askeri Şura benzeri bir terfi ve atama kurulu oluşturulacak, Yüksek Polis Şurası kurulacak ve bu her yıl toplanacak, 22 polis okulu polis meslek yüksekokulu haline dönüştürülerek iki yıllık eğitim veren kurumlar olacak, Harp Akademilerine benzer İç Güvenlik Akademisi kurulacak ve buradan da kurmay amirler yetiştirilecek, en son olarak da Emniyet Genel Müdürlüğü İç Güvenlik Müsteşarlığı’na dönüştürülecek.</p>
<p><strong>III. Devletin Güvenlik Kaygısı ve İstihbarat Gereksinimi</strong></p>
<p>1970’li yıllardan günümüze kadar, Türkiye Cumhuriyeti’nin güvenlik kaygıları ve bu kaygıların derecesi sürekli değişmiştir. Ancak devletin istihbarata olan ihtiyacı her koşulda artarak devam edegelmistir. Bu çerçevede üzerinde durulması gereken ana konu, devletin yaptığı istihbaratın yasal sınırları zorlayıp zorlamadığıdır. İkinci önemli bir konu da istihbarat faaliyetlerini yerine getiren kurumların kendi içlerinde ideal olarak örgütlenip örgütlenmedikleridir.</p>
<p>Bu soruların cevaplarını ararken temelde birbiriyle orantılı olarak yürütülmesi gereken iki unsur vardır. Bir taraftan devletin güvenlik kaygılarının en iyi biçimde çözüme kavuşturması beklenirken, diğer taraftan bu kaygıların giderilmesinde demokratik hukuk devleti sınırları ile bağlı kalma mecburiyeti ortaya çıkmaktadır. Birinci durum devletin çıkarlarının korunmasıyla ilişkiliyken, ikinci durum yurttaşların çıkarlarıyla bağlantılıdır. İstihbarat çalışmalarının başarısının değerlendirilmesinde bu iki ölçüt birlikte kullanılmalıdır. Yani ne kadar istihbarat gerekliydi ve bunun ne kadarı sağlanabildi? Bu istihbaratı sağlarken yasal sınırların dışına çıkıldı mı? İstihbarat faaliyetlerini düzenleyen yasal yapı, temel kişi hak ve özgürlüklerine azami ölçüde saygı göstermeye çalışıyor mu? Tüm bu soruların cevapları bize bir ülkede yapılan istihbaratın kalitesini gösterecektir.</p>
<h3><strong>A. 1970’lerden Bugüne Devletin İstihbarat Politikası</strong></h3>
<h3> </h3>
<p><span style="color:#ff0000;"><strong>1. İdeolojik Terör Dönemi (1970-80)</strong></span></p>
<p>Bu dönem ideolojik terör olaylarının son derece yaygın olduğu bir zaman dilimidir. Bu çerçevede istihbarat örgütlerinin en büyük önceliği, bu ideolojik terör olaylarının önüne geçilmesini sağlayacak gerekli bilginin toplanmasıydı.</p>
<p>1980 öncesinde EGM’nin istihbarat işlerinde çok fazla bir ağırlığı yoktu. Kurum genelde MİT’in denetimindeydi ve bu dönemde MİT tarafından operasyonel amaçlı olarak kullanılmıştır (Parlar, 1997b: 293). EGM bu dönemde ayrıca Pol-Der ve Pol-Bir biçiminde iki karşıt derneğe bölünmüştü ve görev yapamaz duruma gelmişti (Evren, 1991: 272).</p>
<p>MİT’in ise o dönemde adı birçok skandala karışmıştır. Burada ilkin kurum içindeki asker ağırlığını belirtmekte yarar vardır. Zaten bu ağırlık MİT’in kurulduğu 1965’ten ilk sivil müsteşarın atandığı 1992’ye kadar belirleyici olacaktır. Özellikle 1970’li yıllarda kurumda askerler oldukça önemli durumdaydı. Bu dönemde ideolojik terörle yapılan mücadelede istihbarat örgütlerinin bazen yasaların dışına çıktıkları konusunda iddialar ortaya atılmıştır (Berberoğlu, 1997: 29).</p>
<p>12 Mart 1971 Muhtırası öncesinde MİT, Mahir Kaynak’ı muhbir-ajan olarak cunta faaliyetlerinde bulundukları saptanan bir grup sol aydının ve askerin içine sokmuştur (Özkan, 1996: 189). Ancak gizli servis daha sonra Kaynak’ı, mahkemeye yeterli delil sunulamadığı için deşifre edip tanık sandalyesine oturtacaktır. Bu ise bir gizli servisin yapmaması gereken büyük bir hatadır.</p>
<p>MİT, 12 Mart sonrası Ziverbey Köşkü’nde yapılan işkenceli sorgu iddialarından da büyük yara almıştır. Aralarında Cemal Madanoğlu, İlhan Selçuk, Doğan Avcıoğlu, İlhami Soysal gibi ünlülerin bulunduğu pek çok kişiye , aralarında MİT elemanlarının da bulunduğu bir grup işkenceli sorgular yaptığı ileri sürülmüştür (Selçuk,1987).</p>
<p>1 Mayıs 1977’de yaşanan kanlı olaylar da yine MİT’i töhmet altında bırakmıştır (Güreli, 1979: 211). 12 Eylül süreci hızlandıkça da MİT iyice pasif bir kurum haline geldi. Bu dönemde MİT mensubu Hiram Abas, teşkilatın teröre karşı daha etkili görev almasının önlendiği gerekçesiyle istifa etmiştir (Eymür, 1997: 156)</p>
<p><span style="color:#ff0000;"><strong>2. Ermeni Terörü (1980-85)</strong></span></p>
<p>1980’lerin başında tüm Türkiye Ermeni Terör örgütü ASALA’nın eylemleriyle sarsılmıştır. Ermeniler peşpeşe Türkiye’nin dış temsilciliklerinde görevli memurlarını öldürmeye başladılar. Bu arada Kenan Evren, damadı MİT görevlisi Erkan Gürvit aracılığıyla, teşkilattan emekliye ayrılmış olan Hiram Abas’ı 1982’de yeniden göreve çağırdı (Yalçın, 1996: 82). Hiram Abas ve kurduğu resmi ekip doğrudan ASALA hedeflerine yönelmiştir. Devletin bu operasyonlarda başında Abdullah Çatlı’nın bulunduğu bazı sivil grupları da tetikçi olarak kullandığı söylenmektedir (Dündar, 1997: 26).</p>
<p>MİT’in ASALA eylemlerinde kendi uzman görevlilerini değil de güvenilirliği şüpheli, hatta Türkiye’de işlediği suçlardan ötürü aranan kişileri kullanması, kurumun adını yıpratmaya başlayacaktır. Çünkü bu kişiler daha sonra giriştikleri yasadışı işlerde MİT’in adını kullanarak kamu gücünü suistimal etmeye calışacaklardır. ASALA örgütünü bitirmek için kullandığı yanlış yöntem ve kişiler, MİT’in başını dış servislere karşı da derde sokmustur (Özkan, 1996: 217).</p>
<p><span style="color:#ff0000;"><strong>3. PKK Terörü (1985-95)</strong></span></p>
<p>1980’lerin sonu ve özellikle 1990’ların başında, PKK terör örgütü ülke için en önemli tehdit haline geldi. Terör olayları yalnızca ülkenin Güneydoğusu ile sınırlı kalmadı, özellikle büyük sehirler başta olmak üzere tüm ülke geneline yayıldı. Bu durum, teröre karşı izlenen güvenlik önlemlerinde köklü değişiklerin olmasına yol açtı.</p>
<p>PKK ile mücadele 80’li yıllar boyunca Silahlı Kuvvetlere terkedilmişti. Siyasi tartışmalarda bile, hükümetlerin terör konusunda bir önlemi olmadığı ve bu konuyu tamamen askerlere bıraktığı söyleniyor ve terör siyasi tartışma malzemesi haline getiriliyordu. Daha sonra zamanın hükümetinin inisiyatifiyle, 1993 yılında köklü politika değişimi gündeme geldi ve terörle mücadelede şahinler dönemi başladı.</p>
<p>Zamanın başbakanı Tansu Çiller, terörle mücadelenin hükümetin öncelikli hedefi olduğunu açıkladı. Emniyet Genel Müdürlüğü’nün başına Mehmet Ağar atandı ve polis terörle mücadelede daha etkili bir konuma getirilirken Özel Harekat Timleri ön plana çıktı (Savaş, 1998: 12).</p>
<p>EGM Asayiş Daire Başkanlığı’ndaki Şube Müdürlüğü daha sonra Terörle Mücadele ve Harekât Dairesi bünyesinde yer aldı ve daha önce değinildiği gibi, Temmuz 1993 tarihinde Özel Harekat Daire Başkanlığı kuruldu (Savaş, 1998: 12). Buna koşut olarak, EGM İstihbarat Dairesi Başkanlığı gerek personel gerek teknik donanım açısından oldukça gelişti.</p>
<p>PKK terörüyle mücadelede askeri istihbarat birimleri ve MİT de etkili olarak kullanılmıştır. Genel anlamda güvenlik güçlerinin ve istihbarat birimlerinin terörle mücadelede başarılı olduğu soylenebilir. Ancak bu süreçte bazı olumsuzluklar da yaşanmamış degildir. MİT, Emniyet ve askeri istihbarat birimleri arasındaki eşgüdüm eksikliğinden dolayı bir takım sorunlar ortaya çıkmıştır. Hatta bu istihbarat kurumlarından her birinin kendisini başarılı gösterebilmek için digerlerinden bilgi kaçırdığı iddiaları ortaya atılmıştır. Bu olumsuz rekabet zaman zaman istihbarat kurumlarının birbirlerini yıpratmaya çalışmasına kadar varmıştır (Berberoglu, 1997:180).</p>
<p>Özellikle Kasım 1996’da meydana gelen Susurluk kazasından sonra, MİT-asker ve Emniyet arasındaki güç savaşı iyice kızışmıştır (Dündar, 1997:39). Buna bir de Emniyet istihbaratı ile askeri istihbarat arasındaki casusluk savaşı eklenince, işler iyice arapsaçına dönmüştür. Sonuçta, birbirleriyle eşgüdümlü olarak ülke çıkarları için çalışması gereken üç istihbarat kurumu birbirine düşmüş oldu. Bu ise bir ülke için oldukça talihsiz bir durumdur.</p>
<p><strong>B. İstihbarat Kargaşası</strong></p>
<p>Devlet temel olarak iç (güvenlik), dış (stratejik) ve askeri istihbarattan oluşan üç temel istihbaratı toplar. Bugün Türkiye’de istihbarat çalışması yapan kurumlar şunlardır (Özkan, 1996: 271): MİT, Genelkurmay, İçişleri Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı, Kuvvet Komutanlıkları, Milli Güvenlik Kurulu (MGK) ve Cumhurbaşkanlığı. Bunlardan Cumhurbaşkanlığı istihbarat birimi Turgut Özal’ın ölümünden kısa bir süre önce dağıtılmıştır.</p>
<p>Tüm bu istihbarat örgütleri içinde üç tanesinin özel bir yeri vardır. Bunlar MİT, Genelkurmay Başkanlığı ve İçişleri Bakanlığı’na bağlı çalışan EGM istihbaratıdır. Bu yüzden askeri istihbarat dendiğinde öncelikli olarak Genelkurmay istihbaratı anlaşılmalıdır (Çınar, 1997: 175). Bu üç temel istihbarat örgütünün çalışma alanları şu şekildedir:</p>
<p>MİT, hem stratejik hem güvenlik istihbaratı toplamaktadır. EGM genel olarak güvenlik istihbaratı toplamakla birlikte, bazen stratejik istihbarat çalışması da yapmaktadır. Genelkurmay ise, askeri istihbaratın yanında hem güvenlik hem de stratejik istihbarat çalışması yapmaktadır. Bu yönüyle de askerlerin devlet istihbarat çalışmalarındaki ağırlıkları oldukça artmıştır (Özkan, 1996: 310).</p>
<p>Görüldüğü gibi, her üç istihbarat örgütünün görev alanları güvenlik istihbaratında çakışmaktadır. İç istihbarat olarak da adlandırılan güvenlik istihbaratının en önemli sakıncası, kısır siyasi çekişmelere bulaşma ihtimalinin yüksek olmasıdır. Bu istihbaratla uğraşan kişiler, devlet çıkarlarını siyasete alet etme gibi bir yanılgıya düşebilirler. Bugüne kadar MİT’i yıpratan konular hep iç istihbarat çalışmalarından kaynaklanmıştır. Ayrıca kesinlikle siyaset dışı kalması gereken askerlerin, iç istihbarat toplamaları oldukça sakıncalı bir durumdur. EGM de yaptığı iç istihbarat çalışmalarında, siyasi güç odaklarının çıkarlarına alet olmayacak bir yapıya kavuşturulmalıdır.</p>
<p>Günümüzdeki MİT-Emniyet çekişmesi ve son olarak 1997’de Emniyet ile Genelkurmay arasında yaşanan casusluk skandalı, hep siyasi kaynaklı sorunlardır. Buradan çıkarılması gereken en önemli ders, istihbarat çalışmalarının devletin uzun vadeli temel çıkarları gözetilerek yapılması gerektiğidir. Bu konuda hem siyasetçiler hem de asker-sivil istihbarat bürokrasisi büyük duyarlılığa sahip olmalıdır.</p>
<p>Aynı alanda çalışan istihbarat servislerinin sayısının artması, doğal olarak, bu servislerin arasında rekabet, güvensizlik ve birbirlerinin işlerine karışma gibi tehlikeler doğurmaktadir. Bu gibi servislerin sayılarının çokluğu, düşman istihbarat unsurlarının bunların içine sızmasını da kolaylaştırmaktadır (Eymür, 1997: 43). Ayrıca istihbarattaki başıboşluk ve eşgüdümsüzlük kaynak israfını da artırmaktadır. Örneğin Diyarbakır’da PKK konusunda bilgi getiren A kaynağı, bu bilgiyi hem MİT hem Emniyet hem de Jandarma istihbaratına bildirip aynı bilgi için üç ayrı istihbarat biriminden rahatlıkla para koparabilir (Özkan, 1996: 305).</p>
<p>Tüm bu aksaklıkların giderilmesi için, istihbarat birimlerinin ilişkilerine ve kendi içlerindeki hiyerarşik yapıya çekidüzen verilmelidir. Bu amaçla üç kurum arasında (asker, polis, MİT) hiyerarşik altlık üstlük yapılanması yerine, ülke çıkarları doğrultusunda yetki ve görev alanı paylaşımına gidilmelidir (Aytaç, 1997: 359). Bu çerçevede öncelikli olarak istihbarat alanları paylaşılmalı ve çokbaşlılığa son verilmelidir.</p>
<p>Öneri olarak, MİT dış (stratejik) istihbarattan, Emniyet iç (güvenlik) istihbarattan ve askerler de askeri istihbarattan sorumlu olabilir. Eşgüdümün sağlanması için de MİT Dışişleri Bakanlığı’na, Emniyet de İçişleri Bakanlığı’na bağlı olarak çalışabilir (Çınar, 1997: 85). Askeri istihbarat da Milli Savunma Bakanlığı’na bağlanabilir. Böylece her üç istihbarat alanı da temelde hükümetin kontrolünde olacak ve güvenlik ve savunma işlerinden Bakanlar Kurulu’nu sorumlu tutan anayasa ilkesi de gerçekleşmiş olacaktir (Özdemir, 1989: 180). Ancak bu yapının işlemesi için ülke siyasetindeki yozlaşmanın önlenmesi gerekmektedir . Aksi halde siyaset ve mafya içiçe olursa, tüm istihbarat mafyanın denetimine geçmiş olur.</p>
<p>Bu çerçevede öncelikli olarak, halen yasada bulunan Milli İstihbarat Koordinasyon Kurulu’na fiilen işlerlik kazandırılmalıdır (Özkan,1996: 277). Bu yapıda MİT’e merkezi bir rol verilmektedir. Bunun nedeni de istihbarat geleneğine uygun elemanları bünyesinde bulundurmasıdır. Zaten adından da anlaşılacağı gibi Milli İstihbarat Teşkilatı, diğer kurumlardan farklı olarak (EGM, Genelkurmay Başkanlığı) yalnızca istihbarat çalışması yapmak için oluşturulmuştur. MİT sadece dış istihbarattan sorumlu tutulsa bile, diğer istihbarat kurumlarıyla eşgüdümün sağlanmasında bakanlar Kurulu’na yardımcı olabilir.</p>
<p>Ayrıca tüm istihbarat örgütleri, öncelikle parlamenter denetime açık birer kuruluş haline getirilmek zorundadır. TBMM tarafından bütçesi denetlenecek, yaptığı çalışmalar hakkında bilgi istenebilecek istihbarat örgütleri, daha sağlıklı işleyecektir. Bununla gizliliğin önlenmediği ve operasyonların tehlikeye girmediğine ilişkin olarak baska ulkelerde yeterince örnek mevcuttur. Bu onların zararına değil, aksine yararına sonuç doğurmaktadır. Bu bağlamda hiç kimsenin CIA’nın Amerikan Kongresi tarafından denetlendiği için kötü çalıştığını iddia edecek durumu yoktur (Özkan, 1996: 308).</p>
<p>Başta MİT olmak üzere istihbarat örgütlerinin TBMM’ce denetlenir bir kurum haline gelmesi de bir yasal düzenlemeyle sağlanmalıdır. Burada TBMM denetiminden kastedilen CIA’de olduğu gibi parlâmentoda oluşturulacak özel bir komisyondur. Yoksa bugün çok iyi bilinmektedir ki, yer altı dünyası, hatta düşman ülkelerin sempatizanları ile uyuşturucu kaçakçıları, karapara aklayıcıları, ekonomik baskı gruplarının temsilcileri parlamentolara sızabilmektedir (Özkan, 1996: 308)</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/masonluk.wordpress.com/563/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/masonluk.wordpress.com/563/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/masonluk.wordpress.com/563/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/masonluk.wordpress.com/563/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/masonluk.wordpress.com/563/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/masonluk.wordpress.com/563/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/masonluk.wordpress.com/563/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/masonluk.wordpress.com/563/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/masonluk.wordpress.com/563/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/masonluk.wordpress.com/563/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/masonluk.wordpress.com/563/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/masonluk.wordpress.com/563/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/masonluk.wordpress.com/563/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/masonluk.wordpress.com/563/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=masonluk.wordpress.com&amp;blog=7436894&amp;post=563&amp;subd=masonluk&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://masonluk.wordpress.com/2010/11/28/turk-devleti-ve-istihbarat/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/be2b5c42b4acb9172011834d94829c44?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">masonluk</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>The RoundTable &#8211; RIIA &#8211; Chatham House</title>
		<link>http://masonluk.wordpress.com/2010/11/08/the-roundtable-riia-chatham-house/</link>
		<comments>http://masonluk.wordpress.com/2010/11/08/the-roundtable-riia-chatham-house/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Nov 2010 13:19:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>masonluk</dc:creator>
				<category><![CDATA[Abdullah Gül]]></category>
		<category><![CDATA[Chatham House]]></category>
		<category><![CDATA[RIIA]]></category>
		<category><![CDATA[Yuvarlak Masa]]></category>
		<category><![CDATA[İngiltere]]></category>
		<category><![CDATA[İngiltere Büyük Locası]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://masonluk.wordpress.com/?p=557</guid>
		<description><![CDATA[Kral Arthur (Artus), V. yüzyıl sonları ile VI. yüzyıl başları arasında yaşadığı varsayılan yarı efsanevi Büyük Britanya Keltleri&#8217;nin önderidir. Kelt söylen­cesine göre Carmelot olarak anılan cennetvari ülkeyi yönetmiştir. Anglosaksonların istilasına karşı direnişe önderlik edip, direnişi zafere ulaştırmıştır. Fransa&#8217;da da Kelt-Breton destanlarının tema kaynaklarında hep onun izinden gidilmiştir. Ortak düş, tehdit altındaki krallığı, (Hz. İsa&#8216;nın Kutsal [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=masonluk.wordpress.com&amp;blog=7436894&amp;post=557&amp;subd=masonluk&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://masonluk.files.wordpress.com/2010/11/ch.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-559" title="ch" src="http://masonluk.files.wordpress.com/2010/11/ch.jpg?w=280&#038;h=373" alt="" width="280" height="373" /></a></p>
<p>Kral <strong>Arthur (Artus), </strong>V. yüzyıl sonları ile VI. yüzyıl başları arasında yaşadığı varsayılan yarı efsanevi Büyük Britanya Keltleri&#8217;nin önderidir. Kelt söylen­cesine göre Carmelot olarak anılan cennetvari ülkeyi yönetmiştir. Anglosaksonların istilasına karşı direnişe önderlik edip, direnişi zafere ulaştırmıştır. Fransa&#8217;da da Kelt-Breton destanlarının tema kaynaklarında hep onun izinden gidilmiştir. Ortak düş, tehdit altındaki krallığı, <strong>(Hz. İsa</strong>&#8216;nın Kutsal Kasesi) Graal’ı arayan yakın dostları; ünlü büyücüsü <strong>Merlin </strong>tarafından kurulduğu öne sürü­len RoundTable-Yuvarlak Masası etrafında toplanmışlardır…<span id="more-557"></span></p>
<p>Ortaçağ ikonografyasında Hz. İsa&#8217;nın dört askeri olarak anılan <strong>Yahuda, Makabi, Charlemange </strong>ve <strong>Godefroi de </strong><strong>Bouillon </strong>ile birlikte canlandırmıştır. XIX. yüzyılın başın­da şiirlerle beraber tekrar yeniden güncellik kazanmıştır.</p>
<p>Mitolojik kökenlerini <strong>Tapınakçı </strong>ve de Britanya Kelt söylenceleriyle har­manlamış olan Britanya masonluğuna yön veren önemli kişilerden biri de za­manının önde gelen okültistlerinden Lord <strong>Francis </strong><strong>Bacon</strong>&#8216;du. <strong>Tapınaklarca </strong>önemli bir anlamı olan antik Druitistik bölge Albans&#8217;ın vikontu olduğu ve <strong>Gül-haç Famasını </strong>yazdığının iddialarının Avrupa&#8217;da yaygınca fısıldandığı 1621&#8242;de ne hikmet ise, Parlamentoca rüşvet almakla suçlanmış, devlet hizmetlerinden uzaklaştırılmıştır. Ama onun kaleme aldığı Demokrasi ve Kolonizasyon/ Sö­mürgeleştirme Siyaseti yapıtı sonraki yıllarda Britanya Krallığı&#8217;nın siyasetini &#8216;aydınlatacak&#8217; ve yön verecektir&#8230;</p>
<p>XIX. yüzyılın başında Avrupa&#8217;da Napolyon Savaşları (1805- 1815) nda; Fransız istilâcılarına karşı önce Prusya (yüzbaşı), sonra Rus (yarbay), tekrar Prusya (albay) ordularında savaşıp, sonuçta Harp Okulu Komutanlığı (1818) na atanarak genç yaşta general olmayı başaran <strong>Carl </strong><strong>von </strong><strong>Clausewitz </strong>(1780-1831), dünyanın bütün praxis sahibi beyinlerince kabul gören ve stratejist bi­limsel düşüncenin temellerinden biri kabul edilen Vom Krige-Harp Üzerine ad­lı yapıtını bu arada meydana getirmişti. (Yapıtı ölümünden bir yıl sonra eşi ta­rafından yayınlanmıştır). Düşünce yöntemini: &#8220;Araştırma ve gözlem, felsefe ve deneyim asla birbirini küçük görmemeli ve hiçbir zaman biri diğerini işe ka­rıştırmamaya kalkışmamalıdır; aksine, birbirlerini karşılıklı desteklemelidirler&#8221; diyerek billûrlaştırmıştır. &#8220;Harbi herhangi bir sanatla mukayese et­mektense ticaretle mukayese etmek daha iyi olur; çünkü ticaret de insanlar arasında bir çıkar ve faaliyet çatışmasıdır. Fakat harp, politikaya çok daha ya­kındır&#8221; analizi çağının en tutarlı yaklaşımıydı.</p>
<p>Burada artık strateji; örgütlenmenin, mücadelenin hedefine/amacına ulaşmak için kullanılması olarak, &#8220;okul&#8221; olarak tarih sahnesine giriyordu. Özgücün, harekât yönünü, güçlerin yeralış ilişkilerini belirlenmesinin; kuvvetin bi­lim/ teknik/ sanatla donanımının teorisinin yaşama geçirilmesi için plânlama­sını yapıyordu. Amaca uygun hedefleri; bu hedefe ulaşmak için hareketi dü­zenleyip, yöneten taktikleri belirliyordu. Bunun için ana ve talî hedeflerin belir­lenmesi açısı ile; Azami Strateji (konumuna göre Plân ya da Program) ve As­garî Strateji ortaya konuyordu.</p>
<p>Büyük Britanya (Birleşik Krallık), Avrupa&#8217;da ilk sanayiye sahip olan ülke avantajını kullanarak; işçi ücretlerini düşük tutma amacı ile, ucuz gıda sağla­mak için gümrük duvarlarını aşağıda tutturabilmeyi sağlamak yönünde; &#8220;dü­şük ücretli halkın tüketemeyeceği aşırı ürünlere sürüm ve ucuz hammadde alanı&#8221; bulmanın stratejik hedefi olan sömürge politikasına yönelmiştir&#8230; XVII. yüzyılın sonuna doğru büyük rakiplerinden Fransa&#8217;ya Avrupa karasında üs­tünlüğünü kabul ettirdiği gibi, sömürgelerinden çoğunu da bıraktırmıştı. Diğer rakibi ispanya&#8217;dan ise Amerika sömürgelerindeki zenci alım-satımı ayrıcalığı­nı, Cebelitarık, Minorka adası gibi stratejik noktaları elegeçirmişti. Hollanda&#8217;ya, Almanya&#8217;ya sızmayı başarmıştı. &#8220;Birçok esnafın, bir sanayici emrinde aynı işletmeye toparlanıp çalıştırılması&#8221; olan manifaktürün yarat­tığı işbölümünün ilerlemesi sonucu, özel aygıt ve uzmanlık gelişmişti. Böyle­ce, &#8220;sistemli sosyal teknik&#8221; olan makineler kapitalizmin modern büyük makine Sanayi çağını açıyordu. Bu altyapı gelişimine paralel olarak ingiliz üst­yapısının politikaları da oluşmaya başlamıştı. XIX. Yüzyıldan İtibaren Britan­ya/ingiliz politikası &#8220;Avrupa&#8217;da; İngiliz sermayesine rakip olabilecek modern gelişimi yavaşlatmak için gericiliği devlet hikmeti haline&#8221; getirdi. Dünya&#8217;da sömürgeci politikasının uygulanması yönünde, Yakındoğu-Hindistan-Avustralya hattı üzerindeki hegemonyasını Akdeniz jeostratejlk noktasını iki yönden engelleyen Osmanlı (Türkiye) ve ispanya İmparatorluklarının güçten düşürülmesiydi&#8230; Avrupa&#8217;da Avusturya imparatorluğu, Rus Çarlığı ve Hıristi­yan etnik milliyetler Osmanlı&#8217;ya karşı; Amerika&#8217;da ABD ve Latin Amerika sö­mürgeleri ispanya&#8217;ya karşı yöneltilmişti. Bu ülkelerdeki gerekli stratejik hare­kât bilgisini ve dezenformasyon yönlendirmelerini de <strong>mason </strong>locaları aracılığı İle sağladığını bugün biliyoruz.</p>
<p>Emperyalizmin Doğuyla eşleştirilmiş Sömürge politikalarına yön veren İdeolojik yaklaşım ise, kendini genellikle kabul gören ifade ile &#8220;Oryantalizmi&#8217; olarak ifadelendirmlştir. Arap asıllı amerikalı <strong>Edward </strong><strong>Said, </strong>Oryantalizm adlı kitabında şöyle açıklamaktadır: &#8221; Oryantalizm daha ziyade &#8220;jeopolitik bilincin&#8221; estetik, akademik, iktisadi, sosyolojik, tarihi ve filolojik metinler arasında dağı­lımıdır; sadece (Dünya Doğu ve Batı diye birbirine eşit olmayan iki parçadan, oluşmuştur diyen) temel bir coğrafi ayrımın değil, bilimsel keşif, filolojik resto­rasyon, psikolojik tahlil, coğrafi görünüm ve sosyolojik tasvir yolu ile &#8220;yaratıp&#8221; muhafaza da ettiği bir dizi &#8220;menfaatin&#8221; ayrıntılı ifadesidir.&#8221; (Şunu da belirteyim ki, bütün oriyantalistleri emperyalizmin ajanı olarak gören bir yaklaşım da sağlıklı değildir. İçeriği inceleyip karar vermek doğrudur. Çün­kü anti-oryantalist gibi gözükenler de özünde emperyalizme hizmet ediyor olabilirler. Ünlü <strong>Bernard </strong><strong>Lewis </strong>vb.) Batı&#8217;da oryantalist fikirler kapitalizmin gelişiminin bir sonucu olarak sömürgeler sorununa paralel olarak XVII. yüzyı­lın son çeyreğinde yeşermeye başlamıştır. Hıristiyanlığın çıkarları maskesi al­tında Püriten-Calvanist-Evangelik Britanya&#8217;da 1698&#8242;de <strong>Society for Promo­ting Christian Knowledge </strong><strong>(Hıristiyan Bilgisini Yükseltme Derneği) </strong>ve 1701 de <strong>Society for the Propagation of the Gospel in Foreign Parts </strong><strong>(Ya­bancı Bölgelerde İncil-i Şerifi Yayma Derneği) </strong>ardından 1792 de <strong>Baptist Missonary Society </strong><strong>(Vaftizci Misyonerlik Derneği), </strong>1799 da <strong>Church Missi­onary Society </strong><strong>(Kilise Misyonerlik Derneği), </strong>1804 de <strong>British and Foreign Bible Society </strong><strong>(Britanya ve Dış İncil Derneği), </strong>1808 de <strong>Londra </strong><strong>Society for Promoting Christianity Amog the Jews (London </strong><strong>Yahudiler Arasında Hı­ristiyanlığı Yükseltme Derneği) </strong>kurulmuştu. Fransa&#8217;da 1822&#8242;de kurulan <strong>So­ciete Asiatique </strong><strong>(Asya Derneği), </strong>yine Britanya&#8217;da 1823&#8242;te kurulan <strong>Royal Asi­atic Society </strong><strong>(Kraliyet Asya Derneği) </strong>ve Amerika&#8217;da 1842&#8242;de kurulan <strong>Ameri­can </strong><strong>Oriental Society </strong><strong>(Amerikan Doğu Derneği) </strong>emperyalist oryantalizm kurgusunun işlendiği kurumlar/örgütlerdi. Bu örgütlenmeler emperyalistlere aynı zamanda Doğu&#8217;da Hıristiyan azınlıkların hamiliklerine soyunma fırsatını da sağlıyordu.</p>
<p>Ama rakip kapitalizmlerin eşit olmayan sıçramalı iktisadi inkişafı karşısın­da (iç pazarlarının daralması karşısında üretimi kısmak, İç pazarı korumak, dış pazar bulmak üçgenine sıkışmış sermayenin) sermaye ihracı pazarlarının da daralması doğal sonucuna karşı daha sağlam stratejik kurumların kurulma­sı şart gözüküyordu. Ne ki, daha 1860-1870 yılları arasında tekellerin oluşma­ya başlamasına paralel olarak bu altyapıdan kaynaklanan tasavvurlar üstyapısal kendi eylem akımlarını da yaratmaya başlamıştı. Fakat sorun sadece dış Pazar bulmak değil, aynı zamanda iç pazarı da korumaktı. Hele 1871 Paris Komünü onlar için &#8220;komünizm hayaleti&#8221;nin karabasanı İdi. Başta işçi sınıfı ol­mak üzere çalışan halkın birlik, mücadele ruhunu ve devrimci atılımını uyuş­turmakta &#8220;din&#8221; artık eskisi gibi etkili olmaktan çıktığı için, kitleleri pasivize edecek yeni felsefelerin peşine düşmüşlerdi. Bunların içinde en önemlisi hiç şüp­hesiz Britanya- Cambridge&#8217;de üstlenmiş masonların yuvası Harvard Üniversi­tesi entelektüellerinin oluşturduğu pragmatizm felsefesidir. <span style="text-decoration:underline;">Ampirizm</span> (deneyi­min rolünün metafizik bir biçimde abartılması ile bilimsel yönteme karşı çıkıl­ması), <span style="text-decoration:underline;">Bireycilik</span> (özel ve ben-tek olmanın sınırsızlığı, emekçilerin birliktenci dayanışma ruhununa karşı çıkılması), <span style="text-decoration:underline;">Kendiliğindenlik</span> (statik &#8220;yanlışlanabillr&#8221; mantığı ile önceden tahmin etme girişiminin engellenmesi, özellikle emekçi sı­nıfları kapsayan toplumsal plân ve projelere karşı çıkılması), <span style="text-decoration:underline;">Amaca Yara</span>rlılık <span style="text-decoration:underline;">Oportünizmi</span> ( iyi yada kötü ikiciliğinde &#8220;amaca giden her araç&#8221; fırsatlarından ve durumlardan yararlanmak, biricik ilke olarak &#8220;başarı&#8221;nın tanınması, değişik­liğin iç özüne karşı çıkılması) olarak belirlenen bu işbitiricilik felsefenin metodolojisi için slogan şudur: &#8220;Hiçbir şey, başarı kadar yararlı olamaz&#8221;dı. Bu ay­nı zamanda kapitalist rekabet saldırısının ruhunu da yansıtıyordu. Bir başka tarafta ise başını <strong>Guido von List</strong>&#8216;in çektiği siyasal akım Avrupa&#8217;da ilk &#8220;Yeşil­ler ve Çevreci&#8221; hareketin ideolojik temellerini atıyorlardı. Bu ideolojik temel anti-semitik, Aryan beyaz Nordik ırkın temsilcileri olarak Alman ari <strong>{Nazizm) </strong>ırk­çılığının kaynağıydı da&#8230;</p>
<p><strong><span style="text-decoration:underline;"> </span></strong></p>
<p><span style="color:#ff0000;"><strong><span style="text-decoration:underline;"><a href="http://masonluk.files.wordpress.com/2010/11/roundtable.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-560" title="roundtable" src="http://masonluk.files.wordpress.com/2010/11/roundtable.jpg?w=450&#038;h=315" alt="" width="450" height="315" /></a></span></strong></span></p>
<p><span style="color:#ff0000;"><strong><span style="text-decoration:underline;"> </span></strong></span></p>
<p><span style="color:#ff0000;"><strong><span style="text-decoration:underline;"><a href="http://masonluk.files.wordpress.com/2010/11/roundtable_dervis.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-561" title="roundtable_dervis" src="http://masonluk.files.wordpress.com/2010/11/roundtable_dervis.jpg?w=450&#038;h=300" alt="" width="450" height="300" /></a></span></strong></span></p>
<p><span style="color:#ff0000;"><strong><span style="text-decoration:underline;">RoundTable International (RTI) ;</span></strong></span></p>
<p>Diğer taraftan Britanya İmparatorluğu serbest rekabetçi kapitalizmden; mâlî oligarşinin embriyonlarının iktisadi altyapıda tekelci kapitalizme geçişin işaret fişeğini attığı 1860-1870 yıllarından sonra, doğal olarak egemen Anglo­sakson burjuva-aristokrat sınıflar ittifakı emperyal siyasetlerinin kendi ideolojik-üstyapısını da yeniden yapılandırmaya başlıyorlardı.</p>
<p>Anglo-Sakson dünyanın egemen olduğu iktisadi altyapı üzerinde yükse­len üstyapı yine Anglo-Sakson Calvenci ideolojisine egemenlik sağlamaktadır. Protestan Evanjelik dini akımının, Britanya&#8217;da reforma uğrayarak Metodist ya­pılanması da, yeni organize olan <strong>Evanjelik Metodizme </strong>kendi kitleleri üzerinde gönüllü kabullenilir bir üstünlük getirmiştir. Bu beyaz-anglosakson-protestan (WASP) üstünlüğü emperyalizmin sömürgeci ideolojisine de damgasını vur­muştur. Laik vaizliği, &#8220;Evrensel Rahiplik&#8221; içinde eriten <strong>Methodist-Evanjelik </strong>dinsel ve kültürel yapılanma kendini Tek Dünya Devleti&#8217;nin dini olarak görmüş ve bu uğurda savaşmış ve savaşmaktadır. İlginçtir ki, kendine müttefik olarak Katolik <strong>Vatikan</strong>&#8216;ı değil, yahudileri seçmiştir. Tabii laiklerini- Zionistleri&#8230;</p>
<p>Bu bazda; Oxford İdealizminin humanist-pagan-atheist, kollektivist, tota­liter, küreselci ve seçkinci ortamında; Oxford Güzel Sanatlar&#8217;da kürsü sahi­bi Hıristiyan sosyalisti- burjuva ütopik sosyolog, aynı zamanda Britanya or­yantalizminin &#8220;babalarından ve <strong>mason </strong>Prof. <strong>John Ruskin </strong>(1819-1900) &#8216;in spekülatif görüşlerinden etkilenen öğrencisi <strong>Cecil John Rhodes </strong>(1853- 1902) bu idealizmi tastamam küresel Britanya İmparatorluğu&#8217;nun inşasında tasarlı­yordu. Hükümetlerin hepsinin üzerinde &#8220;kendilerinin içinden&#8221; (başlarında se­çilmiş bir diktatörün) bulunduğu bir hükümet düşlüyordu. Daha sonraki aşa­mada Lord <strong>Rothschild </strong>ve <strong>Alfred Beit </strong>ile dayanışmayla Güney Afrika pırlan­ta madenleri tekelleştirilmeliydi. Onun plânladığı Dünya İmparatorluğunda pır­lanta ve altın, bir haksız kazanç değil, şanstı. Önce Güney Afrika üzerinde Britanya egemenliğini uygulamak için ülkenin pırlanta madenlerini elegeçirerek muhteşem bir zenginlik elde etmek üzere harekete geçti. Yerli kralını kan­dırarak elde ettiği altın arama hakkına dayanarak 1880&#8242;de geleceğin ünlü trös­tü <strong>De </strong><strong>Beers </strong><strong>Diamond Mining </strong><strong>Company’i </strong>kurdu. Bu güce dayanarak 1881&#8242;de kendini Cape Town parlamentosuna seçtirdi. Britanya İmparatorlu­ğuna bağlı iken 1852&#8242;de bağımsızlığı tanınan Hollanda kökenli köleci-sömürgeci çiftçi-Boer-lerin (Hollanda lisanında &#8220;köylü&#8221; demek) egemen olduğu Transvaal&#8217;a karşı 1880&#8242;de başlatılmış olan Birinci Boer Savaşı aynı yıl Britan­ya&#8217;nın yenilgisi ile sona ermişti. Bechuanaland&#8217;ın Britanya egemenliğine girmesi sağlamasının ardından bölgede 1885&#8242;de altın bulundu(!) Buranın yağ­malanması için 1887&#8242;de <strong>Gold Fields </strong><strong>of South </strong><strong>Africa Company </strong>şirketlerini kurdu. 1888de <strong>De </strong><strong>Beer </strong><strong>Consolidated </strong><strong>Mines </strong><strong>(De </strong><strong>Beers </strong><strong>Birleşmiş Maden­leri) </strong>içerisinde birkaç pırlanta madenini birleştirip güçlendirdi. Birkaç yıl içinde, irlanda&#8217;nın özerk yönetimle Britanya egemenliğinde kalmasını savunan Irish Home Rule hareketi için ingitere&#8217;ye on bin pound gönderdi. 1889 yılında <strong>Bri­tish </strong><strong>South </strong><strong>Africa Company (Chartered) </strong>&#8216;ı kiralamayı başardı. Böylece adı­nın saygınlık kazanmasını sağlamıştı. 1890&#8242;da Cape sömürgesi başbakanı ol­du.</p>
<p>Sonunda yakın arkadaşı ve mirasının yürütücüsü olacak olan sansasyon-gazeteci <strong>William </strong><strong>T. Stead</strong>&#8216;e (1849-1912) görüşlerini açıklamıştı. Anlaşarak <strong>Cizvit </strong>örgütlerinden kopyalanmış bir örgüt yarattılar. <strong>Cizvitlere</strong> benzemeyen <strong>Rhodes</strong>&#8216;in derneği gizli olacaktı ve Hıristiyan da olmayacaktı. Ama yine de bu gizli dernek <strong>Cizvit </strong>tarikatının kurucusu <strong>Loyola</strong>&#8216;nın örgütüne benzeyecek­ti. Onlar gibi birşeyler yapıp şevkle servet edineceklerdi ki bu dayanakları ol­sun. Böylece başlangıçta <strong>Rhodes to Stead </strong>olarak anılan derneğin üyelerinin çoğunluğu akıl hocaları Prof. <strong>John Ruskin </strong>gibi <strong>İngiltere Büyük Locasının </strong>da üyesi olacaktı. Ne ki, derneğin iki hedefi vardı: bunların ilki; Britanya impa­ratorluğunu, 1867 Kanada Federasyonu benzeri bir federasyon halinde örgüt­lemek <strong>(Common Wealth) </strong>; diğeri ise, İngiliz (ANGLO-Sakson) geleneklerini ABD ve ardından da tüm Dünya&#8217;da egemen kılmaktı, ingiltere&#8217;nin seçkin üni­versitelerindeki (Oxfordve Cambridge başta olmak üzere) kürsüler aracılığıy­la bu amaca yönelik eğitim faaliyetlerinde; konuya yönelik basın faaliyetlerin­de (özellikle Times gazetesinin sömürge haberleri bölümünde) bulunacaklar­dı.</p>
<p>Böylece iki emperyalist ideoloji yanlısı 5 Şubat 1891&#8242;de örgütlerini kurdular ve düşüncelerini yaşama geçirmek için harekete geçtiler. &#8220;The Ang­lo-American Establishment (Anglo-Amerikan Kodamanları) &#8221; kitabında Dr. <strong>Carroll Quigley </strong>şöyle yazıyor: <em>&#8220;Şubat 1891&#8242;in bir soğuk öğleden sonrasında, üç adam Londra&#8217;da kararlı (bir) sohbet içinde birbirleriyle sözleşmişlerdi. (Bu) sohbetten Britanya imparatorluğu&#8217;na ve bütün Dünya&#8217;da en büyüğün önemi­nin sonuçlarına akıp gidilmişti. Bu adamlar bir gizli dernek örgütlüyorlardı, ki o kuruldu, (böylece) elli yıldan daha çok sürece dış politika, Britanya emperyal icrası ve en önemli güçlerin formülleştirilmesi bir oldu. Üç adamın bu sonuç İçin birbirleriyle sözleştlği ingiltere&#8217;de zaten iyi bilinmekteydi, inanılmaz dere­cede zengin varlıklı imparatorluk kurucusu ve Güney Afrika&#8217;nın en önemli ki­şisi </em><strong><em>Cecil Rhodes </em></strong><em>liderdi. O günlerde tanınmış ve büyük olasılıkla yine en sansasyonel gazeteci </em><strong><em>William </em></strong><strong><em>T. </em></strong><strong><em>Stead </em></strong><em>ikinciydi. Daha sonra </em><strong><em>Lord </em></strong><strong><em>Esher </em></strong><em>ola­rak tanınmış, Kraliçe <strong>Victoria</strong>&#8216;nın aşk konularında sırdaşı ve arkadaşı; daha sonra Kral </em><strong><em>Edward </em></strong><strong><em>VII. </em></strong><em>ve Kral </em><strong><em>George </em></strong><strong><em>V</em></strong><em>.&#8217;nin en güçlü danışmanı; </em><strong><em>Reginald Baliol Brett </em></strong><em>üçüncüydü. Bu önemli sözleşmenin ayrıntıları daha sonra incele­necektir. Şu anda biz onların özgün üyelerinin bir listesi ve gizli derneğinin bir örgütlenme plânının üç düzenlemesinin yalnızca önemini işaret etmeye gereksinim duyarız. Örgütlenme plânı &#8220;Topluluk Seçkini&#8221; olarak bilinen bir iç çemberi ve &#8220;Dernek Yardımcıları&#8221; olarak bilinen bir dış çemberi şart koşar. &#8220;Topluluk Seçkini&#8221; içinde gerçek güç, bir lider ve &#8220;Üçlü Cunta&#8221; tarafından uy­gulanırdı. Lider </em><em>Rhodes </em><em>olmuştu ve Cunta; Stead, Brett, ve </em><em>Alfred </em><em>Milner&#8217;dı. Kısa zamanda bir toplantı sonrası, uygunluk içinde alınan karar ile Milner top­luluğa Stead tarafından ilâve edilmişti. Biz sözcüklerle ifade ettik.&#8221;</em> [Quigley, Carroll (1910-1977), "The Anglo-American Establishment, From Rhodes to Cliveden", 1981, Books İn Focus, NY] Oluşturulan <strong>&#8220;Round Table</strong>&#8220;ın yürüt­me komitesinin üyeleri; Rhodes, Stead, Reginald Baliol Brett (Cambridge Grubu-Lord Esher), Alfred Milner (Oxford Group) &#8216;dı. Onun altında derneğe, tıpkı Skoç <strong>mason </strong>deyimi ile &#8220;kabul edilmişler çemberi&#8221; bulunuyordu. Bunlar Britanya finans ve aristokrasisinin seçkin (elite) leriydiler ve aşılanacak olan­lardı: Lord Arthur Belfour, Sir Harry Jackson, Lord Rothschild ve Lord Albert Grey. 1890&#8242;da kurulan William T. Stead&#8217;ın dergisi &#8220;Review of Reviews&#8221; yeni üyelerin elde edilmesi için çalışıyordu. Diğer uluslardan bir <strong>&#8220;Yardımcılar Derneği&#8221; </strong>gibi bilinen dış çember oluşturuldu. 1890-1893 arasında <strong>Avustralya </strong><strong>Round Table </strong>ile <strong>Yeni Zelanda </strong><strong>Round Table </strong>örgütleri kurularak diğer iki gizli örgütlenmeye paralel olarak çalışmaya başlıyordu&#8230;</p>
<p>Hemen bütün Güney Afrika&#8217;yı &#8220;Batmayan Güneş imparatorlu&#8221;nun bir fe­derasyon devleti olarak biraraya getirme hayalini gerçekleştirmek için hareke­te geçtiler. Cape Town kolonisi ile gümrük birliğine gitti. Cecil Rhodes&#8217;un tez­gâhladığı bütün fesadlara (Johannesburg ayaklanması) karşı koyarak yanaş­mayan zengin altın madenlerinin bulunduğu Transvaal&#8217;ın başkanı Kuruger&#8217;le arasının açılması üzerine, bir askeri sefer düzenledi. Fakat bunda başarısız­lığa uğradı, bu seferin ardından bütün kamu görevlerinden istifa etti (1895). Fakat 1898&#8242;de <strong>Chartered’ın </strong>başına döndü. Onun uyguladığı politikalar sonu­cunda ikinci Boer savaşı patlak verdi (1899- 1902). Kendisi de kuşatma altın­daki Kimberley&#8217;de öldü. Boer savaşının köleci Transvaal ve Serbest Orange Devleti&#8217;nin yenilgisi Britanya&#8217;nın zaferi ile sonuçlanması aynı zamanda; 1870&#8242;lerde olgunlaşan tekelci kapitalizmin, iktisadi altyapıdaki oluşumunu ta­mamlayan mâlî oligarşinin, siyasal üstyapıda modern sömürgeci-emperyalist saldırganlığını, silâhlarla &#8220;vahşi mandaterizm&#8221; ile sürdürmeye başlamasının ilk adımıdır. Bu ilk adım daha sonra stratejistler tarafından &#8220;eski&#8221; sömürgecilik olarak da adlandırılmıştır. [Cecil Rhodes'in ölümünden sonra sömürgeci Bri­tanya İmparatorluğu tarafından, onun bu büyük hizmetine (!) karşılık olarak bölgeye <strong>Rhodesia </strong>adı verilmiştir].</p>
<p>Kendisinin ırkçı, erkek üstünlükçü, beyaz üstünlükçü ve emperyalist fikir­lerine paralel olarak yönetimde de Hollanda kökenli Afrikanerlerle beraber ırk­çı bir sistem kurdu; bu sistem apartheid (ırk ayrımı) olarak ünlenecekti. Onun emperyalist siyaseti döneminde 40 milyar dolarlık altın, pırlanta ve kölelerden elde edilen bir emek-rant birikimi yaratıldı. Bu ganimetin arslan payı hiç şüp­hesiz onun yandaşları tarafından gaspedilmiştr. Diğer kısmı ise &#8220;Batmayan Güneş imparatorluğu&#8221;nun bekası için anavatana transfer edilmişti. 1895&#8242;te Gazeteci William Thomas Stead onun ağzından görüşlerini gazetesinin sü­tunlarında şöyle aktarıyordu: <em>&#8221; Dün East-End&#8217;deydim ( Londra&#8217;nın bir işçi sem­ti), işsizlerin yaptığı bir toplantıda bulundum. Ateşli söylevler dinledim orada. Bunların hepsi tek bir çığlıktan ibaretti: ekmek! ekmek! Dönüşte, bütün sahne­yi yeniden yaşıyor ve emperyalizmin önemini bir kez daha kavrıyordum. Be­nim en büyük düşüncem, toplumsal soruna bir çözüm getirmek: Birleşik Kral­lığın 40 milyon nüfusunu kanlı bir içsavaştan kurtarmak için, bizler, sömürge politikacıları, fazla nüfusu yerleştirebileceğimiz, fabrikalarımızın ve madenleri­mizin ürünleri için yeni pazarlar kazanabileceğimiz yeni topraklar elde etmek zorundayız. Her zaman söylerim, İmparatorluk bir mide sorunudur. <strong>İç savaş­tan kaçınmak istiyorsanız, emperyalist olmak zorundasınız</strong>.”</em> işte başta Round Table olmak üzere bütün emperyalist örgütlenmelerin (CFR, Bilderberg, Trilateral) kaynağı bu sözlerde yatmaktadır. Sömürgelerden alıp, kendi hal­kının ağzına yağmadan bir parmak ucu &#8216;bal&#8217; yalatıp, onları yatıştırmak !..</p>
<p>1853 yılında doğmuş olan Cecile John Rhodes, 26-27 yaşlarındayken yedi İsteğini gerçekleştirmişti; ilk arzusu kurduğu bir gizli dernek olan <strong>&#8220;Secret Society Will&#8221; </strong><strong>(Gizli Arzu Derneği) </strong>ydi. Sonuncusu-yedincisi olarak <strong>Rhodes Scholarships (Rhodes </strong><strong>Bursları) </strong>ni kurmuş olmaktı. Burslar, Oxford’te oku­yan Amerikalı, Alman ve sömürgelerden gelmiş işbirlikçi-olanları ödüllendirecekti. (Halen sürmekte olan bu burs hizmetleri, birçok burjuvayı kapitalist sis­temlerinin kilit noktaları için yetiştirmiştir: bunlardan biri de Demokratların es­ki ABD Başkanı Bili Clinton&#8217;dı). Böylece, Oxford&#8217;teki <strong>All Souls College </strong><strong>(Bütün Ruhlar Cemiyeti) </strong>gizli derneklerin karargâhı olmuş olacaktı. Üçüncü arzusu Lord Rothschild emanetçisi bir maliyeci olmaktı. <strong>Rhodes Scholars­hip, </strong>Lord Rothschild&#8217;ın torunu Lord Rosebury&#8217;yi emanetçi olarak yetiştire­cekti. Rothschild yahudiydi, Rosebury değildi! Yeni gelen nesil içinde Round Table üyeleri, finansman etmeyi kavrayarak garantilenmiş olacaklardı. The Round Table erkekleri İngiliz üst sınıfındandı-Üniversiteliydi-Varlıklıydı-Seçkindi. İngilizce &#8220;kurum&#8221;du ve üyeleri Oxford ve Cambridge öğrencileriydi. C. J. Rhodes&#8217;in ölümünden sonra örgütün liderliğini yürütmüş ve örgütün burslarının sürekliliğini sağlamış olan W. T. Stead&#8217;ın, batmayacağı hayal edi­len Titanic&#8217;le sulara gömülüp öldüğü yıl, 9 Nisan 1902&#8242;de örgüt üyelerince New York Times&#8217;da onun hakkında önemli bir makale yayınlandı.</p>
<p>Onun ölümünden sonra misyonu Alfred Milner, Oxford&#8217;dan George Par­kin <strong>(Rhodes Trust </strong>genel sekreteri), Philip Lyleton Geli ve Henry Birchenouch <strong>(British </strong><strong>South Africa </strong>şirketi yöneticileri), Cambridge&#8217;teki Ruskinciler Reginald Baliol Brett, Albert Grey devraldılar.</p>
<p>Alfred Milner, 23 Mart 1854&#8242;te Almanya-Bonn&#8217;da Tubingen Üniversite&#8217;sinde ingilizce Okutmanı / doçenti Charles Milner&#8217;in oğlu olarak doğmuş­tu. Annesi Man Adası valilerinden Tümgeneral Ready&#8217;nin torunuydu. Charles Milner&#8217;in babası Almanya&#8217;ya yerleşmiş bir Alman kadınla evlenmişti. Charles Milner, önceleri Londra&#8217;da pratisyen doktorluk yapmıştı. Daha sonra akraba­larının olduğu Almanya&#8217;ya yerleşmişti. Oğlu Alfred Milner, ilkin Tubingen&#8217;de ondan sonra Londra&#8217;da King&#8217;s College, sonra 1872&#8242;den 1876&#8242;ya kadar Oxford’da Ballion College bursiyeri olarak eğitim gördü. 1877&#8242;de mezun oldu. Hertford, Craven, Eldon ve Derby burslarını kazandı. O, New College bursu­nu seçti. Oxford’ta, daha sonra <strong>RllA</strong>&#8216;da müdür olacak olan <strong>Arnold </strong><strong>Toynbee </strong>ile gizli bir arkadaşlığı vardı. Sosyal çalışmalarda da bu sıkı arkadaşlık sürdü. 1881&#8242;de <strong>Inner Temple </strong><strong>(Merkezi Tapınak) </strong>çıydı. Böylece Oxford University eğitiminden sonra <strong>John </strong><strong>Morley</strong>&#8216;in Pall Mall Gazette&#8217;nde <strong>William </strong>T. <strong>Stead</strong>&#8216;in editor asistanı olarak kurmay kadroda çalışmaya başlamıştı. 1883&#8242;te gazete­nin editörü oldu. (Gazeteye <strong>John </strong><strong>Ruskin, </strong><strong>Oscar Wilde, H. G. Wells </strong>ve <strong>Rud­yard Kipling </strong>de yazılarıyla katkıda bulunanlar arasındaydı). 1885&#8242;te gazete­cilikten vazgeçti. Middlesex&#8217;in Harrow bölgesinden Liberal aday olarak Genel Seçimlere katıldıysada yenilgiye uğradı. Ondan sonra Hazine Şansölyesi Vi­kont <strong>Goshen</strong>&#8216;in en önemli özel sekreteri oldu. 1889&#8242;da onun tavsiyesi ile Mı­sır&#8217;da mâlî alt-sekreterlikte bulundu. Orada dört yıl kaldı, onun çalışma döne­minde tehlikeli iflâsların önlenmesine sebep olan büyük reformlar yapıldı. Ora­dayken England in Eygpt (Mısır&#8217;daki İngiltere) kitabını yazdı (1892). [Orada Britanya işgalinden beri yapılan otoriter çalışma raporlarını yayınlıyordu]. 1892&#8242;de İngiltere&#8217;ye döndü. Board of Inland Revenue (Ülke içi Gelirler Yönetim Kurulu) başkanlığına atandı. Artık &#8220;Sir&#8221; unvanı almış olan <strong>Alfred </strong><strong>Milner </strong>1897&#8242;ye kadar buradaki görevini sürdürdü. O yıllarda gizli servis görevi de gö­ren <strong>Britanya </strong>Servisindeki resmi görevliler içinde en doğru karar veren ve berrak bir baş olmak itibarını arttırdı ve bu onun konumunu modern liberal bir adam durumuna getirdi. Hazinede <strong>Goschen, </strong>Mısır&#8217;da <strong>Cromer, </strong>Gelirler Yö­netim Kurulu&#8217;nda <strong>Hicks-Beach </strong>(Lord <strong>St </strong><strong>Aldwyn) </strong>ve <strong>Sir </strong><strong>W. </strong><strong>Harcourt </strong>ile sıkı arkadaşlığı onu, diğerleri gibi sırra sahip olabilen, bütün partilerin göze çarpan kişisi konumuna getirdi. En yüksek derecede onun kapasitesini test etmek için şimdi zaman gelmişti. Lord <strong>Rosmead </strong>istifa edince Cape Kolonisi&#8217;nin Valiliği ve Güney Afrika Yüksek Komiserliğl&#8217;yle görevlendirildi (1897). Jameson bas­kınından dolayı ortaya çıkan sonuçlar; büyük zorluklar ve inceliklerden biriydi. Britanya imparatorluğu hükümetinin başbakanı Mr. <strong>Chamberlain, </strong>Lord <strong>Rosmead</strong>&#8216;ın ardılı olarak <strong>Milner</strong>&#8216;ı Koloni Sekreteri seçmişti. Bu seçim <strong>Liberal Par­ti </strong>liderlerince içtenlikle kabul gördü.</p>
<p><strong>C. </strong><strong>Quigley </strong>kitabının <em>&#8220;Gizli Toplulukların Amaçları ve Harekât Metodlan&#8221; bölümünde şöyle yazmakta: &#8220;Amaçları </em><strong><em>Rhodes </em></strong><em>ve <strong>Milner </strong>bulmaya çalışmıştı ve hemen hemen ayırtedilemez İkili 1902&#8242;ye kadar böyle benzer metodlan ba­şarmayı umut etmişlerdi. Her ikisi de Britanya çevresinde bir federal yapı için­de Dünyada bütünüyle ingilizce konuşan (bir) birliğe çabalıyorlardı. Her ikisi de; biri diğerine kişisel sadakat ve ortak nedene bağlılıktan, biri diğerine bir­leşmiş erkeklerin bir gizli grubu aracılığıyla, en iyi biçimde başarılmış olacak olan bu hedefleri vurup devirdiler. Her ikisi ki bu grup (demekti), propaganda ajansları ve eğitimsel gazeteciliğin kontrolü vasıtasıyla sahnelerin gerisinde gizli politik ve ekonomik nüfuz ile amaçların (ın) peşine düşecekti (ler).&#8221;</em> <strong>Milner, </strong>çevresinde &#8220;Milner&#8217;in Çocuk Bahçesi&#8221; adı altında anılacak olan bir gençler topluluğu oluşturdu. 1902&#8242;de Boer Savaşı süresince vikont olarak hizmet verdi. 1902-1905 arasında ilhak edilen Transvaal ve Orange&#8217;ın genel valisi oldu. &#8220;Milner&#8217;in Çocuk Bahçesi&#8221; gençleri ile birlikte 1909&#8242;da Rhodes-Stead&#8217;in dış halkası olan bir yarı-gizli &#8220;Round Table&#8221; örgütü oluşturdu. Bir yıl sonra yayınlanmaya başladığı The Round Table dergisi Britanya imparatorlu­ğunda ingiliz hegemonyasının İdeolojik etkinliğini vurgulayarak derin etki ya­ratmayı başarmıştı. 1915 yılından itibaren &#8220;Round Table&#8221; grupları Britanya, Güney Afrika, Kanada, Avustralya, Yeni Zelanda, Hindistan ve ABD&#8217;nde oluş­turuldu. Kasım 1916&#8242;da David Lloyd George&#8217;un yeni koalisyon hükümetine girdi. Savaş Bakanı (1918) olarak hizmet verdi ve sonra Sömürgeler Baka­nı/Sekreteri (1919-1921) oldu. 1925&#8242;te öldü.</p>
<p>Hiçbir zaman bu bağlamda araştırılmamış olan bir konu da; &#8220;açık top­lumcu ütopik burjuva entelektüellerinin pasif direniş &#8220;kahraman&#8221;ı olan Mohandas Karamçand Gandhi (1869-1948) &#8216;nin ‘gizem’li öyküsünün kesişme noktalarıdır. Babası Hinduların alt kastlarından tüccar &#8220;Vayçyas&#8221;lardan olup Kathiavar yarımadasındaki küçücük bir prensliğin babadan oğula geçen baş­bakanıydı. Fakat modern toplumun geçerli olan kapitalist üretim ilişkileri için­de ise, varlıklı bir tüccar burjuva ailesine üyeydi. Babasının yerine başbakan olacağı umudu ile Londra&#8217;ya hukuk okumaya gönderilmişti. 1888-1891 yılla­rında Londra&#8217;dayken 1890&#8242;da bir süre için oraya gelen Hintli yazar Rabindranath Tagor (1861- 1941) ile tanıştı. (Aynı zaman dilimleri içinde Round Table&#8217;ın temeli olan <strong>Rhodes to Stead </strong>derneğinin kurulduğunu tekrar anımsata­lım). 1891-93 yılları arasında Hindistan&#8217;daki avukatlık deneyiminden sonra Güney Afrika&#8217;ya gelmişti. 1893&#8242;ten 1914&#8242;e kadar bu ülkede kalmıştı. Sınıf ay­rımı olan kast toplumundan gelen biri olarak, ırk ayrımı ile tanıştığı bu toprak­larda Boer Savaşı&#8217;nda Britanya Sömürge Ordusu&#8217;nun hizmetindeki bir sağlık birliğini yönetmişti. (O sırada orada bulunan Rudyard Kipling&#8217;de hem yaralı­larla ilgileniyor, hem de askerler için bir gazete üretiyordu). Savaşın ardından &#8220;1904 yılında bir akşam Johannesbourg-Durban trenine bineceği sırada, bir ingiliz dostu (bu kişinin kimliği nedense hiç açıklanmamıştır! y.n.) ona filozof John Ruskin&#8217;in &#8220;Unto This Last&#8221;adlı kitabını&#8221; vermişti. O yıllarda yıllık ka­zancı beş bin sterlinden fazlaydı, bu o zaman Güney Afrika için çok zengin bi­ri olduğunu vurguluyordu. Bu varlık yapısıda XX. yüzyılın başında Britanya&#8217;da öğrenim görmüş, zengin tüccar bir aileden gelen zengin bir avukatın sömürge yönetimi ile arasındaki ilişkilerin o kadar da soğuk olamayacağının delilleriydi. Ne ki, <strong>Güney Afrika Komünist Partisi</strong>&#8216;nin elmas/pırlanta/altın madenlerinde insanlık dışı uygulamalara karşı örgütlediği grevlerde, özellikle Hintli maden işçilerini pasif davranarak uzlaşma yolları aramaları konusunda da teşvik ede­rek, grev kırıcılığı yapması, hiç şüphesiz sömürge yönetimindeki ideologların da dikkatini çekmiştir. O yıllarda emperyal oryantalizmin öncülerinden Ruskin-Kipling çizgisinde kurulacak olan Round Table&#8217;ın gücünü 1897&#8242;de oluştu­rulmaya başlanan &#8220;Milner&#8217;in Çocuk Bahçesi&#8221;den aldığını düşünürsek, (ki adam devşirmekte gerçek bir uzman olan <strong>A. </strong><strong>Milner</strong> 1906&#8242;ya kadar orada kal­mıştı) Gandi&#8217;nin özyaşamının anlatımında ilginç boşluklar olduğu görülmek­tedir. Ne ki, liberal burjuva &#8220;açık toplum&#8221; düşüncesinin mason localarına kayıtlı üç üstadı <strong>John </strong><strong>Ruskin </strong>(ingiliz) &#8211; <strong>Henry David Thoreau </strong>(1817-1862-Amerikalı) <strong>-Lev </strong><strong>Nikolayeviç Tolstoy </strong>(1828-1910-Rus) onun düşüncelerini etkiledi­ğini kendi açıklamıştı. Kasım 1913&#8242;te Transvaal&#8217;ın Hintlilere kapılarını kapa­ması üzerine örgütlediği kitlesel pasif hareketin etkisi özellikle Hindistan&#8217;da medya aracılığıyla yakından takip ettirilmişti. Kısa aralıklarla yapılan tutukla­malar ve baskılar ününe ün katıyordu! Böylece, Ocak 1915&#8242;te Hindistan&#8217;a dön­düğünde onu büyük bir kalabalık karşıladı. Resmi tarihlerde yer almayan bir başka nokta ise şuydu: o yıllarda <strong>Hindistan Komünist Partisi, </strong>Asya&#8217;nın en güçlü ve Hint işçi sınıfı içinde yaygın olarak örgütlenmiş proletarya partisi ola­rak Britanya sömürgeciliğine karşı devrimci şiddeti içeren eylemleride savunu­yor ve uyguluyordu. Britanyalıların bütün &#8220;böl ve yönet&#8221; taktiklerine karşın Parti, Hindistan emekçilerini bütün dini ve etnik ayrılıklara karşın biraraya ge­tirip örgütleme yönünde başarılar elde ediyordu. Britanya emperyal mâlî oli­garşisinin en büyük korkulu rüyası, işte bu gücün Hindistan&#8217;da siyasal iktidarı ele geçirmesiydi. Birilerinin Hint proletaryası ve paryasını bu &#8220;kızılların elin­den kurtarması gerekiyordu! 1913&#8242;te Nobel ödülü kazandırılmış ünlü şair <strong>R. Tagor </strong>ona ‘<strong>Mahatma’ </strong>dilenci partalları içindeki Yüce Ruh&#8221; adını yakıştırmış­tı. Ne hikmet ise &#8220;Yüce Ruh&#8221;, Emperyalist I.<strong> </strong>Paylaşım Savaşı&#8217;nda Britanya İmparatorluğu&#8217;na sadık kaldı. Rusya&#8217;da Ekim 1917&#8242;de <strong>Bolşevik </strong>darbesi ile ikti­darın <strong>Rusya Komünist Partisi&#8217;nin </strong>eline geçmesi ardından emperyalist müt­tefikler 1919&#8242;da Beyazları örgütleyerek iç savaş başlatmışlar, aynı zamanda da ablukaya başlamışlardı. Keza, Türkiye&#8217;de <strong>Kuvay-ı Milli’</strong>yeci<strong> </strong>güçler çeteler halinde silâha sarılarak tıpkı Rusya&#8217;daki gibi bir tepki vermeye başla­mışlardı. Bunun için &#8220;Yüce Ruh&#8221;un Nisan 1916&#8242;daki ilk hareketi; ki aslında onun pasif direniş hareketine güç verecek olan &#8220;olumlu ders&#8221;ti; 1516 saf, cahil ve İnanmış Hintlinin telefi ile sonuçlandı. Onun pasif yolu için, <strong>Kongre Partisi </strong>ör­güt olarak hizmetine sunuldu. 1920&#8242;de Britanya için, Rusya ve Türkiye&#8217;de akıbetin ne olacağı belirmeye başlayınca, Hindistan&#8217;ın stratejik önemi daha da art­mıştı&#8230;</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Round Table, </strong>Britanya emperyalizminin &#8220;havari&#8221;si Hindistan doğumlu <strong>Jo­seph </strong><strong>Rudyard </strong><strong>Kipling </strong>(1865-1936) &#8216;in idealleri doğrultusunda &#8220;Beyaz Adam&#8221;ın &#8220;Batmayan Güneş imparatorluğunu, kurtuluşunun yolunu bul­muştu. Onun &#8220;aziz&#8221; anısına adanmış olan ve emperyalist &#8220;oryantalizm&#8221;in her daim ve de her kılıf altında hegemonyasının sürekliliği için, en kullanışlı İde­oloji olduğu ortaya çıkan Hint Felsefesinin yaygınlaştırılması amacını güden <strong>Hope and Perseverance (Umut ve Sebat) </strong>locasının Londra-Cambridge Üni­versitesi onursal sembolik şubesi kuruldu. Anglo-Amerikan çıkarları doğrultu­sunda, kendilerini &#8220;müttefik&#8221; hülyasına kaptırmış evsahibi ülkelerden, genetik olarak işbirlikçi olan &#8220;İyi aile çocukları&#8221; içinden devşirilen adaylara burslar sağ­lanacak, Birleşik Krallık/Büyük Britanya&#8217;ya gelenler içindeki en &#8220;kullanılabilir romantikler&#8221; bu locaya kaydedilecekti. Bu locanın onursal üyesi de hiç şüphe­siz ünlü şair <strong>R. Tagor</strong>&#8216;du&#8230;1950&#8242;lerden sonra kapltalist-emperyallstler emekçi kitleler karşısında ne zaman sıkışsalar, onların önüne bir adet İngiliz tipi &#8216;sol­cu&#8217; (!) ; “Umudunuz” Yüce Ruh&#8221; çıkartır olmuşlardı!</p>
<p><span style="color:#ff0000;"><strong><span style="text-decoration:underline;">Hope </span></strong><strong><span style="text-decoration:underline;">and Perseverance-Umut ve Sebat Locası</span></strong><strong>, </strong></span>özgü &#8220;782 <strong>E.C&#8221;. </strong>No ile Hindistan-Pencap-Lahor&#8217;da ingilizce olarak kurulmuştu; bir sekreter arıyordu. 1895 yılında <strong>Kipling, </strong>Lahor&#8217;un mahalli bir gazetesinde editör yardımcısı olarak çalışırken babası da yetkin biri olarak Lahor Müzesinin müdürlüğü görevindeydi. Babası bir <strong>hürmasondu. </strong>O da bir <strong>hürmason </strong>ve Loca Sekreteri; &#8220;Adam/Er­kek ve Mason&#8221; oldu! <strong>Hürmasonluk </strong>bir kült olarak üstün kast ve tarikattı. Böy­lece bu mason bağlantısı yaşamı boyunca onun nüfuzu olacaktı. (Aynı locada üstad derecesi almıştı). <strong>Rudyard </strong><strong>Kipling </strong>1898&#8242;de Güney Afrika&#8217;ya gittiğin­de Britanya emperyalizminin diğer bir ikonu olan <strong>Cecil Rhodes </strong>ile arkadaş ol­ma fırsatını da yakaladı. 1907&#8242;de Nobel Edebiyat ödülü ile mükafatlandırıldı. <strong>Ulusal Savunma Ligi’ni </strong>faal olarak desteklemişti. Bu örgüt ulusal askeri servi­sin entrikası ile askeri harcamaların arttırılmasını öngörüyordu. Bunun üzerine bazı pasifistler ve sosyalistler <strong>Kipling</strong>&#8216;i ve onun destekçilerini en yüksek bir as­keri kast olan hiyerarşik bir toplum İnancındaki Alman Junkerizmini yansıtmak­la suçlamışlardı. 1914&#8242;te hükümetteki savaş karşıtlarının istifasının ardından gizli <strong>Savaş Propagandası Bürosu </strong>ile çalışmaya başlamıştı. 1915&#8242;te Kraliyet Donanması için bir broşür kaleme almıştı. (Donanma o sırada Çanakkale&#8217;de taarruzdaydı. Yurtlarını savunan Osmanlı / Türk askerlerinin kanlarını akıtmakla meşguldü!) &#8220;Edebi çalışmalar içinde post-sömürgeci teorinin doğuşu ile <strong>Kip­ling </strong>tekrar geniş bir alanda çalışılmış olmuştu fakat emperyalizmin bir kötü ruh­lu cin örneği olarak, onun çoğunlukla bir şeytanlaşmış figürü hâlâ&#8230;”</p>
<p>1910 ile 1961 arasında The Round Table adıyla yayın yapan dergi örgüt­lerin arasındaki iletişimi sağlıyordu. Grubun mâlî desteği <strong>Rhodes Trust, </strong><strong>Beti Brothers, Sis </strong><strong>Abe Bailey, </strong>Times gazetesi sahibi <strong>Astor </strong>ailesi, Londra&#8217;da <strong>Lazard Brothers, </strong>New York&#8217;da <strong>J. </strong><strong>P. Morgan</strong>&#8216;ın bankaları çevresinde toplanmış bir uluslararası bankerler grubu tarafından sağlanmaktaydı. New York grubu başlangıçta <strong>Frank Aydelotte, </strong><strong>George Louis Beer, </strong>Oxford dan <strong>Erwin D. Carham </strong>(Christian Science Monitor), <strong>Jerome D. Greene, Morgan Bank </strong>ortakla­rından <strong>Thomas </strong><strong>W. </strong><strong>Lamont, Walter Lippmann </strong>(New York Herald Tribune ya­zarı), <strong>Whitney Shepardson</strong>&#8216;dan oluşuyordu. Vakıflar aracılığıyla üniversiteler üzerinde denetim kurmuşlardı. <strong>Morgan Grubu, </strong>Harvard ve Columbia; <strong>Whit­ney </strong><strong>Grubu, </strong>Yale ve Princeton üzerinde etkin olurken Londra grubuda Londra Oxford üniversitesi üzerinde etkinlik sağlamıştı. The New York Times, NY He­rald Tribune, Washington Post, Boston Evening Transcript (artık yayınlanmı­yor), Christian Science Monitor-CSM (o zamanki yazı işleri müdür The Round Table&#8217;ın ABD muhabiriydi) The Round Table&#8217;ın yazı işleri müdürüde daha sonra <strong>Rhodes </strong><strong>Trusta </strong>genel sekreter; ardından da Britanya&#8217;nın Washington&#8217;da Büyükelçisi olacaktı&#8230;O sıralar o da aynı zamanda CSM’ün muhabirli­ğini yapıyordu. 1914&#8242;de <strong>Williard Straight, Payne Whitney</strong>&#8216;in mâlî desteği ile The New Republic dergisi kuruldu. Gazetenin amacı solu Anglo-Sakson eğili­me doğru yönlendirmekti. <strong>Williard Straight, </strong>Çin emperyal gümrüklerinde 1901&#8242;den 1912&#8242;ye kadar görevli bulunmuştu. Uzakdoğu uzmanı olan <strong>J. </strong><strong>P. Morgan Bankın </strong>ortaklarından <strong>William </strong><strong>C. </strong><strong>Whitney</strong>&#8216;in kızı, <strong>Standart </strong><strong>Oil </strong><strong>Trustdan </strong><strong>Olivier </strong><strong>Payne</strong>&#8216;in mirasçısının kızkardeşl <strong>Dorothy Payne-Whitney’le </strong>evliydi. Derginin yönetimi Harvard&#8217;tan yeni mezun, <strong>&#8220;Round Table&#8221; </strong>üyesi New York Herald Tribune yazarı <strong>Walter </strong><strong>Lippmann</strong>&#8216;a bırakıldı. Aynı za­manda Newsweek&#8221;m düzenli yazarlarından, hemde <strong>Whitney </strong>ailesinden Wall Streef&#8217;m temsilcisiydi. Britanya-ABD (Anglo-Sakson) konfederasyonu projesi­nin ateşli taraftarı ve takipçisiydi&#8230;</p>
<p>ABD&#8217;nin Emperyalist I. Paylaşım Savaşı&#8217;na girmesinde büyük etkileri ol­muştu. Fransa ve Britanya&#8217;daki kredilerinin güvence altına alınması bahanesi ile aslında bankerler ve sanayicilerden oluşan Amerikan mâlî oligarşisinin sa­vaş yatırımlarını arttırarak Sanayinin canlamasını sağlayarak, artı-değer rant­larını daha da arttırma arzularının ifadesi olarak basında açılan kampanya sonrası 6 Nisan 1917&#8242;de ABD&#8217;de Almanya&#8217;ya savaş açtı. <em>[1917'de Rusya'da Çarlık Duması'nda sosyal demokrat (Menşevik) avukat olan </em><strong><em>Alexandr </em></strong><strong><em>Fyodoroviç Kerensky </em></strong><em>ile işbirliğine gitmişlerdi. Mason locası üyesi olan <strong>Kerensky </strong>bu yolla devşirilmişti. Nisan devrimi sırasında <strong>Kornilov </strong>"coup'd'etat'ını önleme bahanesi ile hükümeti ele geçirmesinde <strong>Kerensky</strong>'e bü­yük destek sağlamışlardı. Fakat plânlarını <strong>Bolşevikler </strong>bozmuş. 1917 Ekim'in de onu yine bir darbe ile alaşağı etmişlerdi. <strong>Kerensky, </strong>ABD </em><em>Moskova </em><em>Büyükel­çisinin arabası ile kaçmıştı (Önce Fransa'ya 1940'da da ABD'ye sığınmıştı. 1970'de </em><em>New </em><em>York'da öldü.) 1919'da Sovyet Rusya'ya Anglo-Sakson lider­liğinde bir ambargo uygulatılmasında ilk sınavlarını vermişlerdi. Anglo-Saksonizmin, </em><em>Anglo </em><em>kanadını kıran diğer ülke olan Türkiye'ye de 1923'ten sonra bir 'gizli' ambargo uygulatacaklardı]</em></p>
<p><strong>&#8220;Round Table&#8221; </strong>gruplarından en önemlilerinden biri, 1922 yılında ABD-California-Preta Palm&#8217;da kuruldu. 1925 yılında <strong>Lionel Curtis, </strong><strong>RoundTable Group </strong>için en az on ülkeyi <strong>Institutes </strong><strong>of Pacific Relations&#8217;da </strong>örgütlemiştir. 1945 yılında <strong>CFR</strong>&#8216;nin Birleşik Devletler Devlet Bakanlığı&#8217;na öne­ri götürmesi ile <strong>Union </strong><strong>Nations </strong>(Birleşmiş Milletler) kuruldu. 1947&#8242;de <strong>Round ­Table Group, </strong>Hindistan&#8217;ın isteklerinin cevaplanması için bütün gücüyle yürek­lendiriyordu.</p>
<p>Merkezi Londra&#8217;da olan örgütün liderliğini 1925&#8242;e kadar <strong>Alfred </strong>Lord <strong>Win­ner; </strong>1925-1955 arasında <strong>Lionel Curtis; </strong>1955-1963 arasında <strong>Robert H. </strong>Lord <strong>Brand (Layerd </strong><strong>Banktan) </strong>; 1963&#8242;te başkanlığa <strong>Lazard Brothers&#8217;dan </strong><strong>Adam Massic </strong>getirilmişti. Daha sonra 1990 yılına kadar direktörlüğünü <strong>Edwin F. </strong><strong>Buck </strong>yapıyordu. 300 üyesi, bir kurmayı, 12 mahalli grubu bulunuyordu. 25 bin dolarlık mütevazi bir bütçe bildirimi yapmıştı. Diğer adı, <strong>Loyal Knights of the Round Table </strong><strong>(Yuvarlak Masanın Sadık Şövalyeleri) </strong>dir. <strong>Round Table Foun­dation </strong>olarak bilinen bir vakıflarıda vardır. <strong>Bilderberg </strong>çalışmalarına paralel olarak 1953 yılında Paris&#8217;te <strong>International </strong><strong>Conference </strong><strong>of the </strong><strong>Round Table </strong><strong>on Archives </strong><strong>(Uluslararası Yuvarlak Masa Konferansları Arşivi) </strong>kurulmuş­tur. Daha sonra Hollanda&#8217;ya taşınan örgütün 1991 yılında sekreterliğini <strong>Den Haag </strong>yapmaktaydı. (Yıllık konferansları; Çekoslovakya-Bratislava 1983, ABD-Texas-Austin 1985, Finlandiya-Helsinki 1986, İtalya-Riviera 1987, Brezilya-Rio de Janeiro 1989, Demokratik Almanya-Dresden 1990, ABD-Harlem 1991). 1983 yılında Fransa-Paris&#8217;te 29 üye ülkeden 5 kurmay kadronun ida­resinde ingilizce konuşan <strong>Round Table of Europen Industrialist- Avrupalı Sanayicilerin Yuvarlak Masası (ERT) </strong>örgütü kuruldu. (1989&#8242;da yönetici gö­revlisi <strong>Peter </strong><strong>Ekenger</strong>&#8216;di.)</p>
<p>Günümüzde <strong>Round Table </strong>diğer masonik örgütler gibi yardımseverlik gö­rüntüsü altında faaliyet göstermektedir. Bu faaliyetler sırasında üyelerinin de­neyimlerini genişletme, kendilerini açıklık içinde ifade etme, liderlik sanatını öğ­renme, sorumlu yurttaş konumlarını ve rollerini geliştirme imkanlarını sağlama amaçlanmıştır. Yine bu faaliyetler sırasında takım ruhunu oluşturma onlar için çok önemlidir. Son yıllarda özellikle Afrika ve Asya&#8217;da, faaliyetlerin koordine edilmesi için uluslararası masalar örgütlenmiştir. Afrika&#8217;da klinikler, Hong Kong&#8217;da mülteci köyleri, Hindistan&#8217;da kütüphane ve tedavi merkezleri bu ma­salar aracılığıyla kurulmuştur. <strong>Büyük Britanya </strong>ve <strong>İrlanda Round Table Ulusal Derneği </strong>her iki yılda bir yurtdışındaki üyeleri için <strong>British İsle </strong>(Britanya Adası) turları düzenlemektedir. Diğer ülkelerdeki <strong>Round Table </strong>dernekleri de benzer turları kendi ülkeleri için düzenlemektedirler. Kendilerinin açıkladığı üzere, bu turlarda <strong>Round Tablecılar </strong>&#8220;kendi ülkeleri hakkında normal turiste yetecek olan­dan daha fazla bilgi edinme olanağına sahip&#8221; olurlar! <strong>International Round­ Table, </strong>bütün Dünyadaki derneklerini birbirine bağlayan merkezdir. Yaklaşık 60 ülkede 60.000 civarında üyesi bulunan <strong>Hizmet Klüpleri Dünya Konseyinin </strong>kurucu üyelerinden biri olan <strong>RTI </strong>üyeleri yıllık kongreler nedeni ile seyahat eder­ler. <strong>Round Tablecılar </strong>ayda iki ya da dört kez akşam yemeklerinde biraraya ge­lirler. Üyelerin eşleri için etkinliklerde örgütlenmektedir. Davetli olması öncelik­li, 18-40 yaş arası yanlızca erkeklere açık olan üye adaylarından &#8220;dini inançla­rına ve siyasi düşüncelerine&#8221; bağlılık şartı aranmaktadır&#8230;</p>
<p><span style="color:#ff0000;"><strong><span style="text-decoration:underline;">Royal Institute of International Affairs &#8211; RIIA [Chatham </span></strong><strong><span style="text-decoration:underline;">House] </span></strong><strong><span style="text-decoration:underline;">(Uluslararası Meseleler Kraliyet Enstitüsü) ;</span></strong><strong></strong></span></p>
<p>1919&#8242;da <strong>The Round Table</strong>&#8216;ın Britanya-İngiliz seksiyonu olarak kurulan Anglo<strong>-CFR</strong>&#8216;sidir. Kanada&#8217;da <strong>RllA</strong>&#8216;nın çekirdeği <strong>Milner</strong>&#8216;ın Oxford’lu dostları <strong>Arthur Glazebrook, George </strong><strong>Parkin </strong>ve diğerleri tarafından oluşturulmuştur. Bunlar kuruluşu 1897&#8242;ye dayanan &#8220;Milner&#8217;ın Çocuk Bahçesi&#8221;nin eski üyeleri olup, Güney Afrika&#8217;daki çekirdeği oluşturan Sir <strong>Patrick </strong><strong>Duncan, B. K. </strong><strong>Long, Richard Feetham </strong>ve Sir <strong>Dougal Malcolm; </strong>Hindistan&#8217;dan Sir <strong>William Marris, </strong>Lord <strong>James Meston, </strong>Lord <strong>Malcolm Hailey; </strong>Avustralya ve Yeni Zelanda&#8217;dan <strong>Stead, </strong>ve <strong>Parkins Lionel Curtls</strong>&#8216;in devşirdiği kimselerdi. Ancak faaliyetlerini <strong>RT</strong>&#8216;ın aksine çok gizli olarak yürütmekteydiler.</p>
<p>Enstitünün gerçek kurucusunun <strong>Lionel Curtis </strong>olmasına rağmen bu olay uzun yıllar gizlendi ve o sadece kurucular arasından biri olarak kamuya tak­dim edildi. Daha yakın yıllarda her nasılsa, <strong>Curtis</strong>&#8216;in Enstitünün gerçek kuru­cusu olduğu Enstitü ve Enstitünün üyeleri tarafından herkese açıklandı. Ens­titü 30 Mayıs 1919&#8242;da Hotel Majestic&#8217;te Britanyalı ve Amerikalı uzmanların bir birleşik konferansında örgütlendi. Lord Robert Cecil&#8217;in önerisinde başkanlık Amerikan delegasyonundan General Tasker Bliss&#8217;e verildi. Barış Konferan­sından Britanya delegasyonu uzmanları neredeyse sadece <strong>Milner Grubu </strong>ve <strong>Cecil </strong><strong>Blokundan </strong>oluşmuştu. Amerikan uzmanlar grubu <strong>&#8220;Inquiry&#8221;, </strong>neredey­se tastamam olarak J. P. Morgan ve şirketinin egemenliğindeki enstitü (üni­versite) lerin bireyleri tarafından donatılmıştı. Bu raslantı değildi. Üstelik, <strong>Mil­ner Grubu </strong>daima J. P. Morgan ve değişik kollardan Carnegie Trust ortak ça­lışma arkadaşlıkları ile çok kapalı kalmış bağlantılara sahiptiler. Bu bağlantı­lar, uluslararası finans kapitalizminin dallanıp budaklanan kapalı örmesine sa­dece örneklerdir. Rhodes Trust&#8217;dan geçerek <strong>Milner Grubu </strong>tarafından mali holdinglerin denetlenmesinde büyük olasılıkla başlangıç noktasıdırlar. &#8220;Ulus­lararası sermayedarlar&#8221; terimi, <strong>Milner Grubu </strong>iç çemberinin birkaç üyesinin en yüksek doğrulukları ile etkili olabilmeleriydi. Hotel Majestic&#8217;teki toplantıda, Bri­tanya grubu; Lionel Curtis, Philip Kerr, Lord Robert Cecil, Lord Eustace Percy, Sir Eyre Crowe, Sir Cecil Hurst, J. W. Headlam-Morley, Geoffrey Dawson, Harold Temperley ve G. M. Gathorne-Hardy&#8217;i içeriyordu. O, ulus­lararası işlerin çalışması için sürekli bir örgüt kurulmasını ve Barış Konferan­sının bir tarihinin yazılmasını başlatmayı kararlaştırmıştı. Komite bu çalışma­nın yazılması düzenine nezaret etti. Komitede Lord Meston başkan, Lionel Curtis sekreterdi ve J. P. Morgan Şirketi&#8217;nden Thomas W. Lamont&#8217;ın 2000 sterlinlik bir armağanı ile finanse edildi. Bu gruba Harold Temperley çalışma­nın editörü olarak seçilmişti. O, RllA&#8217;ın desteği altında, 1920-1924 yıllarında altı kalın ciltte ortaya çıktı. Britanya örgütü bir komite tarafından düzenlendi, orada Lord Robert Cecil başkan, Lionel Curtis onursal sekreter ve üyeler ta­kip ediyorlardı: Lord Eustace Percy, J. A. C. (sonra Sir John) Tilley, Philip Noel-Baker, Clement Jones, Harold Temperley, A. L. Smith (Milner&#8217;ın sı­nıf arkadaşı ve <strong>Balliol’un </strong>Üstadı ), George W. Prothero ve Geoffrey Daw­son. Bu grup bir yapı düzenledi ve olası üyelerin bir listesini yaptı. Lionel Curtis ve Gathorne Hardy yasaları düzenledi. <strong>International Affairs&#8217;ın </strong>farklı enstitüler ile sıkı, birleştirilmiş <strong>Institute </strong><strong>of Pacific Relations-IPR (Pasifik İliş­kileri Enstitüsü) </strong>&#8216;ın farklı kolları vardı. Bu özgün bir biçimde Pasifik Leğeni&#8217;nin sorunları çalışmasının özel bir örgütü olarak Eylül 1924&#8242;de Atlantic City&#8217;de kurulmuştu. <strong>IPR, </strong>bölgelerdeki çıkarları ile sekiz ülkeden temsilcilerdi. Temsilciler Birleşik Krallık ve üç Britanya Dominyonlarından <strong>Milner Grubu </strong>ile sıkı arkadaşlık edenlerdi. Başlangıçta her ülke kendi ulusal birliğiydi, ama 1939&#8242;a kadar, dört Britanya bölgesi, <strong>Pacific Relations&#8217;ın </strong>mahalli enstitüsü mahalli <strong>Institute </strong><strong>of International </strong><strong>Affairs </strong>ile birleşmişti. Bundan önce de, her ülkenin iki enstitüsünde pratik olarak birbirinin yerine geçebilir görevliler, <strong>Mil­ner Grubu </strong>vasıtasıyla en önemli yeri tutmuşlardı. ABD&#8217;de, <strong>Institute </strong><strong>of Paci­fic </strong><strong>Relations, </strong>Council on Foreign Relations ile asla blrleşmedi, ama J. P. Morgan&#8217;ın ortak çalışma arkadaşlığı etkisi ve diğer uluslararası bankerler her ikisini de sağlam tuttu. Birleşik Devletler&#8217;in <strong>Institute </strong><strong>of Pacific Relations&#8217;ın </strong>da baş şahsiyet, uzun yıllar, Jerome D. Greene&#8217;di. Rockefeller ve Morgan&#8217;la samimi olan Bostonlu banker ve Harvard Üniversitesi’nin sekreteriydi. <strong>Institutes</strong> <strong>of Pacific </strong><strong>Relations </strong>birleşik toplantılar oluşturdu, bunlar Britanya üye ör­gütlerinden delegelerin benzer grubu ile ve Britanya Commonwealth ilişkileri üzerine benzer gayri resmi konferanslardı. Enstitünün, ABD, Rus, Çin, Britan­ya, Fransa, Hollanda (1950&#8242;den itibaren Rusya, Çin ve Hollanda&#8217;nın yerini Hindistan, Pakistan ve Japonya aldı) Kanada, Avustralya, Yeni Zelanda, Fili­pinlerde şubeleri vardı. New York&#8217;da bir uluslararası sekreterin yetkisi altında bir pasifik konseyi bulunuyordu. Enstitünün denetlediği dergilerden en önem­lisi Amerasia&#8217;ydı. Toplantılar arasında, merkezi örgüt, 1927&#8242;de düzenlenen <strong>Pacific </strong><strong>Council </strong>oldu, bir kendi-sürdüren gövdeydi. 1930&#8242;da, onun yedi üyesi­nin en az beşi <strong>Milner Gruptandı: Pacific </strong><strong>Council, </strong>1930 Jerome D. Greene (ABD), F. W. Eggleston (Avustralya), N. W. Rowell (Kanada), D. Z. T. Yul (Çin), Lionel Curtis (Birleşik Krallık), I. Nitobe (Japonya) Sir James Ailen (Yeni Zelanda). <strong>Milletler Cemiyetinden </strong>geçerek, orada <strong>Milner Grubun </strong>etki­si çok büyüktü, RIIA Commonwealth dışındaki ülkelerde onun entelektüel et­kisine erişmişti. Örneğin bu sayede <strong>Milletler Cemiyetinde </strong>Entelektüel İşbirli­ği Örgütü oluşmuştu. Bu örgüt iki ana kısımdan oluştu: (a) Entelektüel işbirli­ği üzerine Uluslararası Komite, bir tavsiye niteliğinde gövde ve (b) Uluslarara­sı Entelektüel İşbirliği Enstitüsü, Paris&#8217;te merkez büro ile Komite&#8217;nin bir yürü­tücü organı. <strong>Milner Grubu </strong>ile <strong>Cecil Bloku </strong>arasında günümüze kadar süren politik çekişmeler daha 1919 Barış Konferansı sonrasında başlamıştı. Bu Fransız &#8220;militarizm&#8221;ine ve Alman &#8220;despotizmine karşı tavırlardan, Doğu&#8217;da baş göstermiş olan &#8220;Bolşevik&#8221; tehdidine karşı alınacak tedbirlerden kaynakla­nıyordu. <strong>Milner Grubu </strong>köktenci çözümleri savunurken, <strong>Cecil </strong><strong>Bloktan </strong>ulusla­rarası Ortodoks banker Brand&#8217;la ifadelerini bulan pragmatik yaklaşımlar libe­ral fırsatçılığı ön plâna alıyordu. Bunlar <strong>Milner Grubun </strong>CFR ve RIIA içerisin­de ağırlıklarını koymasına karşın, RTI içinde egemen olacaklar RIIA ve Bilderberg içerisinde de politik sürtüşmelerini sürdürmeye devam ettikleri gözle­necektir.</p>
<p>1925-1955 yılları arasında Arnold Joseph Toynbee (1889-1975) ulusla­rarası tarih profesörü iken, RAII&#8217;ın araştırma müdürlüğü görevini yürütmüştür. Üniversite yıllarında Alfred Milner&#8217;in gizli ilişkiler arkadaşıydı, üniversiteyi bi­tirdikten sonra da Oxford üniversitesi öğretim üyeliği yaptı. Emperyalist I. Pay­laşım Savaşı&#8217;nın başlaması ile Dışişleri Bakanlığı bünyesindeki haberalma ör­gütünde çalıştı <strong>(Ml-6)</strong> 1919&#8242;da Paris Barış Konferansı&#8217;nda Britanya heyetin­de görev aldı. Ardından, Londra Üniversitesinde Bizans ve çağdaş Yunan araştırmaları profesörlüğünü üstlendi. Gizli servisin isteği ile Manchester Gu­ardian gazetesinin muhabiri olarak Türk İstiklâl Savaşı&#8217;nı izledi (1921-22). Bi­zans tarihi uzmanı olarak Türkiye üzerine kitaplar yazdı. Bunlar: Yunanistan ve Türkiye (1922) ve Türkiye, Bir Devletin Yeniden Doğuşu (1926) dur. Günün emperyalist &#8220;oryantalizm&#8221; modalarına uygun olarak uygarlıkların gelişmesi tezlerini Yunan köleci devleti tarihi modeline göre biçimlendirmiştir. Bir bakıma ünlü &#8220;Medeniyetler Çatışması&#8221; fantezisinin babası sayılabilir. 1945&#8242;ten sonra Britanya siyasetinin dümenine daha sağlamca geçen Anglo-Sakson mâlî oli­garşisinin beyni RIIA, bir gösterişler ülkesi olan Büyük Britanya&#8217;nın gerçek imparatoru ve &#8220;Batmayan Güneş imparatorluğu&#8221;nun pragmatik &#8220;derin devlet”inin gerçek hakimi ve yönetcisidir!</p>
<p>Britanya&#8217;nın eski sömürgeleri ABD&#8217;nin etki alanına girdikçe <strong>RIIA</strong>&#8216;da <strong>CFR </strong>yörüngesinde hareket etmeye başladı. Günümüzde çalışmalarını ünlü ide­ologları Sir. <strong>Popper</strong>&#8216;in önermeleri doğrultusunda &#8220;açık toplum&#8221; formülasyonuna göre müritlerinden <strong>George Soros </strong>tarafından biçimlendirilerek sürdür­mektedir. 2003&#8242;de Direktörlüğünü Prof. <strong>Victor </strong><strong>Bulmer-Thomas </strong>yapmaktaydı. Günümüzde, eski <strong>&#8220;CIA </strong>hotlak&#8221;ı (bu mahlası Batılı araştırmacılar takmıştır) Dr. <strong>DeAnne </strong><strong>Julius</strong>, <strong>RIIA </strong>Başkanı olarak faaliyet göstermektedir. 1949 do­ğumlu, hiç evlenmemiş bu bayanın özgeçmişi bütün anlatılarımızı özetler gi­bidir. Hem ABD, hem de Britanya vatandaşı olarak tam bir Anglo-Amerikandır. Washington&#8217;da <strong>Birleşik Devletler Hükümeti Sivil Servisinde </strong>ekonomi analisti (1970-71) ; ünlü <strong>CIA </strong>görevlisi &#8220;anarşist-filozof&#8221; <strong>Herbert </strong><strong>Marcuse</strong>&#8216;un son yuvası California Üniversitesinde öğretim üyeliği ve doçent (1972-75) ; Was­hington&#8217;da Güney Ülkelerinin mazlum halklarını soyup soğana çevirme meka­nizmasının başı olan <strong>Dünya Bankası </strong><strong>(World </strong><strong>Bank) </strong>&#8216;nda ekonomi danışma­nı (1975-82) ; aynı kentte sonra Londra&#8217;da <strong>Logan Assoc. </strong><strong>Inc</strong>.&#8217;te yönetim di­rektörü (1983-86) ; <strong>RIIA [Chatham House</strong>]&#8216;da Uluslararası Ekonomik Prog­ram direktörü (1986-89) ; küresel petrol karteli <strong>Royal Dutch </strong><strong>Shell Group</strong>&#8216;un baş ekonomisti (1989-93) ; <strong>British Airways </strong>PLC’da baş ekonomist (1993-97) ; Britanya emperyal mâlî oligarşisinin kalbi <strong>Bank of England’da Parasal Po­litika Komitesi </strong>üyeliği (1997-2001) ; 2003&#8242;ten beri <strong>RIIA </strong>Başkanı. Bütün bun­ların dışında &#8220;birleşmiş yönetimlerin stratejik plânlama&#8221; uzmanı olarak petrol karteli <strong>British Petroleum-BP, </strong><strong>Bank of England, Lloyds TSB Bank, Serco Group</strong>&#8216;ia yetki-dışı direktörlük; <strong>Institute of Development Studies </strong><strong>(Kalkınma Araştırmaları Enstitüsü), </strong>Sussex Üniversitesi, <strong>Society of Business </strong><strong>Econo­miste </strong>başkan yardımcılıkları görevlerinde bulunmuştur. Anglo-Amerikan İmparatorluğu&#8217;nun küresel hegemonyasının çıkarları için yapılması gerekenler konusunda derin bilgilerini yaygınlaştırmak için konferanslarda vermeyi ihmal etmeyen Dr. <strong>DeAnne Julius; </strong>20 Kasım 2003&#8242;te New York McGraw Hill&#8217;in sponsorluğunda, aynı yerde <strong>Foreign Policy </strong><strong>Association-FPA (Dış Politika Kurumu) </strong>davetlisi olarak &#8220;Terörizmle Savaşın Ekonomik Sonuçları&#8221; üzerinde aydınlatıcı bilgiler vermiştir! Aydınlatıcı bilgilerine mazhar olanlar arasında, <strong>Soros</strong>&#8216;un çok titiz &#8220;Etik&#8221;çilerinden olan Türk <strong>Arı Hareketide </strong>vardır (9 Eylül 2002) &#8230;Örgütün yazarları arasında Dr. <strong>Şirin Akıner</strong>&#8216;de (Merkezi Asya-Avrasya) bulunmaktadır.</p>
<p>2003&#8242;ten beri <strong>RIIA- </strong><strong>Chatham </strong><strong>House</strong>&#8216;ın başkanlar komitesini üyeler tara­fından gizli oyla seçilen Lord <strong>Hurd </strong>of West Well, Lord <strong>Robertson </strong>of Port El­len ve Barones <strong>Williams </strong>of Crosby teşkil etmektedir. Enstitünün kendi açıkla­masına göre, yaklaşık olarak 1500 kişisel üyesi, 267 işbirliği üyesi vardır.</p>
<p><strong>RllA</strong>&#8216;nın Irak işgali üzerine Eylül 2004&#8242;de yayınladığı raporunda; Anglo-Amerikan güçlerinin Irak&#8217;ta kaosa sürüklendiğini belirtirken üç senaryo öne sürmekteydi; birincisi, Şiilerin, Sünnilerin ve Kürtlerin geçici Irak hükümetine bağlılık göstermezlerse parçalanmaya sebep olacak bir içsavaş; ikincisi, ABD desteğindeki geçici hükümetin Irak&#8217;ın bütünlüğünü sağlaması; üçüncüsü, Kürtlerin bölgesel özerkliğinde bir Irak. Bu üç senaryodan birincisinin en güç­lü olarak görülmesi emperyal Anglo-Sakson &#8220;böl ve yönet&#8221; politikalarının en canlı örneklerinden birini teşkil ediyor.</p>
<p><strong>Gizli Ordular (RT &#8211; CFR &#8211; BG &#8211; TC)</strong><br />
<strong>Halid ÖZKUL</strong></p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/masonluk.wordpress.com/557/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/masonluk.wordpress.com/557/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/masonluk.wordpress.com/557/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/masonluk.wordpress.com/557/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/masonluk.wordpress.com/557/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/masonluk.wordpress.com/557/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/masonluk.wordpress.com/557/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/masonluk.wordpress.com/557/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/masonluk.wordpress.com/557/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/masonluk.wordpress.com/557/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/masonluk.wordpress.com/557/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/masonluk.wordpress.com/557/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/masonluk.wordpress.com/557/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/masonluk.wordpress.com/557/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=masonluk.wordpress.com&amp;blog=7436894&amp;post=557&amp;subd=masonluk&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://masonluk.wordpress.com/2010/11/08/the-roundtable-riia-chatham-house/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/be2b5c42b4acb9172011834d94829c44?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">masonluk</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://masonluk.files.wordpress.com/2010/11/ch.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">ch</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://masonluk.files.wordpress.com/2010/11/roundtable.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">roundtable</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://masonluk.files.wordpress.com/2010/11/roundtable_dervis.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">roundtable_dervis</media:title>
		</media:content>
	</item>
	</channel>
</rss>
